Gece perisi – Bölüm 5

“Çok pardon ya! Ben sandım ki! Eyvallah ağabey!” diyerek dönüp kulübe girdi sarhoş adam. O girene kadar Duygu ve gecenin kahramanı genç adam birbirlerine sarılmış vaziyette beklediler.

Duygu hemen geri çekilip üzerini başını toparladı, “Kusura bakmayın!” dedi gergin bir sesle, “Size borçlandım!”

“Gece elbisesi ve gece perisi!” dedi delikanlı gülümseyerek, “Elbisenin senin olmadığını söylemiştin?”

“Kötü yakalanmıştım!” dedi Duygu utanarak, “Beni kurtardığınız için yeniden teşekkür ederim, şimdi gitmem gerekiyor gerçekten!” dedi ve şoförün olduğu yere doğru yürümeye başladı.

Bu defa genç adam peşinden koşup, “Benim adım Murat!” dedi yanına gelip.

“Duygu!”

“Hiç değilse numaranızı alamaz mıyım gece perisi, hani belki bir çay ya da kahve içerek borcunu ödemek isteyebilirsin?”

Duygu az önce yanağına aldığı öpücüğün etkisiyle hâlâ çok heyecanlıydı. Bu genç adam Nuray’ın dediği gibi gerçekten çok çekici bir adamdı. Kötü birine de benzemiyordu ayrıca. Telefon numarasını vermekte bir sakınca görmedi ve vedalaşıp ayrıldılar.

Duygu olanları Nuray’a anlatırken neredeyse heyecandan ölecekti.

“Kızım ben aşık oldum galiba bu çocuğa!”

“Vallahi kulüpteki son gecende olanlar masallarda olanlara benziyor. Yakışıklı prens gelip seni sarhoş  ve kötü şövalyeden kurtarmış! Bir şey yazdı mı peki sonra?”

“Her gece ‘iyi geceler gece perisi’ yazıyor!”

“Sen ne yazıyorsun?”

“İyi geceler kahramanım!”

“Ay! Çok romantik gerçekten!” diye ellerini çırptı Nuray, “Peki görüşmeyecek misiniz?”

“Görüşeceğiz sanırım ama ben acele etmeyelim dedim. Sanırım o yüzden şimdilik böyle!”

Bir hafta sonra Murat ile buluşmaya gittiğinde heyecanı iki katına çıkmıştı Duygu’nun. Henüz Pınar anneye bir şey söylememişti. Zaten Murat ile nasıl tanıştıklarını asla anlatamazdı. O yüzden bir kafede ya da arkadaş ortamında tanıştık diyecekti. Belki o zaman o da kiminle buluştuğunu söylerdi Duygu’ya. Belki ikisi birlikte evlenirler, çifte nikah olurdu.

Onların buluştukları sırada Pınar anne de, Duygu’nun çok merak ettiği Yüksel bey ile çay içiyordu.

“Artık Duygu’ya senden bahsetmem gerekiyor. O benim kızım, ondan gizli bir şeyler yapmaktan hoşlanmıyorum.”

“Pınarcığım ben sana başından beri saklama dedim ama sen söylemek istemedin” dedi Yüksel bey yumuşak bir sesle.

“Evet ama kızcağız öyle şeyler yaşadı ki hayatta bir kez daha yanlız kalmaktan korkmasını istemiyorum.”

“Bunu konuştuk ya eğer o da isterse oğlanla hemen konuşacağım!”

“Dur acele etme, önce ona seni anlatayım, sonra evlenmek isteyip istemediğini sorarız!”

Pınar hanım da Duygu’nun son zamanlardaki neşesini ve mutluluğunu okuyabiliyordu gözlerinden.

“Nihayet okulu bitiriyorum Pınar anne! Üniversite sınavlarına da gireceğim! Okuyup sonra güzel bir işe gireceğim ve ömrünün sonuna kadar iyi yaşaman için sana ben bakacağım!” demişti heyecanla Duygu.

Nedense “Ben çok aşık oldum!” diyememişti.

Murat ile buluştukları ilk gün harika geçmişti Duygu’nun. Murat harika biriydi gerçekten, kibar, yakışıklı ve çok kültürlüydü. Bütün gün Duygu’ya bir sürü güzel şeyden bahsetmişti. O da müzikal ve tiyatrolardan hoşlanıyordu. Bir gün birlikte gitmeye karar verdiler hatta. Elbette çıkma da teklif etmiş, Duygu’da kabul etmişti. Onlar artık resmen sevgiliydiler.

Onunla her buluşmadan sonra Nuray’a uzun uzun anlatıyordu Duygu. Gece gündüz hiç durmadan ondan bahsetmek istiyordu.

“Pınar anneye de söylesen ona da anlatırsın işte!” diyordu Nuray ama onun bir şeyler sakladığını düşündüğü için olsa gerek bir türlü konuyu açamıyordu.

Bir gün Murat ile buluşup eve döndüğünde Pınar anneyi eski albümleri yaymış ağlarken buldu. Hemen yanına koşup sarıldı boynuna.

“Ne oldu Pınar anneciğim? Uzun süredir bunlara baktığını görmemiştim?”

Eğilip bir kaç fotoğrafı da o aldı. Sonra Pınar annenin elindekilere gözü takıldı. Bunları daha önce hiç görmediğine emindi. Fotoğraflarda Pınar anne gencecik ve çok güzeldi. yanında da uzun boylu yakışıklı bir adam duruyordu. Onun erkek kardeşi Sefa’yı hiç görmediği için ilk önce adamın o olduğunu sandı.

“Sefa amca mı bu yoksa?” dedi merakla fotoğrafı gösterip.

“Hayır değil!” dedi Pınar anne iç çekerek.

“Peki kim öyleyse?”

“Yüksel! Bizim mahallenin en yakışıklı delikanlısı!”

Daha önce Pınar annenin bu konudan hiç bahsetmediğini bilen Duygu onun yanın iyice yerleşip “Anlatsana aşık mıydın ona?” diye sordu merakla.

“Evet hem de nasıl aşıktım!” dedi Pınar anne.

“O sana aşık mıydı peki?”

“Evet o da bana çok aşıktı!”

“Sonra ne oldu peki?”

“Sonra biz onunla gizli gizli buluşmaya başladık. Amcası yurt dışında yaşıyordu, giderken anahtarlarını da Yüksel’lere bırakmışlardı. Mahalledekiler bizi görmesinler diye biz de sürekli o eve giderdik. Onu o kadar çok seviyordum ki, öl dese ölürdüm!”

“Sonra?”

“Sonra cahillik tabi, hamile kaldığımı farkettim. O yaşta hamile kaldığımı ne aileme ne de çevreme anlatamazdım. Neyse ki Yüksel öyle beni oyalayacak biri değildi. Hemen evlenmemizi önerdi bana! Neredeyse heyecandan ölecektim!”

“Harika!” diye ellerini çırptı önce Duygu, sonra Pınar annenin hiç evlenmemiş ve çocuk sahibi olmamış olduğunu hatırlayınca durdu ve yüzüne baktı.

Pınar hanım kızının soru dolu bakışlarının anlamını çözmüştü elbette.

“Bir gün annesi geldi ve Yüksel’i bir başka kızla nişanlayacaklarını ve onun peşini bırakmam gerektiğini söyledi. Ben de kabul etmedim ve ona bir torunları olacağını söyledim. O zaman daha çok sinirlendi ve aldırmassam beni bütün mahalleye rezil edeceğini, oğlunu zorla ayarttığımı söyledi.”

“Aman Allah’ım ne yaptın peki?”

“O zamanlar çok yakın bir arkadaşım vardı. O tek başına yaşıyordu, ailesi ona bir ev tutmuştu. Yaşça büyüktü biraz benden. O beni yanına alacağını, bana bakacağını söyledi.”

“Peki Yüksel?”

“O beni bir daha ne aradı, ne sordu. Ben de o arkadaşımın yanında çocuğumu doğurdum. Onun tanıdığı bir doktor vardı. Benden hiç bir para da istemediler. Ancak o kadar çabamıza rağmen çocuk ölü doğdu. Onu  bana göstermediler bile.”

Duygu’nun şaşkınlıktan dili tutulmuştu. Eliyle Pınar annesinin yanaklarından akan yaşları sildi.

“Yani sen de anne olmuştun öyle mi?”

“Evet güzel kızım ama Allah o çocuğu benim kucağıma almamı nasip etmedi. Sonra seni yolladı bana!”

Duygu’nun da gözleri dolmuştu, sımsıkı sarıldı hıçkıran kadıncağıza.

“Kim bilir ne kadar acı çekmişsindir, hem sevdiğin adam hem bebeğin gitmiş!”

“Evet yıllarca atlatamadım bunları. Sonra annenle karşılaştık. Sen ve o bana bütün geçmiş acıları unutturdunuz!”

“Annem de hep seninle acılarını unuttuğunu söylerdi! Bak şimdi de ben varım. Artık unutmalısın tüm bunları ve ikimiz mutlulukla yaşamalıyız Pınar anne! Haydi bana söz ver!”

“Ben de öyle olmasını umuyordum ve aslında neredeyse unutmuştu bile. O çocuğu sağlıkla doğuramadığım için de daima vicdan azabı çektim!”

(devam edecek)

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s