Gece perisi – Bölüm 1

Duygu babası küçük yaşta öldüğünden beri annesi ile yaşıyordu. Kenar mahallelerin birinde tek katlı bir gecekonduları vardı. Burası asfalt sokakların arasına dizilmiş köhne evlerden ziyade, bağlık bahçelik tek katlı evlerden oluşan güzel bir mahalleydi. Annesi Eda hanım bir gece kulubünde çalışıyordu. Eşini kaybettikten sonra kızına bakabilmek için iş ararken, yakın arkadaşı Pınar sayesinde bu işi bulmuştu.

Pınar hanımın ailesi zamanında çok zenginken babası sonradan iflas etmişti. Annesi bu iflasın ardından onları terketmiş, Pınar ve ağabeyi Sefa babaları da hapse girince ortada kalmışlardı. Pınar hanım baba evinde çocukluğundan beri piyano dersleri almıştı. Sefa’nın arkadaşının babası Necmettin bey iki kardeşe gece kulübünde iş teklif edince mecburen kabul etmişlerdi.

Allah’tan Necmettin bey gerçekten iyi niyetli bir insandı ve iki çocuğa sahip çıkmış başlarına kötü şeyler gelmeden kendi paralarını kazanma şansı sağlamıştı. Eda hanım da eşini kaybedip zor durumda kalınca onu da Pınar’a eşlik etmesi için işe almayı kabul etmişti. Sefa bir süre burada kız kardeşi ile çalıştıktan sonra kulüpte çalışan bir kadına aşık olmuş, onun peşinden de başka şehire yerleşmişti. Böylece Pınar’da ağabeyi ile birlikte yaşadıkları üç oda bir salon apartman dairesinden çıkıp, Eda hanımların evinin hemen yanında ve bir süre önce boşalan gece konduya taşındı.

Pınar hanımı öz teyzesi gibi seven Duygu’da çok mutlu olmuştu bu komşuluktan. Annesi ve Pınar teyzesi geceler kulübe gidince ona bir süre mahalledeki Necibe teyze bakmış sonra o liseye başlayınca da tek başına durmaya başlamıştı. Bu küçük mahallede herkes birbirini tanıdığı için kızı koruyup kolluyorlardı da.

Başlangıçta iki kadının gece kulübünde çalışıyor olması herkese ters gelmişti. Gece kulübü denilince kadınlara uygun olmayan veya para karşılığı erkeklerle birlikte olan kadınların çalıştığı yerler geliyordu akıllara. Burada da vardı benzer işleri yapan kadınlar. Hemen hepsi de kader kurbanıydı ama Pınar ve Duygu hanımlar Necmettin beyin korumasında sadece piyano eşliğinde şarkı söylüyorlar, müşteri ile asla muhatap olmadan da evlerine dönüyorlardı.

Bir süre sonra mahalleli de bu iki kadının ekmek parası peşinde insanlar olduklarını anlamış, onları aralarına kabul etmişlerdi. Kadınların gece çalışması hele ki bu tür yerlerde çalışmasına iyi gözle bakıması çok rastlanır bir durum değildi.

Necmettin beyin şoförü her akşam sahneleri bitince iki kadını evlerine kadar bırakıyordu. Bu yüzden adamcağıza her zaman dua ediyorlardı. Zaten onun yanında çalışan kadınların çoğu zor durumda olan, etrafın ötelediği, yaftaladığı kadınlardı. Hemen hepsinin de çocukları vardı. Bazıları alıştıkları işi yapmaya devam ediyorlardı elbette. Dünyanın her yerinde bu işleri yapan kadınlar vardı.

“Biz olmasak erkekleri sokaklardan zor alırdınız!” diyordu yaşı iyice ilerleyen Mesude abla, “Gene biz şanslıyız bu kulüpte, kenarda köşede izbe yerlerde ne şartlarda çalışanlar var!”

Gerçekten de kulüp diğerlerine göre daha nezih müşterilere sahipti. Daha da doğrusu paralı müşterileri olduğundan öyle her gece rezillik çıkan yerlerden değildi.

“Bu yüzden kulüp buranın adı!” diyordu Necmettin bey, “Yoksa pavyon olurdu!”

Pınar hanım iyi bir aileden gelip, iyi bir müzik eğitimi almış olduğu için her zaman müzikal ve konserlere meraklıydı. Mümkün olduğunca üçü birlikte biletler alıp şehre gelen başarılı oyun ve konserlere gitmeye çalışıyorlardı.

Daha önce Pınar hanımın Duygu’ya baktığı bir gece arkadaşlarıyla gidip çok beğendiği müzikalin yeniden şehre geldiğini öğrenince, Eda hanım kızı ve en yakın arkadaşına sürpriz yapıp ikisine bilet almıştı.  Eda hanım ona kızıyla gitmesinin daha uygun olduğu konusunda ısrar etse de, “Ben zaten daha önce izledim, sıra sizde!” diyerek ikisini birden göndermişti müzikale.

Kışın yeni yeni bastırdığı ve ayazın artık sarınıp, sarmalanmayı gerektirdiği o soğuk gecelerden biri olmasına rağmen, Pınar hanım ve Duygu heyecan içinde gitmişlerdi müzikali izlemeye. Eda hanım da onlar yokken evde uzun zamandır bekleyen işlerini halletmiş, sonra uyumadan bir duşa girmeye niyetlenmişti.

İkisi birden mutlulukla eve döndüklerinde Eda hanımı banyoda baygın bir halde bulunca paniğe kapılmışlar ve hemen ambulansı aramışlar, ancak Eda hanım sabahı göremeden korbonmonoksit zehirlenmesinden hayatını kaybetmişti.

Beklenmedik bir şekilde yaşanan bu acı olay Duygu’yu neredeyse iki yıl sürecek bir travmaya sürüklemiş, kızcağız annesinin banyodaki baygın halini aklından silemediği gibi, müzikale giderek onu ölüme terkettiiğini düşünerek kendini suçlamaya başlamıştı. Pınar hanım cenazenin ardından elinden geldiğince onu bu düşünceden kurtarmaya çalışsa da onu ikna edememişti.

Önce okulu bırakmış, ardından kendine hiç uygun olmayan garip arkadaşlar edinmiş, sonra eve geç gelmeye başlamış ve ardından da alkole başlamıştı. Artık on sekiz yaşına gelmiş olduğu için Pınar hanımı hiçe sayıp, “Bana karışamazsın!” diyerek kapıyı vuruo çıkıp gidiyor, kadıncağızın ya çantasından paralar aşırıyor ya da ödemediği hesap ve harcalamalar ardından ev adresine faturalanıyordu.

Pınar hanım defalarca onu takip etmiş, odaya kilitlemiş, gerek sakince, gerekse kızarak konuşmuş olsa da durumunda değişen bir şey olmuyordu. Kız annesini öldürdüğü için kendine berbat bir hayat yakıştırdığını söylüyor, o  masum neşesi ve güzelliği giderek soluyor ve kayboluyordu.

Pınar hanım en yakın arkadaşının emaneti olan Duygu’yu toparlamak için maddi ve manevi olarak ne yaparsa yapsın başarılı olamıyordu. Kızı götürmediği doktor ve psikolog kalmamıştı. Muayene sırasında gayet normal davranıyor sonrasında ne verilen telkinleri, ne ilaçları ne de tedavileri uyguluyor işine devam ediyordu.

Kadıncağızın yıllarda Eda hanımla gelecekleri için biriktirdikleri paraları da Duygu sayesinde erimeye başlamıştı. Pınar hanım kendi evini kapatmış ve Duygu’nun yanına taşınmıştı. Kendi ailesinden elinde kalan piyanosu şimdi Duygu’ların evinin salonunda duruyordu. Kızı zaptedebilmek için Necmettin bey ile konuşmuş çalışmaya da bir süreliğine ara vermişti. Akşamları evde tutabilirse onu karşısına alıyor annesi ile söyledikleri şarkıları çalıyor ve onun söylemesini istiyordu. Duygu’nun sesi annesininkinden de güzeldi ama bir iki şarkıdan sonra sıkılıp, kapısını kapatıp odasına giriveriyordu. Bir kaç kez kızın odasını temizlerken şişeler bulmuştu yatağının altında.

Sonunda bir akşam üzeri evde Duygu’nun gittiği yerden gelmesini beklerken, kızın çocukluk arkadaşı Nuray geldi kapıya. Koştuğu için nefesi kesilmişti.

“Hayırdır kızım? Yoksa Duygu’ya bir şey mi oldu?” dedi Pınar hanım telaşla. Söz konusu olan Duygu olunca son iki yıldır aklına hiç bir şey gelmiyor, sürekli tedirgin yaşıyordu zaten.

“Pınar teyze, Duygu şu tren istasyonunun orada takılan serserilerle bir arabaya bindi demin. Çok tuhaf görünüyordu, sanki çok sarhoş gibiydi ama sürekli gülüyordu. Ben onlardan korktuğum için yanlarına gidemedim ama hemen koşup geldim haber veremeye!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s