Yürek yanılmaz! – Bölüm 2

Sonunda gençler her şeyi ayarlayıp yola çıktılar. Kızların aileleri hepsinin Yalova’ya gittiğini sanıyordu. Oğlanlar aileleri kızların aileleri ile konuşur da yakalanırlar diye o hafta sonu bir arkdaşlarında kalacaklarını söylemişler. Hep birlikte şehir dışına çıkacaklarından bahsetmemişlerdi. Aslında böylece grupta hiç kimse ailesine gerçeği söylememişti. Gerçeği bilen tek kişi Dilaver’in amcasıydı. O da babası ile küs olduğu için kimseye bir şey söylemezdi.

Aynen planladıkları gibi Muzaffer kızları otogara bırakacakmış gibi topladı mahalleden. Aileler kapılardan camlardan el salladı kızlarına. Muzaffer’e de duacı oldular, kızlarına yardımcı olduğu için. Mahallenin dışında bir arazinin önünde park ettiiler Muzaffer’in arabasını ve Erdal’ın minibüsüne geçtiler. Gençler onlar gelince neşelendiler iyice.

Şarkılar, türküler çıktılar yola. Dilaver, Erdal’ın yanına oturmuş ona yolu tarif ediyordu devamlı. Diğerleri güle oynaya yolculuğun tadını çıkarttılar Erdal ve Berfu sanki tesadüfmüş gibi yan yana oturmuşlardı. Grup kendi arasında şamata yapsa bile, onlar da bir şekilde kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Diğerleri onlara bakıp göz kırptılar birbirlerine. Herkes bu gezide iki gencin arasını bulmaya kararlıydı. Böylece mahalle gençlerinden sevgili olanların sayısı üçe çıkacaktı.

Sevgili olanlar kendilerine yeni bir suç ortağı bulmuşlar gibi seviniyorlardı bu duruma. Erdal dikiz aynasından bakıyordu sürekli sevgilisine. Allah’tan Dilaver onu takip ediyordu da, kızın dikkatini dağıtmasına izin vermiyordu.

“Bırak  şimdi bakışmayı yola bak sen!” diye uyarıyordu onu sürekli. .

Kazasız belasız Dilaver’in amcasının evine vardılar. Ferruh bey dolapta yiyecek, içecek her şeyi bulabileceklerini söylemişti yeğenine. Bu yüzden gelirken bir şey almamışlardı.

“Zaten kalacağımız bir gece diyerek eksik olursa gider bakarız yakında bir markete!” diye karar vermişlerdi en son.

Dilaver kapıyı açtığında burunlarına dolan berbat koku yüzünden hepsi öğürdü önce. Muzaffer “Ne olmuş bu evde hayvan falan mı ölmüş?” diyerek içeri dalıp camları açtı hemen. Salona birleşik mutfağın tezgahının altından akan koyu renki suyu farkettiler sonra Sigorta attığı için buz dolabının içindeki her şey erimiş ve çürümüştü. Koku gerçekten dayanılmayacak kadar kötüydü. Erkekler öğürüp duran kızları dışarı çıkarıp, biz hallederiz diye kahramanlık yaptılar ama onların da kızlardan bir farkı yoktu.

Evin havalanması ve dolabın temizlenmesi bir saate yakın sürdü. Böylelikle evde yiyecek bir şey kalmadığından Sedat’ı Berfu ile birlikte yakındaki markete yollamaya karar verdiler. Sedat’ın buna bir itirazı yoktu elbette. Hemen Erdal’dan minibüsün anahtarını aldı ve dolabın pisliği ile uğraşan arkadaşlarına teşekkür edip Berfu’yu da alıp yola çıktı.

Dilaver on dakika ileride bir market olduğunu söylemişti. Amcası alışverişini oradan yapıyordu. Amcasını arayıp dolabın durumunu söyleyince, adamcağız marketi tarif etmişti.

Diğer kızlar Berfu ve Sedat minibüse binerken kıkırdadılar. Sedat onlara dönüp göz kırpınca iyice yükseldi kıkırdamaları. Kıpkırmızı olan Berfu markete varana kadar neredeyse hiç konuşmadı utancından. Kızlara hava  basan Sedat’ta minibüse binince dut yemiş bülbüle dönmüştü. Sadece marketin önüne park ettikten sonra “İşte geldik!” diyebildi.

Dolapta yiyecek ve içecek adına hiç bir şey kalmadığı için ertesi gün öğlene kadar onlara yetecek kadar şey almayı planlarken elbette konuşmak zorunda kaldılar. Konu kendileri olmayınca ikisi de gayet güzel sohbet edebiliyorlardı Kendilerince bir eksik olmadığına karar verince, parasını ödeyip araca yüklediler. Markette çözülen dilleri konuyu hiç değiştirmeden sohbete devam etmiş gidiyorlarken, Sedat aniden fren yapınca, başını yola çevirdi Berfu.

Yavru bir köpek yolun ortasında durmuş onlara bakıyordu.

“Ay ne kadar tatlı!” dedi Berfu sevgiyle.

Köpek bir türlü yoldan çekilmediği için Sedat hareket edemiyordu. Hayvan gerçekten o kadar sevimliydi ki onun da içi kaynamıştı gözlerine. Berfu’da onu sevdiğini belli edince. Minibüsten inip yanına gitti. Amacı onu hem yoldan çekmek hem de biraz severek Berfu’nun takdirini kazanmaktı. Hayvanları elbette çok seviyordu ama konunun içine Berfu girince her şeyi onun için yapmak istiyordu.

Sedat inip yavru köpeğin yanına gidince Berfu’da indi onunla. Köpek sanki onların gelmesini bekliyormuş gibi önce heyecanla kuyruğu salladı sona doğrudan asfalta yatıp göbeğini açarak “Beni sevin!” pozisyonuna geçti.

Yoldan geçen köylüyü o zaman farkettiler.

“Bu garibimin anası bırakıp gitti, beş yavruydular. Bir bu kaldı geriye. Bu da aç susuz buralarda ne kadar dayanır bilinmez!” dedi adam yürümesine devam ederek.

“Kıyamam!” dedi Berfu sanki küçük bir çocukla konuşur gibi.

“Bunun anasını da sizin gibi tatilciler bıraktı gittiydi zaten!” dedi adam bu sefer. Sesi deminkinden sert çıkmıştı.

“Hep böyle yapıyorlar!” dedi Sedat, “Çoluk çocuk istedi diye şu zavallıları alıyorlar para verip, sonra da sokağa bırakıyorlar. Bunun annesi gene iyi yaşamış yavrulamış buralarda.”

“Ya ne yapsak bırakmasak mı burada acaba?” dedi Berfu bu defe Sedat’ın gözünün içine bakarak.

“Haydi aldık arabaya bunu, dönerken ne yapacağız?” dedi Sedat bu sefer hevesli bir sesle, “Benim annemin köpek alerjisi var. Hayatta sokamam eve!”

“Ben alırım olmaz mı?”

Sedat öyle bir sevgiyle baktı ki Berfu’nun çocuk gibi bakan yüzüne, “Olmaz olur mu?” dedi yumuşak bir sesle.

“Sen iste ben dünyayı ayağına sereyim!” diye mırıldandı, köpeği kucaklayıp minibüsün arka koltuğuna koyarken.

Berfu yine kıpkırmızı oldu ama köpekle ilgileniyormuş gibi yaparak yol boyu sessizliğini ört bas etmeyi başardı bu sefer.

Sedat’da eve varana kadar yan gözle ona baktı durdu. Bu tatilin hiç bitmemesini diledi.

Ellerinde torbalar ve  peşlerinde yavru bir köpekle girdiler içeriye. Kızların hepsi birden atladılar köpeğin üzerine. Evdeki o berbat koku yok denecek kadar azalmıştı. Camlar hâlâ açıktı. Delikanlılar dolaptaki her şeyi çöp torbalarına boşaltmış. Elektrik direğinin  altına bırakmışlardı. Kapları olanları da makinaya koymuş çalıştırmışlardı. Meliha o kadar tiksinmişti ki kokudan, banyoda bulduğu çamaşır suyundan da koydurdu makinanın içine.

“Bu pisliğin mikrobu anca kırılır!” demişti çamaşır suyunu dökerken.

Malzemelerde gelince, hepsi neşe içinde mutfağa girdi. Gelir gelmez yemek yemeyi ummuşlardı aslında. Evin pis kokusu hepsinin midesini ayağa kaldırmıştı ama acıkmışlardı da. Son beş saattir hiç bir şey yememişlerdi. Kimi salata, kimi çorba derken bir saat içinde yemeğin de büyük kısmı hazır oldu. Sedat ve Berfu’nun aldıkları ekmeklerin neredeyse hiç kenarı kalmamıştı. Yemeklerin pişerken çıkardığı kokudan da iyice karnı acıkan, koparıp koparıp ağzına atıyordu geçerken.

Evin arkadaki koruluğa bakan kısmındaki geniş veranda da iki masa vardı. Onları birleştirp, masa ve sandalyeleri sildiler güzelce ve tabak, çanak ne lazımsa taşıdılar çabucak. Aslında keyifli uzun bir akşam yemeği hayal etmişlerdi ama açlık ağır basınca, sohbet bile etmeden silip süpürdüler her şeyi.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s