Kime niyet, kime kısmet – Bölüm 7

Gökhan’da yoğun uçuşlar yüzünden babasını karşısına alıp uzun konuşmak için uygun bir fırsat beklemeye karar verdi. Onun huyunu bilirdi, biraz sakinleştikten sonra ikna etmesi daha kolay olurdu. Aslında dul olacak bir durum olmadığını o da biliyordu. Hoş Gökhan için bunun da bir önemi yoktu zaten. Anlamsız bir dar kafalılıktı babasının yaptığı. Trabzon’dan Ankara’ya kız almaya gidip de yaşanılanların onur kırıcı olduğunu düşünüyordu Mustafa bey. En yakın arkadaşının kızı da olsa bu duruma düşürülmeyi hazmedememişti.

Arkadaşının düşüncesini tahmin eden Dursun bey de gitmedi Mustafa beyi üzerine. O da içerlemişti kızı için böyle olumsuz düşünüp geri çekilmelerine.

“Artık isteseler de vermem zaten!” diyordu içinden kendi kendine.

Böylece Tülay bilmese de aslında o da kurtulmuştu istemediği biriyle evlenmekten. Kerem’e yazsa mı, yazmasa mı kendi kendine düşünüp dururken geldi mesaj bir akşam Kerem’den.

“Merhaba! Her şey yolunda mı?” diye yazıyordu. Sonra birbirlerinin telefonlarını almadıkalarından, nasıl edindiklerinden, Derken gündelik hayattan, oradan, buradan, ortak yönlerden Kerem gelene kadar epeyce sohbet ettiler yazışarak.

İkisi de yeni birini tanımanın heyecanına kapılmışlardı. Kerem çok yakışıklı bir adamdı gerçekten ama aynı zamanda çok eğlenceli, hayatı yaşamayı seven ve pratik zekalıydı da. Tülay onun hayata bakışını çok beğenmişti. Tülay dünya güzeli değildi belki ama gerçekten çok zeki ve neşeli bir kızdı.

İnsanlar bedenleri devreye girmeyince, birbirlerinin ruhlarına daha yakın olabiliyorlardı belki de. İki ayrı ülkeden kısa zamanda yazışarak kaynaşmışlardı ikisi. Elbette birbirlerini görmüşlerdi ama olayların akışı yüzünden normal bir tanışma süreci yaşayamadan karı-koca durumuna düşmüşlerdi.

Kerem döner dönmez babalara söylemeden buluşup yüzyüze de bir kahve içmeye karar verdiler. İkisi de uyumadan birbirini düşünmeye başlamışlardı bile.

Kerem döner dönmez buluştular. Sonunda bu evrakların karışmasının sıradan bir tesadüf olmadığı noktasına geldi sohbetleri. Peki neden olmuştu o zaman, sadece istemedikleri insanlarla evlenemesinler diye mi tanımışlardı. Tanışmakla kalmamış evlenmişlerdi de.

“Dünya da önce evlenip sonra tanışıp arkadaşlık etmeye başlayan tek çift biziz herhalde demişti Tülay!”

“Boşanmasak mı?” demişti Kerem de.

İkisi de yarı şaka yarı ciddi söylenen bu sözlere kahkahalarla gülerken birbirlerinin gözlerinin içine bakmışlardı.

Dursun bey Kerem’in dönüş tarihini sürekli takip edip sorduğu için Tülay çok uzun süre saklayamamıştı babasından. Tesadüfi damadın geldiğini öğrenir öğrenmez Trabzon’dan kalkıp yeniden gelmişlerdi Tülay’ın anne ve babası. Boşanma işlemleri yapılırken de kızlarını yanlız bırakmak istemiyorlardı. Elbette bu defa işi şansa da bırakmaya niyetleri yoktu.

Cenk bey döneli bir hafta olmuş olmasına rağmen oğlunun boşanma konusuna girmediğini farkedince anlamıştı bir şeyler olduğunu. Hazır diğer kızda gitmişken, özgürlüğüne yeniden kavuşmak için çoktan harekete geçmesi gerekirdi Kerem’in. Tam aksine oğlan bahsetmiyordu bile. Sürekli mesajlaştığı veya gizli gizli telefonda konuştuğu da kaçmamıştı babasının gözünden. Bir kaç kez emin olamasa da Tülay dediğini de duymuştu konuşmalarında.

Dursun bey arayıp “Oğlunuz dönmüş, şu işi halletsek mi artık?” diye arayınca açtı konuyu oğluna.

Kerem’in yüzünde anlık olarak gelip giden ifadeyi görünce “Bana söylemek istediğin bir şey var mı?” diye sordu oğluna gözlerini kısarak.

Babasının durumu farkettiğini anlayan Kerem gülümsedi.

“Tülay’a hastanede iş mi bulacağız yani?” dedi Cebnk bey yeniden gülerek.

“Baba biliyorum çok saçma ama aşık oldum ben galiba!” dedi Kerem.

“Hem de karına!” dedi Cenk bey gülerek.

“Evet hem de karıma!”

Cenk bey, Dursun beyi arayıp, boşanma işlemlerine başlamadan önce otele gelip onlarla bir akşam kahve içmek istediklerini söyledi. Tülay yurtta kaldığı için anne ve babası gelince otelde kalıyorlardı.

Buna bir anlam veremeyen Dursun bey yine de bu nazik adamı kırmadı ve kabul etti tekliflerini. Cenk bey Kerem ile geleceklerini ve Tülay’ı da orada yeniden görmeyi umduklarını söyledi.

“Gene ne karıştırıyor bunlar!” diye iyice huylansa da yine bir şey belli etmedi Dursun bey.

Kerem bir şey söylemediği için Tülay’da bir anlam verememişti bu duruma.

“Babamın işleri işte!” diyerek gülmekle yetinmişti Kerem.

Sözleştikleri saatte otelin lobisinde kahve içmek için bir araya geldiler. Kerem ve Cenk bey siyah takım elbiseler giymişlerdi. Kerem’in elinde kocaman bir buket çiçek ile, kocaman kurdeleli bir paket vardı.

Tülay ve ailesinin şaşkın bakışlarına gülümseyerek yanıt verdiler ve çiçek ile buketi Tülay’a verdikten sonra oturdular.

“Evet sizi merakta bırakmadan konuya gireyim!” dedi Cenk bey hemen, “Getirdiklerimizden de anlaşılacağı üzere hayırlı bir iş için buradayız!”

Dursun bey ailenin boşanma işini şaya bulaştırdıklarını düşündüğü için gerilmişti iyice.

“Neler oluyor açıklar mısınız?” dedi ciddiyetle.

Tülay ve annesi çoktan anlamışlardı neler olduğunu.

“Allah’ın emri, peygamberin kavliyle gelinimiz Tülay’ı, oğlumuz Kerem’e istiyoruz dünürüm. Olan bu!” dedi Cenk bey gülerek.

Dursun bey dönüp kızının yüzüne baktı. Tülay heyecandan bayılacak gibi görünüyordu. Kerem ve ikisinin gözleri birbirine kilitlenmişti.

Dursun bey de gülmeye başladı, “Peki şimdi ne olacak?” dedi sonra.

Kerem ceketinin cebinden çıkardığı yüzüğü Tülay’ın parmağına takıp onu alnından öptü. Gençler ailelerinin ellerini öptüler. Garsonun getirdiğ kahve tepsisini Tülay servis etti.

Her şeyin sırası karışmıştı ama yine de detaylar atlanmamıştı. Şimdi çocuklara bir ev bulmak, döşemek  ve düğün yapmak gerekiyordu elbette.

Herkesin yüzü gülüyordu o akşam. Başından beri yaşanılan tüm karmaşa ve gerginlik harika bir sona bağlanmıştı hepsi için. Dursun bey Kerem ve babasını Trabzon’a davet etti. Düğün yapılana kadar gençler aileleri ile yaşamaya devam edeceklerdi.

Bir buçuk yıl sonra yine Trabzon’da Dursun beylerin yaylasındaydılar. Tülay bir ay sonra doğum yapacaktı.

Ha bu arada Gökhan babasını ikna edemese de Tülay’ın peşini bırakmamıştı. Onun Kerem ile boşanmadığını ve hatta boşanmayacağını öğrenince, iyice hırslandı. Yapacak bir şeyi yoktu elbette.

Babasına yeniden Tülay’ın peşine gittiğinden ve geri çevrildiğinden bahsetmedi. Zaten evlenemeycek kadar yoğundu onun  işleri. Tülay ikinci çocuğunun doğrurken hâlâ evlenmediği söyleniyordu.

SON

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s