Kime niyet, kime kısmet – Bölüm 5

Tülay gözlerini açtığında annesi baş ucundaydı.

“Tülaycığım, iyi misin kızım?” dedi endişeyle elini onun alnına koyup.

“İyiyim sanırım!” diyerek doğruldu Tülay yattığı yerden, etrafına bakındı ama tanıdık gelmedi bulunduğu oda.

“Neredeyiz anne? Neler oldu?” dedi merakla.

“Cenk beylerin evindeyiz kızım. Babanlarla avukatlar falan aşağıda ne yapılabilir diye konuşuyorlar”

Tülay’ın bayıldığı sırada arayan Cenk bey oğlu telefonu açmayınca onunla olduğunu sandığı avukatı aramıştı. Avukat ona gelinin zaten törene geldiğini, bu yüzden ona ihtiyaç kalmadığını düşünerek salondan ayrıldığını söyledi. Adamcağız bir yandan acılı gelinini ya da gelini olduğunu sandığı kızcağızı teselli ediyor. Bir yandan hastanede cenaze ile ilgili evrak işini hallediyor, bir yandan da neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Henüz salondan çok uzaklaşmamış olan avukata gelinin hastanede onunla olduğunu, bir yanlışlık olabileceğini ve geri dönüp kontrol etmesini  söyledi gerginlikle.

Avukat salona geri döndüğünde Kerem kucağında baygın gelini, etrafında şaşkın ve öfkeli bir  kaç  insan ile öylece duruyordu. Avukatın yanlarına gelip onlarla konuşmasından ve ardından Dursun beyin de kendi avukatını arayıp geri çağırmasından sonra tüm gerçek ortaya çıkmıştı  Hastaneden ayrılamayan Cenk beye de durum anlatılmıştı. Adamcağızın başından aşağı kaynar sular dökülmüş tek söyleyebildiği “Ben şimdi bu kızcağıza ne diyeceğim?” olmuştu.

Gerçekten de zavallı kızın babası öldükten sonra kimsesi kalmamıştı. Cenk beyin ve rahmetli babasının planlarına göre şimdiye resmi olarak bir aile olmuş olmaları gerekiyordu ve kızı alıp doğrudan evlerine götüreceklerdi. Ancak görünüşe göre şu an ailelerine hiç tanımadıkları başka bir kızı dahil etmişlerdi.

Annesi ayılır ayılmaz kızına tüm olanları anlattı. Zaten başı çatlayacak gibi olan Tülay’ın ağrısı bir kat daha arttı.

“Peki burada ne işimiz var?”

“Cenk bey istemimiz dışında da olsa dünür olduğumuzu ve nikahtan sonra hele ki sen böyle baygınken başka yere gitmemizin doğru olmayacağını söylemiş oğluna. Kendisi de gelini olması gereken kızcağız ile az önce geldi. Aşağıda bu işin altından nasıl çıkacaklarını konuşuyorlar”

“Ne yapacağız sahiden anne?!”

Tülay Fatih onu terkettiğinden beri başka hiç bir şeye odaklanmadığını ve olaylar bu noktaya gelene kadar da aslında hiç umursamadığını ve bunun aslında ne büyük bir hata olduğunu da daha yeni anlamıştı. Şimdi tüm anlayabildikleri ile ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu sadece.

“Vallahi bilmiyorum. Baban kız ayılınca gelin aşağı dedi”

Bu arada Tülay için eve bir doktor çağırıldığını ve adamın ona hafif bir sakinleştirici yapıp gittiğini anlatmayı unutmuştu annesi. Herkesin kafası o kadar karışıktı ki bu çok anlamsız bir detaydı tüm olayların içinde. Okuyucu Tülay’ın baygınlığını kimse umursamadı sanmasın diye açıklamak istiyorum.

Tülay  ve annesi aşağı indiklerinde herkes derin derin oflar çekerek oturuyordu. Babasını kaybeden ve konuşulanlardan iyice ortada kaldığını anlayan kız sessiz sessiz ağlıyordu bir kenarda. Yanındaki minik valizi hastaneden getirmiş olmalıydı.

Dursun bey, Mustafa bey ve Cenk bey bir yandan kahvelerini içiyor bir yandan avukatların telefonda danıştıkları konuşmaları dinlemeye çalışıyorlardı.

Aslında elbette danışılacak bir şey  yoktu.  Ortada korkunç bir karışıklık vardı. Tamam korkunç olmasa da epeyce bir karışıklık vardı. Neyse ki dönülmez bir noktada değildiler.

Kerem Tülay’ın merdivenlerden indiğini görür görmez ona doğru yürüdü. Kerem’in Tülay’a doğru yürüdüğünü gören Gökhan’da Tülay’a doğru yürüdü. Tülay son basamakta karşısında biri uzun boylu ve yakışıklı, diğer kıza boylu ve fena olmayan ama üniformalı iki adamın karşısında durdu öylece. Biri bu sabah evlenmesi gereken, diğeri yanlışlıkla evlendiği adamdı. Bir gerçek, bir müstakbel koca duruyordu karşısında. İşin daha da garip tarafı ikisinide hiç tanımıyordu ve ikisi şu anda anlamadığı bir rekabette gibiydiler.

“Hem de benim için!” dedi içinden ve farkında olmadan alaycı bir gülümseme yerleşti yüzüne.

Bu gülümsemeyi farkeden delikanlılar bunun söze girmeleri için verilen başlangıç işareti olduğunu düşünüp aynı anda “Konuşmamız lâzım!” dediler.

Tülay daha cevap vermeye fırsat bulamadan “Şimdi!” dediler kararlı bir sesle ve aynı anda.

Salondaki kafaların hepsi onlardan yana çevrilmişti. Tülay babasının yüzündeki ciddiyeti farkedince, harekete geçti. Önceliği nikahlı olan kocasına vererek, Gökhan’dan özür diledi.

“Önce bu işi çözelim, sonra seninle konuşalım olur mu?” dedi nazikçe.

Gökhan, Kerem’e öncelik verilmesine bozulmuş olsa da, birazdan Tülay’ın onu terkedip, kendisinin yanına geleceği mesajını aldığı için kasılarak geri çekildi ve babasının yanındaki koltuğa oturdu.

Kerem Tülay’ı salonun karşısındaki kütüphane odasına doğru götürüken, “Bununla mı evlencektin yani?” dedi yüzünü eğerek.

“Onu daha önce görmedim!” dedi Tülay tıslayarak, “Tıpkı seni görmediğim gibi!”

Az önce salonda hikayenin nasıl ilerlediğini dinleyen Kerem, kızın ne demek istediğini anladığı için bir şey demedi başka.

“Benimkini gördün mü?” dedi sonra gülerek.

“Zavallı kız babasını kaybetti şu yaşadıklarına bak şimdi!” dedi Tülay. Adını bile bilmediği kız için üzülmüştü gerçekten.

“Hep babamın hatası!” dedi bu kez öfkeyle Kerem.

“Haydi ne konuşacaksan söyle de içeri gidelim!” dedi Tülay sabırsızlıkla.

“Sen bu adamla evlenmek istiyor musun?”

“Kiminle, Gökhan ile mi? Hayır ama babam öyle istiyor!”

“Tamam! Bak ben de o kız için üzgünüm ama onunla evlenmek istemiyorum! İş birliği yaparsak bu işten yırtabiliriz!”

“Nasıl yani?” dedi Tülay merakla, “Nasıl kurtulacağız?”

“Öyle ya da böyle biz evlendik. Ve nikahlı olduğumuz sürece kimse bizi başkasıyla evlendiremez!”

Tülay durdu, “Vay canına!” dedi içinden, “Bu oğlan yakışıklı ama akıllı da aynı zamanda!”

“Bir şey söylemeyecek misin?” dedi Kerem ona bakarak.

“Boşanmayacağız öyle mi?”

“Evet öyle!”

“Ne yapacağız peki? Birlikte mi yaşayacağız? İçeride nikahlanmayı bekleyen o kızla oğlana ne diyeceğiz? Yıldırım aşkı olduk mu?”

“Evet öyle diyebiliriz! Bak sen de kaptın hemen olayı!”

“Bize kimse inanmaz ki!”

“İnanmasınlar, boşanmadığımız sürece bizi başkaları ile evlendiremezler! Zaten istediğimiz bu değil mi?”

“Evet bu aslında!” dedi Tülay düşünceli bir sesle. Bu düşünceyi sevmişti, “Bunu şimdi söylemek pek akıllıca olmayabilir ama bir bahane uydurmalıyız önce evli kalmak için!”

“Tamam! Benim yurt dışındaki eğitimimi senin de kendi okulundaki eğitimini bitirmen gerek! Boşanma ve yeniden evlenme için şu an vaktimiz yok. O zamana kadar nikahlı kalabiliriz!”

“Bu da ne demek oluyor!” dedi Gökhan öfkeyle ayağa kalkıp. Tülay ve Kerem planda anlaşmış az önce salona gelip oyunlarını oynamaya başlamışlardı.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s