Kime niyet, kime kısmet – Bölüm 4

Tülay ve Gökhan’ın anne babasının uçağı rötar yapınca nikaha yetişmeleri riske girmişti. Gökhan’da yurt dışı uçuşundan inip üniformasıyla yetişmeye çalışacaktı. Böyle giderse Tülay yanında sadece bir avukatla evlilik işlemlerini yapmak zorunda kalacaktı.

Öte yandan Kerem ve Cenk bey nikah dairesine erkenden gelmişlerdi. Elbette avukat’da öyle. Zavallı hasta hemşeri ve kızı, müstakbel gelin hastane odasında onları bekliyorlardı.

“Ne diye nikahı hastanede yapmayı düşünmedik ki!” diye hayıflanıyordu Cenk bey durmadan. İçinde bulundukları durum gerçekten tuhaftı çünkü. O sırada hastaneden telefon gelince, Kerem’i orada bırakıp oraya gitmek zorunda kaldı, hemşeri gitti gidecek noktasına gelmişti. Nikah olmadan ölmesini istemiyordu ki sözünü tuttuğunu görebilsin.

Nihayet herkes nikah için gerekli çağrıyı duyup nikah memurunun yanına geldi. İşlemler hızlıca yapılırken Tülay ve Kerem kafalarındaki sorulara henüz yanıt arıyorlardı.

“Babam hastaneye koşup kızı mı yolladı ki buraya!  Boyu boyuna uygun dediği kız bu mu yahu? Hap kadar bir şey bu neredeyse?” diyordu Kerem içinden.

“Allah Allah bu deve gibi adam beni cebine mi koyup gezdirecek. Sanki hatırladığım daha kısa boylu değil miydi? Pilotlar da gerçekten yakışıklı oluyormuş!” dedi Tülay içinden.

“Hem gelin, hem damat burada olacaktıysa bize neden gerek vardı?” diye soruyordu avukatlar da o sırada kendilerineç

Karışan dosyalardan habersiz birbirleri ile evlendikleri gerçeğiyle çok yakında yüzleşeceklerdi aileleriyle birlikte. Bu tarafta Tülay ve Kerem nikahı kıyılırken. Diğer nikah evlenecek çiftin ve  vekillerinin gelmemesi yüzünden iptal olmuştu.

Gelin hastanede babasının başında, damat ise yere inip nikahına yetişmek için kuleden iniş izni bekliyordu.

Avukatlar kendilerine ihtiyaç kalmadığını düşünüp salondan ayrıldıkları sırada, Gökhan ve Tülay’ın  ailesi girdiler kapıdan.

Kerem birden bire kapıdan giren bu kalabalığın tamamının Tülay’in ailesi olduğunu düşünmüş, onlar selamlaşırken kenardan izliyordu.

Ardından Gökhan girdi ve nikah dairesinin kapısında beyaz elbisesi ile durup ailesini öpen Tülay’ın yanına koştu hemen.

Onun ellerinden tutup, gözlerine baktı ve “Bu anı kaçıracağım diye çok korktum!” dedi romantik bir sesle.

“Bu beyefendi akrabamız mı?” dedi Kerem kendisinin yarısı kadar olan Gökhan’a bakarak.

Tülay üzerinde üniforması olan Gökhan’ın yüzünü son anda hatırlamıştı. Dönüp Kerem’e baktı yeniden. Bu gelen Gökhan ise evlendiği adam kimdi? Nikah anı zihninde yeniden canlanınca memurun söylediği ismin de, defter de yazan isminde Gökhan olmadığını hatırlayıverdi.

Kerem Tülay’ın yüzündeki şoka girmiş ifadenin kendi sözü üzerine olduğunu sanıp, o da tuhaf bir ifade takındı “Ne var yani?” der gibi.

Gökhan bu iyi giyinmiş, aşırı yakışıklı iri kıyım adamın Tülay’ın yanında ne aradığını ve samimiyetinin kaynağını merak etmişti aniden.

Gökhan ve Tülay’ın ailesinin yüzünde de aynı şaşkınlık ve merak ifadesi yerleşmişti. Ters giden bir şeyler olduğu gerçeğine en çok yaklaşan Tülay’dı aralarında.

Yanlış adamla evlenmişti ama bunun nasıl dolduğunu da, evlendiği adamın kim olduğunu da bilmiyordu.

Daha da kötüsü şimdi bunu ailelere ve Gökhan’a nasıl açıklayacaktı. Nikah kıyıldığı sorada burada sadece o vardı.

Bütün bu anlatılanlar otuz saniyelik bir sürenin içinde gerçekleştiği için Gökhan cevapsız bırakmadı Kerem’in sorusunu; “Asıl sen kimsin acaba?”

Bunu söylerken Tülay’ın ellerini bırakmış, Kerem’in önüne kadar gelip başını yukarı kaldırarak onun gözlerine bakmaya başlamıştı.

Mustafa bey oğlunun yanına gelip sakin olması için tuttu kolundan. Dursun bey de bir açıklama yapması için kızının yüzüne baktı.

“Kocasıyım!” dedi Kerem elindeki yüzüğü göstererek. O yaşanılanların vehametini anlayamadığı için gayet özgüvenli bir rahatlık içindeydi. Yurt dışındaki işini halledip döndükten sonra yapacağı ilk iş kız ile boşanmak olacaktı zaten. Babası hastanede olduğuna göre bu insanlar amca, hala veya teyzeleri olmalıydı. Madem onunla ilgilenecek bunca insan vardı da babası neden ona sahip çıkmak için illa Kerem ile nikahlanmasını istemişti anlayamıyordu şu an. Hani Cenk beyin hatırı olmasa iyice gıcıklık yapacaktı ama babasını üzmemek için sustu.

Tülay babasının soru dolu bakışlarını farkedince bir şeyler söylemek zorunda hissetti. Kerem’in parmağındaki alyansı göstermesinin ardından, müstakbel kayınvalidesi olması gereken kadıncağız derin bir “Hii!” çekerek eliyle ağzını kapatmıştı. Kerem’in hemen önünde duran Gökhan ve Babası kurulu saat gibi aynı hızla dönüp Tülay’a bakmışlardı. Elbette Dursun beyin yüzündeki şok ifadesini tanımlamaya gerek bile yoktu. Müstakbel dünürleri ve damadı hemen yanlarındayken aklından geçirdiği her kelimeyi söyleyemiyordu kızına karşı. O yüzden bir an önce onun bir şeyler söyleyerek durumu izah etmesini bekliyordu.

“Ben nasıl olduğunu bilmiyorum ama sanırım bu nikah işinde bir karışıklık olmuş!” dedi Tülay ağlayacak gibi bir sesle.

“Nasıl bir karışıklık?” dedi Kerem hayretle. Bu ailenin her şeye neden bu kadar hayretle ve merakla yaklaştığını düşünürken, kendini de onlardan biri gibi hissediyordu tam şu an.

Tülay tam ona dönmüş derin bir nefes alıp söze başlayacaktı ki, babası tuttu kolundan “Nasıl bir karışıklık kızım? Açık açık konuşsana? Kim bu adam?!” dedi en sonunda kendini kontrol edemeyip.

Kerem iç cebinde duran telefonu çalmaya başlayınca saniyelikte olsa herkes dönüp ona baktı ama sonra bakışlar yeniden Tülay’ın üzerinde toplandı.

Cenk bey arıyordu Kerem’i. Kayınpederi ne yazık ki vefat etmişti. Çok üzgündüler gelini ile birlikte.

“Zavallı kızcağız hâlâ odada hüngür hüngür ağlıyor!” dedi Cenk bey burnunu çekerek.

Kerem o sırada hâlâ ailesinin önünde şaşkın şaşkın duran Tülay’a baktı. Bu kız babasının ona fotoğrafını gönderdiği o uzun boylu, uzun bacaklı kız değildi sahiden. Zaten kız şimdi hastanede babasının cenazesi başında ağlıyorduysa iki yerde birden aynı anda olması mümkün değildi de.

Babasının hatta olduğuna aldırmadan telefonu kapattıp yeniden iç cebine koydu ve hırsla Tülay’ın yanına yürüdü. Ailesinin orada olmasına aldırmadan kızı kolundan çekip kendine çevirdi. Zaten ufak tefek olan Tülay bu güçlü çekişle öyle bir sarsıldı ki neredeyse düşecekti, son anda toparlandı.

“Bana baksana sen ne işler çeviriyorsun! Dolandırıcı mısın nesin? Polis çağıracağım, bizi tuzağa düşürdün!” diye bağırdı Kerem kızın kolunu bırakmadan. Bir yandan da her cümlede onu sarsmaya devam ediyordu.

İyice kafaları karışan Dursun bey ve Gökhan, adamın kızı sarsıp bağırdığını görünce tepkisel olarak üzerine doğru yürüdüler.

“Bıraksana kızı!” dedi Gökhan öfkeyle.

Her şey karmakarışık olmuştu ve herkes Tülay’ın bir açıklama yapmasını istiyordu nedense ama onun da bir açıklamaya ihtiyacı vardı. Sarsılıp durmanın da etksiyle en sonda yığılıverdi olduğu yere. Onun bu kendinden geçişi Kerem’i de korkuttuğu için bu sefer düşmesin diye kucakladı kızı.

Bu arada cebindeki telefon yeniden ötmeye başladı. Cenk bey oğluyla konuşurken hat kesildi sanmıştı.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s