Kime niyet, kime kısmet – Bölüm 3

O kart adam için terkedilmiş olmayı bir türlü hazmedemeyen Kerem babasıyla konuşup yurt dışında kısa bir  eğitim için başvuru yapmıştı. Kerem’in babası Cenk bey başından beri oğlunun Füsun ile evliliğini onaylamasa da artık onların yetişkin olduklarına karar verip karışmamıştı. Hatta evlendiklerinde hastane de Füsun için de bir iş ayarlayacağına oğluna söz vermişti. Bu yüzden  Füsun’un oğlunu terketmesine oldukça sevinmekle beraber, oğlunun bu travmayı bir türlü atlatamıyor  olmasına da canı sıkılıyordu. Gerek hastanede gerekse oğlunun arkadaş çevresinde Kerem’e hayranlık duyan bir sürü genç kız vardı. Oğlan hem yakışıklı, hem zengindi. Dolayısıyla da hayranı gerçekten istemedikleri kadar fazlaydı.

Cenk bey onun yurt dışına da Füsun yüzünden gittiğini biliyordu. Buradan uzaklaşmak istiyordu, daha doğrusu kaçmak!  Füsun aynı camiadan ünlü bir cerrahla evlenince ister istemez sosyal çevreleri kesişiyordu. Aynı çevre Kerem’in terkedilip, o adama gidildiğini bildiği için Kerem kendini gerçekten kötü hissediyordu.

Füsun ise oldukça mutlu görünüyordu, her davate ünlü kocası ile katılıyor, Cenk bey veya Kerem’i gördüğünde sanki hiç bir şey olmamış gibi kocaman gülümseyerek el sallıyordu.

Cenk bey de oğlu kadar rahatsızdı bu durumdan. Oğlunun  rahatsız olmasından rahatsızdı elbette, yoksa Füsun gibi bir kadını zerre kadar umursamazdı o. Oğlunun yerinde olsa hayatına çoktan birini dahil eder, Füsun’u da görmeze gelirdi ama Kerem ne yazık ki annesine çekmişti bu  konuda. Duygusal davranıyordu. bu duygusallıkla hasta yaklaşımını koruyup koruyamayacağı konusunda da şüpheleri vardı Cenk beyin başlangıçta ama Kerem işine  duygularını karıştırmadığını ispatlamıştı babasına.

İleride onun hastanenin başhekimi ve yönetim kurulu başkanı olmasını istiyordu. Ancak  ondan önce aşılması gereken Füsun travması vardı. Cenk bey  hem tıp dünyasının, hem de sosyetenin içinde olan, mal varlığı yüklü bir adam olsa da doğu kökenli bir aileden geliyordu. Toplum içinde çok göstermiyor olsa da geleneklerine bağlıydı. Oğluna rahmetli eşi gibi sadık, vefalı, iyi bir eş, iyi bir anne olacak bir kız bulmayı kafaya koymuştu bu yüzden. Kerem’in gidip bir Füsun daha bulmasını beklemeyecekti bu sefer.

Bir süredir Kerem’e sürekli kendi hemşerilerinden birinin kızından bahsediyordu ama Kerem onu duymuyor gibiydi. Aslında duyuyordu elbette ama yüreği almıyordu şimdi yeni bir ilişkiyi. Henüz kırılan onurunu onaramamıştı kendi içinde.

Kerem’in yurt dışı eğitimine burslu kabul edilemesinin hemen ardından gerekli evraklar hazırlanırken, oğlunu  yine sıkıştırdı bu kız konusunda.

“Bak boyu boyuna, suyu suyuna denk bir kız. Aile terbiyesi almış, görgülü, sıcak  kanlı bir kızcağız! Babası hasta yatağında cebelleşiyor. Bana telefon etti geçen gün, “Kızım sana emanettir!” dedi. Ne deseydim?”

“Ne dedin?” dedi Kerem hayretle babasının yüzüne bakarak.

“Tamam bu hafta bu işi çözeceğiz dedim elbette!” dedi Cenk bey nihayet dilinin altındaki baklayı çıkarmış olmanın rahatlığıyla.

“Baba!” dedi Kerem ters ters.

“Ne var oğlum? Adam öldü ölecek. Ölmeden kızının evlendiğini görmek istiyor, haksız mı?”

“Tanımadığım bir kızla niye evleneyim, bir! Ben zaten evlenmek istemiyorum, iki!  İki güne yurt dışına çıkmış olacağım ve döndüğümde adam ölmüş olacak zaten bu da üç!”

“Evet işte o yüzden şu evrak işi için verdiğin vekaleti kullacağız!” dedi Cenk bey kendinden emin bir şekilde.

“Ne için kullanacaksınız?” dedi Kerem yine hayretle.

“Nikah işlemleri için elbette oğlum. Sen git eğitimini al, biz nikahı kıyarız, sen gelince düğün yaparız.  Hiç değilse adamcağızın gözü ardında kalmaz!”

“Hayır baba sakın öyle bir şey yapayım deme!”

“Yahu Kerem uzatma! Sen git-gel, konuşuruz! Kızın fotoğrafını atacağım sana görsen su gibi, uzun boylu, uzun saçlı, uzun bacaklı!”

“Off baba! Off!” dedi Kerem sıkıntıyla. Gidene kadar babasını asla böyle bir şey yapmayacağı konusunda tembihledi durdu. En son “Yoksa gitmem!” deyince Cenk bey yarım ağızla da olsa söz verdi yapmayacağına.

Elbette tutmadı sözünü. Daha Kerem’in uçağının tekerlekleri yerden kesilir kesilmez verdi avukatına talimatı. Kızın kimliği ve bilgileri zaten hazırdı.

“Haydi hemen halledin bu işi!”

Böylece telefonda babasının aracılığı ile bir kez görüp hayal meyal hatırladığı Gökhan’ın evlenme teklifini kabul eden Tülay ile babasının kurduğu oyunla hemşerisinin kızıyla evlendirmeye zorlanan Kerem’in vekaletleri avukatları aracılığı ile işlem yapılacak kurumun kapısına kadar geldi. Hem de aynı gün, aynı saatte.

İki aceleci avukatın kapı ağzında birbirlerne çarpıp ellerindeki dosyaları dökmeleri ile karışan dosyalar, yeniden toplandıklarında bazı değişikliler olduğunu iki avukatta farketmedi.

Birbirlerinden özür dileyip, hızlıca dosyaları ilgili yerlere teslim ettiler ve ikisinin de vekaletle nikah işlemi başlattıklarını ve iki dosya içinde aynı günü tercih ettiklerini görünce birbirlerine gülümsediler ve temsil ettikleri çiftlere mutluluklar dileyerek birlikte ayrıldılar binadan.

Tülay’ın babası Dursun bey ile Gökhan’ın babası Mustafa bey ve tabi ki Kerem’in babası Cenk  bey ve seçtiği gelinin babası olan ölüm döşeğindeki hemşerisi işlemlerin başlamış olmasına  çok sevinmişlerdi.

Tülay babasının ve annesinin telefonda anlattıklarını sessizce dinliyor ve neredeyse şuursuzca “Tamam!” diyordu her söylenilene. Fatih’ten hâlâ bir ses çıkmamıştı. Ortak arkadaşlarının bir çoğuna Trabzon’lu bir ailenin oğlu ile evleneceğini duyurmuştu oysa. Üstelik damat çok başarılı bir pilottu. Fatih’in çoktan tepki göstermesi gerekirken çıt çıkmayınca iyice içerlemiş ve sersemlemişti. Nikah tarihine  yaklaşık on gün vardı. Onu okulun en önemli evresinden alıkoymamak için nikah Trabzon yerine Ankara’da kıyılacaktı.

Kerem’in evlendirileceği kızcağızın hasta babası da Ankara’da bir hastanede yattığından ve elbette Kerem ve ailesi de bu şehirde yaşadığından onların nikahı da burada olacaktı. Yani sadece aynı tarihte ve aynı saate değil aynı zamanda da aynı yerde evlenecekti Kerem ve Tülay.

Gökhan’ın yine uçuşu olduğundan nikaha gelememe ihtimali vardı. Vekalet burada da devreye girebilirdi ki nitekim öyle de oldu. Zaten şimdilik sadece yıldırım nikahı kıyılacağı için bunu kimse sorun etmiyordu. Tülay hâlâ şuursuz bir tavır sergilediği için o hiç dert etmiyordu. Anne ve babasının zoruyla olmayan damatla olan acele nikahına özel beyaz bir elbise almıştı yine de.  Bir aile fotoğrafı çektiririz en azından demişti annesi.

Kerem’in nikahı da yıldırım nikahı olacaktı, Cenk beyin ısrarı ile iki günlüğüne uçak bileti alıp dönmüştü, nikahtan sonra yaklaşık  yirmi gün daha yurt dışında kalıp sonra ülkeye dönecekti. Hasta hemşerinin  durumu iyice ağırlaştığı için o yirmi günü bekleyecek  zaman yok diyerek öncesinde gelmeye zorlamıştı babası.

Kız ise babasının her an ölebileceği endişesi taşıdığından nikah dairesine gelememiş onun nikahının da yine vekalet ile kıyılmasına karar verilmişti. Kerem için de bunun bir sakıncası yoktu. Zaten babasının zoruyla olan bu evliliği ne umursuyor, ne de yürüyeceğine inanıyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s