Kime niyet, kime kısmet – Bölüm 2

Kalan bir kaç arkadaşı da partiden ayrılınca Tülay iyice yanlız kaldı. Tam o da ayrılmak için Fatih’e bakınırken, babasının ortaya geçip ellerini çırptığını farkedip durdu. Adamcağız kalabalığa sesini duyurmak için biraz çaba sarfettikten sonra herkesin onu dinlediğinden emin olunca söze başladı.

“Değerli misafirlerimiz, bildiğiniz gibi bu gün bir araya gelme amacımız, biricik oğlumuz Fatih’in doğum günü olması”

Kalabalıktan bir alkış yükseldi Fatih için.

“Oğlum çok yakında doktor çıkacak! Onunla ne kadar gurur duyduğumuzu burada siz dostlarımızın önünde bir kez daha tekrarlamak isterim.”

Yeniden alkılşar yükseldi. Bu arada babası eliyle Fatih’i de yanına çağırmış, kolunu oğlunun omuzuna atmıştı.

“Onu bu noktaya getirmek için annesi de ben de çok mücadele verdik. İhtiyacı olan her şeyi ona elimizden geldiğince en iyi şekilde sunmaya gayret ettik. O da kötü bir evlat çıkmadı, emeklerimizi boşa çıkarmadı ve bizi hiç kırmadı.

Bu gece annesi, ben ve aile dostumuz Rahmi beylerle birlikte bir sürpriz hazırladık. Aslında bizim yıllardır konuştuğunuz, karar verdiğimiz bir konuyu şimdi sizlerin önünde açıklamak istiyorum. Fatih’in babası Ali Rıza bey bu defa Rahmi bey ve eşini çağırdı yanlarına.

Herkes merak kesilmiş bu anı izliyordu. Elbette Tülay’da öyle. Bu merasimi izleyip yurda ondan sonra dönecekti. Sürekli sabit durmaktan ayakları şişmişti zaten.

Fatih’te ne olduğunu anlamamış merakla babasının ve yanlarına gelen annesinin yüzüne bakıyordu. Rahmi beylerle birlikte ne planlamış olabilirlerdi.

“Evet! Hepimiz burada bir arada olduğumuza göre artık söyleyebilirim! Rahmi beyin güzel kızı Rabia ile oğlumuz Fatih’in çok yakında evlenecekleri haberini sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyoruz! Kızımız bu gün bizimle değil ama çoğunuz onu tanıyorsunuz zaten!”

Kalabalıktan öncekilerden daha coşkulu bir alkış tufanı yükseldiğinde Tülay neredeyse bayılacak gibi hissediyordu. Kalabalık aileleri tebrik etmek için etraflarını sardığından şu anda Fatih’i göremiyordu ama anlaşılan onunda buna bir itirazı yoktu ve hatta haberi bile vardı belki de. Sızlayan ayaklarını rahatlatmak için ayakkabılarını çıkarıp eline aldı. Artık Fatih  veya ailesinin bir anlamı kalmamıştı! Öfkeyle ayrıldı bahçeden! Kimse farketmedi gidişini.

Fatin kalabalığın içinde şoka girmiş bir vaziyette kalakalmıştı. O kadar şaşırmıştı ki devam eden bir saat boyunca Tülay’ın varlığını hatırlamadı bile. Hatırladığında ise ne yapacağını, ona ne söyleyeceğini bilemiyordu bile. Bahçeyi arayıp onu bulamayınca derin bir nefes aldı önce. Eğer Tülay öfkelenip burada bir kavga çıkarmış olsaydı bütün ailesi ve çevrelerine rezil olurlardı. Gece herkes gittikten sonra arayıp onunla konuşacaktı. Tabi eğer telefonu açarsa. Açmasa da en azından mesaj yazardı. Bu konuyu yarın sabaha bırakmanın çok geç olabileceğinin farkındaydı. Öte yandan anne ve babasına karşı gelemeyeceğinin de farkındaydı. Tülay’ı ikna etse bile sonrasında ne olacağını kendisi de bilmiyordu. Rahmi beyin kızı Rabia’yı yıllardır tanırdı. Uzun boylu, sarışın ve çok hoş bir kızdı. Hukuk fakültesinde okuyordu. Sonra babasının şirketinde avukat olacaktı. Tülay ile kıyaslandığında kim olsa Rabia’yı seçerdi. Babası ve Rahmi bey birlikte duyurduklarına göre demek Rabia’da onu beğeniyordu. Belki de Tülay’a hemen mesaj atmayıp biraz beklemeliydi. Hem Tülay’ın sinirleri yatışırdı bu süreç içinde.

O gece ve sonraki günlerde Tülay’ın telefonuna Fatih’ten ne bir arama, ne de bir mesaj geldi. Nasıl olduysa okulda da bir şekilde karşılaşmadılar. Tülay kendini o kadar kötü hissediyordu ki, devam mecburiyeti olmasına rağmen rapor alıp yurda  kapanmış ve kendini derslere vermeye uğraşmıştı. Hızlıca okula gidip sınavlara giriyor sonra yeniden yurda dönüyordu. Zayıflamış, rengi solmuş ve kendini iyice bırakmıştı.

Diğerleri partiden erken ayrıldıkları için Fatih’in başkası ile evleneceğini duymamışlardı. Tülay’ın halini görüp, onu Fatih ile yanyana görmeyince bir sorun olduğunu anladılar ama her şey o kadar hızlı akıp gidiyordu ki bunun geçici bir küslük olduğunu sanıp üzerinde durmadılar. Artık mezun oluyorlardı ve hepsinin hayatında başka bir dönem başlayacaktı.

Bu arada Dursun bey sık sık kızın arıyor ve ne zaman döneceğini soruyordu. Sürekli okul takvimini tekrarlasa bile babasının neden ısrarla aynı soruyu sorduğunu anlayamayan Tülay en sonunda “Baba neden bu kadar önemli dönüş tarihim?” deyiverince babası Mustafa beyin oğlu Gökhan’ın onunla evlenmek istediğini ve sürekli onu sıkıştırdıkları için onun da sürekli sormak zorunda kalıdığından bahsetti.

Fatih’in davet ettiği partide bir başkası ile evleneceğini açıklaması ve ardından Tülay’ı hiç arayıp sormamasına o kadar hırslanmıştı ki, babasının sözlerini doğru dürüst anlayıp dinlemeden “Tamam ! Evleneceğim!” diye çıkıverdi ağzından.

Dursun bey bile  kızının bu kadar kolay ikna olmasına şaşırmıştı.

“E madem törenden önce geldiğinde bir vekalet çıkaralım da işlemleri başlatalım biz, sen diploma işlerini halledene kadar. Zaten Gökhan oğlumda sürekli uçuşta olduğundan o da vekalet verecek gitmeden!”

“Tamam!” dedi hırsla Tülay. Fatih’inde onun evleneceğini duyup yıkılmasını istiyordu. Elbet pişman olacaktı bu kararından o pislik!

Böylece son iki üç yıldır Fatih ile evlenmeyi planlarken, ömrü boyunca belki bir kez gördüğü bir adamla evlenmeyi kabul etmiş olmuştu. Hem de onunla yüz yüze bile konıuşmadan. Daha önce bir kez Trabzon’da karşılaştıklarını hatırlıyordu ama simasını bir türlü çıkaramıyordu.

“Neyse yüzüne bakılmayacak gibi olsa hatırlardım herhalde!” dedi kendi kendine.

Finaller bitince diploma işlemlerine kadar olan aradaki boşlukta Trabzon’a gidecekti. Babasının dediğine göre Gökhan o tarihlerde orada olamayacağı için görüşemeyeceklerdi ama o da vekaleti çıkartıp avukata verdi mi evlilik işlemleri başlatılacaktı.

Tülay hayal kırıklığının neticesinde kırk yıl düşünse yapacağını asla akıl edemediği bir evliliğe sürüklenirken, Kerem’de bir yıldır deliler gibi aşık olduğu ve evleneceklerini sandığı kız arkadaşı tarafından terkedilmiş, kendi kendini yiyip bitiriyordu. Annesini çok küçük yaşta kaybetmiş, babasıyla büyümüştü. Üniversiteyi iki yıl önce bitirmişti babasının sahibi olduğu hastanede stajını yapıyordu. Füsun ile bir arkadaş toplantısında tanışmışlardı. Hemşireydi ve gerçekten çok cana yakın ve çok güzel bir kızdı. Oldukça yapılı ve yakışıklı olan Kerem’le onu herkes çok yakıştırmıştı. İkisi birlikte kırmızı halıya çıkan film yıldızlarına benziyorlardı. Bu ilişkinin başlaması ile ikisinin de hayranları epey hayal kırıklığın uğramışlardı.

Onların nazarı değmiş ya da ahı tutmuş olmalıydı ki, Füsun Amerika’dan yeni gelen bir kalp cerrahı ile ani bir evlilik kararı almış ve Kerem’i terketmişti. Üstelik adam Füsun’dan tam on yaş büyük daha önce üç evlilik geçirmişti. Saçları seyrelmeye başlamış, hafif de göbeği vardı. Kerem o adam için terkedildiğini duyunca bunun bir şaka olduğunu sanmıştı ilk önce. Füsun’ın gerekçesi ise Kerem’in evleneceği adamın geldiği kariyer noktası ve zenginliğe gelebilmesi için yıllar gerektiği ve hazırı varken onun bunu beklemek istemediğiydi.

“O adam senin bacak boyun kadar Füsun!” gibi abuk bir cümle çıkmıştı sadece ağzından, telefonu çoktan kapamıştı Füsun o lafını bitirmeden. Telefonda terkedilmek ayrıca ağırına gitmişti.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s