Kime niyet, kime kısmet – Bölüm 1

Tülay tıp fakültesinde  okurken tanıştığı Fatih ile evlenme  hayalleri kuruyordu. İkisinin de mezuniyetlerine  bir yıl kalmış ondan sonra sınavlara gireceklerdi. Tülay’ın ailesi mezun olmadan evliliğe sıcak bakmadığı için henüz onlara Fatih’ten bahsetmemişti ama ikisi sürekli evlenecekleri günün hayalini kuruyorlardı.

Tülay Trabzon’da yaşayan ailesine henüz söyleyemediği için Fatih’e karşı kendisini mahcup hissederken, onun da ailesine henüz Tülay’dan bahsetmediğini bilmiyordu elbette. Fatih’in ailesi oldukça varlıklı ve şehrin ileri gelen ailelerindendi. Üniversiteye her yıl yüklü miktarda bağış yaptığı için herkes onu ve oğlunu tanıyordu.

Tülay bu kadar popüler bir delikanlının kendisi ile ilgileniyor olduğuna önce inanamıştı. Öyle ahım şahım bir tarafı yoktu. Boyu ortalamanın altındaydı üstelik. Bakanın bir daha bakacağı bir güzelliği de bulunmuyordu ama nasıl olmuşsa Fatih’in dikkatini çekmeyi başarmıştı ikinci sınıfta ve o zamandan beri de çıkıyorlardı. Tülay yurtta kaldığı için okul dışında  görüşmeleri de çok sorun olmuyordu. Eğer Trabzon’da olsalardı babası asla böyle bir ilişkiye izin vermezdi.

“Okulu bitirin, evlenin!” derdi doğrudan.

Bu arada Dursun bey de boş durmuyordu aslında. Yakında doktor çıkacak kızı için kendi ahbap çevresinden çok sevdiği bir dostunun oğlunu  düşünüyordu. Teklif karşı taraftan gelmişti tabi. Yoksa Dursun bey kızını her gözüne kestirdiğine pazarlayacak kadar gurursuz bir adam değildi. Mustafa beyin oğlu Gökhan Tülay’ı Trabzona ailesinin yanına geldiğinde görmüştü. O da çok iri yarı bir delikanlı sayılmazdı. Tülay’ı öyle çıtı pıtı, hanım hanımcık görüp, bir de doktor çıkacağını öğrenince pek beğenmiş hemen babasıyla konuşmuştu.  Gökhan’da pilot olduğu için sürekli uçuşları vardı. Tülay’ında mesleğe atıldıktan sonra nöbetleri olacağından, meslekleri birbirini dengeler diye düşünmüştü ayrıca.

Mustafa bey oğlu onunla konuştukta hemen sonra Dursun beye açılmıştı ama Tülay okula döndüğünden onunla konuşacak fırsatı olamamıştı adamcağızın. Böyle bir şeyi kızına telefonda da söylemek istemediği için onun yeniden Trabzon’e gelmesini beklemek istiyordu.

Mezuniyetlerine az bir zaman kala Fatih’in doğum günü için onların evinde bir parti düzenlemişti. Partiyi düzenleyen Fatih’in annesi Suadiye hanımdı. Bu yaşta hâlâ ailesinin doğum günü partisi düzenlediği bir adamla birlikte olmak Tülay’a biraz tuhaf gelmişti ama kayınvalidesine de alışması gerekiyordu. Bu parti onlarla ilk yüz yüze gelişi olacaktı. Önceki sene de Fatih’in ailesi bir parti vermiş ama ona arkadaşları yerine kendi sosyal çevrelerini çağırdıkları için Tülay gidememiş, biraz da bozulmuştu. Onlar Fatih ile sonradan kutlamışlardı başbaşa.

Suadiye hanım bu sefer oğlunun isteğiyle bir kaç arkadaşını davet etmesine izin vermişti. Aslında Fatih’in okul arkadaşlarını kendi sosyal çevrelerine sokmayı pek istemiyordu. Hangisinin nasıl bir aileden geldiğini bilemediği için partiye davet ettiği elit tabakaya onları tanıştırmak sorun oluyordu. Gençler fazla rahat davranıyorlar ve ortama uymayan davranışlar gösterebiliyorlardı. Bu davetin sonuncunda Fatih’in kotla gelecek arkadaşları olacağından da emindi örneğin. Yine de oğlu kendi doğrum günü olduğunu söyleyerek, okul arkadaşlarının da gelmesi gerektiği konusunda baskı yapmıştuı.

Aslında Fatih’in umurunda olan tek kişi Tülay’dı ve bu ısrarın sebebi, önceki yıl kızın partiye davet edilmediği için çok bozulmuş olmasıydı. Ailesine henüz ondan bahsetmediği için tek başına onu çağırması göze batar diye düşündüğünden bir kaç kişiye daha söyledi.

Tülay, Fatih’in ailesi üzerinde iyi bir izlenim bırakmak için o güne  özel bir elbise almıştı kendine. Kuaföre gidip saçlarını hoş bir topuz ve hafif bir makyaj yapmıştı. Onu daima okula geldiği salaş kıyafetler içinde gören Fatih çok beğenmişti kız arkadaşının bu halini. Yine de  annesinin Tülay’ı beğenmesi konusunda endişeleri vardı. Her şeyden önce Tülay zengin ve sosyetik bir aileden değildi. Gösterişli bir kız da değildi. Yine de onun samimi ve sıcakkanlılığı ile Suadiye hanımı etkileyebileceğine dair umudu vardı delikanlının.

Annesi Fatih’i neredeyse hiç yanlız bırakmadığından ve Tülay geldiğinden beri Fatih ile neredeyse hiç konuşamadığından gelen diğer okul arkadaşları ile bir kenarda duruyordu. Kocaman villanın arka bahçesi olduğu gibi parti için hazırlanmıştı. Bir doğum günü partisinden çok düğün merasimi olacakmış hissi veriyordu.

“Böyle güzel bir bahçede evlenmek güzel olurdu!” diye geçirdi içinden Tülay. Bir yandan da bu şaşa ve  gösteriş onu biraz ürkütmüştü. Fatih’in ailesinin varlıklı olduğunu her zaman biliyordu ama yaşamlarına bu kadar yakından bakma şansı bulunca hayallerinin çok ötesinde bir zenginlikleri olduğunu farketmişti.

Partiye gelirken özenli hazırlanmış olmasına sevindi. Suadiye hanım onlara başıyla selam verip, hızlıca “Hoşgeldiniz!” dedikten sonra Fatih’i kolundan çekerek götürmüş, bir grupla sohbete dahil etmişti. Delikanlı oradan göz ucuyla Tülay’a bakıp tam sıyrılıp gelecekken, Suadiye hanım yine kalabalığın içinden oğlunun yanında belirmiş ve onu başka bir gruba dahil etmişti.

Fatih’in ev sahibi olarak tüm misafirlerle ilgilenmesi gerektiğini düşünüyordu muhtemelen annesi. Bu ısınma turları bittikten sonra nasılsa onların yanına gelirdi biricik aşkı. O yüzden surat asmamaya çalışıyor, aksine onun ailesine sempatik görünmek için devamlı gülümsüyor ve çok iyi vakit geçiriyormuş gibi yapıyordu.

Garsonlar ellerinde yiyecek ve içecek tepsileri ile konukların arasında sürekli dolanıyorlardı. Kocaman bahçenin içi iğne atılsa yere düşmeyecek  kadar kalabalıktı. İşin tuhaf yani Fatih’in arkadaşlarından çok ailesinin ahbapları var gibiydi.

“Demek ki bu ailede adet böyle!” diye düşündü Tülay. Onun için sorun değildi böyle bir kutlama, Nasılsa eninde sonunda karı koca başbaşa bir kutlama yapabilirlerdi. Geçen yıl neden arkadaşların davet edilmediğini böylece anlamıştı aslında. Bu parti Fatih’in ailesi ve yaşam şekli hakkında fikir sahibi olması için iyi bir fırsattı.

Parti başlayalı neredeyse iki buçuk saat olmasına rağmen Fatih hâlâ yanlarına gelememişti. Hepsi ayakta öylece durmaktan biraz yorgun hissediyorlardı. Tıp öğrencileri için fazla ağır ve  gösterişli bir ortamdı burası. Yiyecek ve içecekler ilk başta ilgilerini çekmiş olsa da yavaş yavaş sıkılmaya başlamışlardı. Bir kısmı müzikli, danslı bir parti olacağını sandığından hayal kırıklığına uğramıştı. Fonda çalan bir müzik vardı aslında ama insan sesleri yüzünden anlaşılmıyordu bile.

Havanın kararması ile yanan bahçenin ışıkları ile ortam daha da büyülü bir hâl aldı. Çimlere saplanmış uzun meşalelerin ateşleri yakılmıştı. Ağaç dallarına renkli fenerler asılmış, bu da onlara büyülü bir hava katmıştı.

Gruptan bir kaç kişi sıkılıp ayrıldıktan sonra, Tülay’da biraz daha bekleyip gitmeye karar verdi. Anlaşılan o ki bu ortamda Fatih veya ailesi ile konuşması pek mümkün olmayacaktı. Aslında bu gece de Fatih’in onu ailesiyle tanıştırmamasına bozulmuştu. O ailesinin kendisinden haberi olduğunu sandığı için farkedilmemek ya da yok sayılmak biraz gücüne gitmişti.

(devam edecek)

Kime niyet, kime kısmet – Bölüm 1” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s