Geçmişin günahları – Bölüm 5

Berrak evden çıktığında nereye gideceğini bile bilmiyordu. Tek istediği bir an önce oradan uzaklaşmak hatta belki kaybolmak isteğiydi. Telefonunu çıkarıp, Burak’ın çok görüşmediği ama onun daima çok sevdiği ikinci dereceden kuzeni Hakan’ı aradı.

Berrak’ların ailesinde çok güçlü aile bağları yoktu. Zamanında oluşan anlaşmazlıklar yüzünden tüm aile birbirinden kopmuştu. Mesut bey ve Meliha hanımın  vefatından sonra ise kimse çocukların sorumluluğunun almak istemediği için iyice kopmuşlardı.

Tuhaflıklarından dolayı Burak sıcak bakmasa da Hakan onları sürekli aramış ve yanlız olmadıklarını hissetirmeye çalışmıştı. İşin garibi o da kendi anne ev  babası ile görüşmüyordu. Tıpkı Burak gibi onlarda Hakan’ın tuhaf olduğunun düşünüyorlardı.

Aslında tuhaflıktan kasıtları sadece Hakan’ın klasik bir insan olmayı reddetmesiydi. Üniversiteyi yarım bırakmış sırt çantasını alıp cebinde beş kuruşu olmadan dünyayı gezmeye kalkmıştı. Neredeyse iki yıla yakın arada bir arayarak ortadan kaybolmuştu. Giderken ailesine hiç bir şey sormamış, danışmamıştı.

Bir gün sırt çantası ile karşılarına dikilip “Ben mahkum olmak istemiyorum koşullara! Özgürlüğü seçiyorum. Sizi çok seviyorum ama bu sevginin de beni esir etmesini istemiyorum. Dünyayı  gezip geleceğim! Sizi ararım!” diyerek çıkıp gitmişti.

İlk başlarda oğullarının aklını kaçırdığını düşünen ailesi, onun gerçekten de kendi başına bir seyahate çıktığını öğrenince geri gelmezse onu sileceklerini söyemişler. Hakan geri gelmemişti.

“Aileler insanı köleye çeviren en küçük toplum birimleri. Seni yok etmekle görevli gibiler, tüm toplum hem de. Kendilerine benzemiyorsan o zaman onlarla olamazsın!” diye anlatmıştı düşüncesini Berrak’a.

“Köle de olacak olsam annem ve babamın benimle olmasını tercih ederim!” demişti Berrak o zaman.

Şimdi tüm sevdiklerindne kaçmaya çalışırken aklına Hakan gelmişti bu yüzden. İzmir’de küçük bir dairede yaşıyordu Hakan şimdi. Dünyayı gezmeye ara ara devam ediyordu. Yurt dışında edindiği pek çok dostu ve arkadaşı vardı. Giyim tarzı bile herkesten farklıydı. Kumaş pantolon veya gömlek asla giymezdi. “Köleliğin üniforması!” derdi onlara.

“Benim sadece örtünme ihtiyacım var. Başka bir şeye değil!”

“Hiç bir şeyin esiriyim!” diye tanımlıyordu kendini Hakan. Elbette sevdikleriyle gönüllü zaman geçiriyordu. Onlar için pek çok şey yapıyor ya da yapmak istiyor ve bunları sadece kendi istediği için yaptığını söylüyordu.

“Başkaları istediği için yaparsam köle olurum. Bu düşünce beni toplumdan ayırmaz, tam tersi karşılıksız iyilik yapmamı sağlar. Yaptıklarım veya yapacaklarım için ne onlar beni ne de ben onları esir etmem. Bu bir alışveriş değil aslında. Her aldığımı vermek, her verdiğimi almak zorunda hissetmiyorum kendimi.”

Berrak seviyordu Hakan’ın düşünme tarzını. Tam olarak öyle hissetmese bile anlıyor ve hak veriyordu ona. Tuhaf değildi aslında farklıydı sadece ve insanlar farklı olduğu için onu tuhaf buluyorlardı. Oysa o kimseyi ne tuhaf buluyor ne de ötekileştiriyordu.

“Annem ve babam sistemin parçası olmadan kendilerini güvende hissetmiyorlar. Sistemin parçası olmak tehditlerden uzak olmak onlara göre. Bir çeşit sürüye ait olmak yani. Çobanın hükmünde yaşamak. Onun çizdiği sınırları aşmamak. Yine de kurtlara yem olma riskini yaşamak üstelik.! Onlara kızmıyorum bu yüzden. Keşke daha cesur olabilselerdi.”

Berrak’ın ona ihtiyacı olduğunu öğrenince hemen gelmesini söyledi. Tüm kan bağı olan insanlar arasında onu en iyi anlayanın Berrak olduğunu biliyordu. Burak’tan çekindiği için hiç gelmemişti yanlarına ama Berrak ile bağını da hiç koparmamıştı. Yiğit’i ve evleneceklerini de biliyordu. Nedense Yiğit’e hiç bahsetmemişti ondan. Düşününce tuhaf buldu bunu.

Burak’a nerede olduğunu söylemek zorundaydı yoksa meraktan deliye dönerdi. Ona Hakan’a gittiğini söyleyecekti ama Yiğit ve annesine söylememesi gerektiğini nasıl açıklayacaktı?

Cebinden telefonunu çıkartıp aradı ağabeyini. Burak çok şaşırdı duyduklarına.

“Hakan’da nereden çıktı Berrak? Nikaha bu kadar az zaman kala hem  de? Doğru söyle Yiğit sana bir şey mi yaptı?”

“Hayır ağabey! Bir şey yapmadı, belki de ben hazır değilim henüz evlenmeye, biraz yanlız kalmaya ihtiyacım var. Tek istediğim senden başka kimse nerede olduğumu bilmesin!”

“Tamam da Hakan nereden çıktı?”

“Ağabey? Konu bu mu yani şimdi?” dedi Berrak sıkıntıyla. Tamam Burak’ın Hakan’ı sevmediğini biliyordu ama en azından onun yanında güvende olacağını da biliyor olması lazımdı.

“Şimdi müşteri gelecek, konuşacağız bu konuyu!” diyerek kapattı Burak telefonu.

En azından ona nereye gittiğini söylediği için rahatlamıştı. Hakan ile dertleştiğinde daha da rahatlayacağından hiç şüphesi yoktu.

Hakan gerçekten çok sevinmişti Berrak’ı gördüğüne. Sürekli konuşuyor olmalarına rağmen yüz yüze gelme şansları çok olmamıştı aslında. O gelecek diye özel bir akşam yemeği hazırlamıştı. Kapıdan girer girmez sımsıkı sarıldı Berrak’a ve hemen sofraya buyur etti.

Onun bu sıcak karşılaması bile rahatlattı Berrak’ı. İçeride değişik bir tütsü kokusu vardı. Bunun sinirlere iyi gelen bir koku olduğunu söyledi Hakan yemeklerini yerlerken.

Sonra birlikte çay içip olanları konuştular. Berrak olanı biteni olduğu gibi anlattı Hakan’a. Hakan hiç sesini çıkarmadan dinledi.

“İyi de aralarında bir şey geçtiğine dair veya Yiğit’in annesinin babana aşık olduğuna dair bir şey okumamışsın ki Berrak?” dedi sakin sakin.

“Daha ne olması gerekiyordu ki? Babamın ona nasıl sarıldığını, bakışlarını hepsini yazmış işte! Hem bütün bunlar annemin ölümünden hemen önce yaşanmış. Daha nelere fırsatları olduğunu Allah bilir?”

“Peki neden Emel hanıma sormak yerine her şeyi bırakıp geldin. Her şey senin dediğin gibi olsa bile bunda Yiğit’in ne suçu var?”

“Bir suçu yok!” dedi Berrak, “Ama ben nasıl yapacağım onunla şimdi?”

“Bence çok hızlı tepki göstermişsin, belki de okuduklarını farklı algıladın. Belki aslında bir şey olmadı ve iki insan yaşadıkları stres yüzünden bir boşluğa düştüler ama bir şey yaşanmadı. Emel hanımın sana göre bir suçu olduğuna dair bir bilgi yok anladığım kadarıyla o defterde zaten!”

“Kendini suçlu görmüyor olması sence de normal değil mi?”

“Peki o zaman annen öldükten sonra neden birlikte  olamadılar?”

“Bilmiyormuş gibi konuşma, çünkü babam kendini öldürdü!”

“Eğer sevdiği Emel hanımdıysa neden öldürdü o zaman?”

“Bilmiyorum!” diyerek öfkeyle ayağa kalktı Berrak. Hakan ile konuşunca rahatlayacağını düşünmüştü ama onun ardı ardına sorduğu sorular iyice gerilmesine neden oluyordu şimdi.

“Keşke o defteri de alsaydım o zaman sen de okur anlardın hissettiklerimi!” dedi hırsla oradan oraya dolanırken.

“Bence çok yorulmuşsun, biraz uyu dinlen, yarın sabah  seni çok güzel bir yere götüreceğim. Zihnine ve kendine biraz izin ver, sona yeniden düşünürsün her şeyi!”

“Tamam!” dedi Berrak özür diler gibi, bütün bu olanlarda elbette Hakan’ın suçu yoktu ve şimdi onun evine sığınmıştı. Sanki her şey onun hatasıymış gibi davranmanın bir lüzumu yoktu.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s