Geçmişin günahları – Bölüm 4

22 Ağustos 1998

Beni bırakıp gideli bu güm tam 288 gün oldu. Sanki dönecekmişsin gibi günleri sayıyor olmamın çok saçma olduğunu biliyorum. Kim bilir belki de sana yeniden kavuşmak için kalan günlerim için sayıyorumdur. 

Yiğit’i, işleri ve hayatımı yeniden düzene  sokmak için o kadar uğraşıyorum ki aslında neyi niye yaptığıma dair benim de hiç bir fikrim yok.

Doğrular ve yanlışların birbirine karıştığı bir serüvenin içindeyim. Keşke bu kadar erken gidip beni bu halde bırakmasaydın. Yaşadıklarım ve yaptıklarım için seni suçlayarak kendimi daha iyi hissettiğimi sanma! 

Tek başına bunca yük ile yaşamak gerçekten çok zor!

Berrak okuduğu satırların Suat beye Emel hanım tarafından yazıldığını anlamıştı. Az önce düşündüklerinin yazılı belgesi olmalıydı bu defter. Zavallı Emel hanım sevdiği adamla paylaşmaya alıştığı bu yatakta kendi başına onunla yazarak konuşmaya devam etmeye çalışmıştı. Hayatı hâlâ onunla paylaşıyor hissetmenin bir yoluydu bu belki de. Bu defterin içinde kimseye söylenmemişler vardı büyük ihtimalle. O güçlü görünmelerin altında yatan fırtınalar ve acılar.

Okumaması gerektiğini biliyordu bu defteri. Kapıdan girdiğinden beri onu yutan girdabın en dibi gibiydi bu defter. Fotoğrafı hasret dolu bu sayfanın arasına koyup, defteri kapatmalı ve sonra da çekmeceyi kapatıp. Odadan çıkmalıydı. Gelinliği kendi odalarında da deneyebilir, sonra yeniden getirip buray asabilirdi.

Yapamadı. Merak ediyordu. Defter bu güne kadar sadece Emel hanımın ağzından Suat bey ile konuşmuştu. Şimdi Berrak ile konuşmak istiyordu. Bunu hissediyordu. Ellerinin içinde bir alev topu gibi duruyordu. Bir çekmecede yok olmayacak kadar değerliydi belki de. Yiğit’in bile bu defterden haberi olmadığına emindi Berrak.

Gelinliği unutup heyecanla çevirdi sayfayı.

5 Eylül 1998

Eve geldiğimizde Meliha ve çocuklar çoktan uyumuşlardı. Zavallı Mesut aylardır benimle birlikte senden kalanı ayağa kaldırmaya çalışıyor. Bazen onun bütün gün çalıştıktan sonra gidip Meliha’nın sıcaklığına sarılıp uyuduğunu düşünüyorum. Bense bir boşlukla uyumak zorundayım artık.

Keşke hiç gitmeseydin!

Sayfanın sonundaki lekeden arka sayfaya yazılmış mürekkep görünüyordu. Bir göz yaşının Emel hanımın yanaklarından inip buraya düştüğünü anlamak  için dedektif olmaya gerek  yoktu.

Kıskanmıştı demek anne ve babasını Suat bey gittikten sonra. Bunun kötü niyetli bir kıskanma olmadığını biliyordu elbette. Bu bir imrenmeydi belki daha çok kıskanma değil.

Sayfayı çevirdi.

30 Eylül 1998

Bir yıl sonra ilk kez tuhaf hissettim kendimi bu gün. Hem tuhaf hem kötü. Mesut’un bana baktığında gözlerinin söylediği sanki dostluktan fazlaymış gibi geldi nedense. Ağladığım için bana destek olmak istediğini biliyorum. Kollarını bana dolamasının tek nedeni buydu. Sıcaklığa ihtiyacım var belki benim. Belki ben giderek kendimi kaybediyorum.

Bu çok büyük bir hata olurdu. Ben kendi bozuk niyetlerimi kontrol etmeliyim belki de. Bunu böyle anlıyor olmam bile utanç verici.

Meliha benim en yakın arkadaşım. Allah’ım sen aklımı koru!

Suat bunlar senin suçun!

Berrak ikinci kez okudu bu sayfayı. Babası ve Emel hanımı birbirlerine sarılırlarken hayal etti elinde olmadan. Buz gibi bir ürperti geçti sırtından. Hızla çevirdi sayfayı bu defa.

12 Ekim 1998

Bu durumdan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. Artık işleri kendi başıma götürebilecek duruma geldim. Mesut’a teşekkür ederek, bundan böyle kendi başıma yapabileceğimi söyleyeceğim yarın.

Meliha onun bakışlarını hissederse, dahası ya çocuklar! Aman Allah’ım. Onun da bir boşlukta olduğuna eminim.

Belki de ona bu kadar yakın çalışma teklif ederek bütün suç benim! Ben sadece oğlumun geleceğini korumak istedim elbette. Mesut’dan başka yardım isteyebileceğim kim vardı ki?

Kimse zarar görmeden bu gidişe dur demek zorundayım! Bu hepimiz için bir felaket olur!

Mesut’a dur demeliyim!

Ah Suat!

Berrak’ın elleri titremeye başlamıştı.

“Babam ve Emel teyze mi? Bu nasıl olabilir?” diyordu kendi kendine. Şu ana kadar okuduklarından tam olarak ne yaşandığını anlayamamıştı ama ikisinin arasında bir şeyler olduğu belliydi. Hemen yazının tarihine takıldı gözü.

Bu sayfalar annesi ölmeden bir kaç hafta önce kaleme alınmıştı. Gözleri kararır gibi oldu. İçindeki tüm sıcaklık kaybolmuş derin bir öfke yükseliyordu. Hırsla sayfayı çevirdi.

Ne yazık ki günlük burada sona eriyordu. Hızla kalan tüm sayfaları çevirdi. Emel hanım defterin kalanına tek bir satır bile yazmamıştı.

“Bunu nasıl yaparlar, anneme? Bize? Nasıl?” diyerek ayağa kalktı öfkeyle. Defter hâlâ elindeydi. Bunu Yiğit’e göstermeliydi. Burak’a da göstermeliydi.

“Yok!” dedi sonra kendi kendine. Yaşadıkları onca acıdan sonra bunları nasıl söyleyecekti onlara. Peki yakında kayınvalidesi olacak bu kadına ne diyecekti. Onun yüzüne hiç bir şey olmamış gibi bakacak mıydı? Yoksa günlüğü okuduğunu söyleyecek miydi?

“Babamla ne yaşadınız?” diye sorabilir miydi yüzüne.

“Aman Allahım!” dedi yine kendi kendine. Defteri çekmecedeki yerine koymakla, yanına almak arasında tereddüt etti. Sonra tiksinir gibi attı çekmeceye ve odadan hızla çıktı koridora.

Bu odaya girdiğinden beri bir aksilik olacağını anlamalıydı aslında. O stresi ilk hissettiği anda çıkmalıydı bu odadan O defteri hiç okumalalıydı. Daha az önce Emel hanımın neler yaşadığını düşünüp üzülüyordu onun için. Oysa o ve babası zavallı annesi ömrünün son günlerinde çocukları ayakta tutmaya çalışırken, çalışıyoruz diyerek başka işler peşindeydiler demek.

“Babam bunu nasıl yapar anneme?” diye düşününce öfkesi bir kat daha arttı. Tekrar odaya dönüp defteri almaya karar verdi bir an için sonra vazgeçti.

Şimdi ne olacaktı peki? Ne yapacaktı? Yiğit’i düşündü. Onun gözlerini. Ona her baktığında anne ve babasının yaptıklarını mı hatırlayacaktı? Ya Emel teyzenin?

“Annen ve babam bunları yapmışlar anneni hayatından sil!” mi diyecekti yoksa Yiğit’e., “Senin anneni bir daha ömrümün sonuna kadar görmek istemiyorum mu?” diyecekti.

“Neden?” demeyecek miydi Yiğit. Ne cevap verecekti ona! Annesinden de ayıracak mıydı onu? Kendisi gibi hem annesiz hem babasız mı bırakacaktı. Yiğit’in annesine ne kadar düşkün olduğunu biliyordu. Belki de inanmayacaktı Berrak’a. Belki de bu yüzden almalıydı o defteri. Yiğit’i inandırmak için.

Peki ya Burak? Babasının işini toparlamak için o kadar uğraşıp, Emel hanım ve Yiğit’e o kadar güvendikten sonra ne hissedecekti. Herkesin içindeki tüm yaralar daha çok kanayacaktı şimdi. Hem de durmamacasına kanayacaktı.

Bu defteri hiç okumamış gibi yapamazdı. Okuduğunu da söyleyemezdi. Burak ve Yiğit’i üzmek istemiyordu yeniden. Peki ne yapacaktı o zaman. Nikaha sadece bir hafta kalmıştı. Emel teyzeyi hayatına daha da almış olacaktı bir hafta sonra. Onunla aynı evde yaşayacaktı! Bu evde! Babasına yazdığı bu satırların olduğu evde yaşayacaktı!

“Yo! Bu kadarını yapamam!” dedi hızla kendi evlerine geçti. Bir sırt çantası çıkardı. Aceleyle içine bir kaç parça eşya  doldurdu.

Hızla çıkıp gitti iki evden de.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s