Hayatımız kime ait? – Bölüm 6

İşleri geç bittiği için planladığı gibi annesini gezdiremedi. Babası o akşam eve erken gelmişti, içkili gibi görünmüyordu ama yüzü çok asıktı.

Belli ki üste çıkmaya çalışacaktı. Nükhet buna fırsat vermemek için yemekten sonra mutfağı topladı ve çayını alıp terasa çıktı yeniden.

Sedire oturup ayaklarını uzatacağı sırada gördü notu.

“Tanıştığımıza memnun oldum. Umarım yeniden karşılaşırız!”

Gülümsedi kendi kendine. İkisi de haftalardır aynı terasa çıkıp kendilerini dinliyorlardı demek. Farkında olmadan bir nöbet sistemi kurmuş gibiydiler. Teras sadece gündüzleri boş kalıyordu. Ya da belki ikisinin de bilmediği başka bir misafiri daha olabilirdi gündüz gelen.

Kağıdın yanında duran kalemi alıp nota cevap yazdı.

“Ben de memnun oldum. Belki ben biraz geç, siz biraz erken gelirseniz arada bir karşılaşabiliriz!”

Sonra yeniden kağıdı ve kalemi aldığı yere bırakıp, gözlerini gökyüzüne çevirdi. Burada hiç arkadaşı yoktu ama şimdi aynı binada oturdukları bir mektup arkadaşı vardı galiba.

Ertesi gün işleri bitirip annesini yeniden dışarı çıkardı Nükhet. Belki rastlarız umuduyla yine fırına götürdü onu biraz yürüdükten sonra. Saat üçü geçtiği için Mert çıkmış annesinin yanına gitmişti yine. Kızlar poaçaları servis ederken, zavallı kadının neler yaptığını anlattılar Nükhet ve annesine. Mert bey dükkana geldiğinde arada bir anlatıyordu onlara olanları. Gerçekten çok iyi bir insandı o. Bütün mahalle hayrandı annesine gösterdiği sevgi ve özene. Çoğu evlat hele ki erkek evlatların yapmayacağı bir şeydi bu.

Saime hanım yine “Maşallah!” dedi iç çekerek ve kızına baktı sevgiyle.

Nükhet akşam terasa çıktığında notuna cevap buldu beklediği gibi.

“Sabah fırına gitmeden önce burada kendime geliyorum. Daha erken gelirsem bu defa hiç uyumamış olurum. Bu yüzden her gün olmasa bile arada bir karşılaşabiliriz. Mert.

Hemen aldı kalemi o da ; “Bu gün fırına uğradık annemle ama sen çıkmıştın. Yanında çalışan kızlar seni öve öve bitiremiyorlar. Elbette uykusuz kalmanı istemem. Kısmet olursa eniden görüşürüz nasılsa.!”

Böylece Mert ve Nükhet’in arasında kısa notlarla bir arkadaşlık başladı bir kaç hafta süreyle. Sonunda bir gece yeniden karşılaşmaya karar verdiler ve saat kararlaştırdılar.

Yaramaz çocuklar gibi kimseye belli etmeden kararlaştırdıkları saatte terasa çıkmak ikisinin de hoşuna gitmişti.

O gece Mert’in fırına gitme saati gelene kadar uzun uzun sohbet ettiler.

Mert annesinin hastalığının nasıl başladığını ve neler yaşadıkalrını anlattı biraz. Aslında eskiden boks yaptığını söyledi sonra. Hatta neredeyse milli olma aşamasına kadar gelmişti ama sonra annesi hastalanınca her şeyi bırakıp fırının başına geçip onunla ilgilenmeye karar vemişti.

“Pişman olmadın mı hiç?” dedi Nükhet.

“Sanırım olmadım. Hamur çok daha yumuşak bir rakip”

Nükhet’de annesinden ve biraz da babasının durumundan ve buraya neden geldiklerinden bahsetti Mert’e. Mert’in babası trafik kazasında ölmüştü on yıl önce. Aslında annesinin hastalığı da o dönemde başlamıştı ama Mert farkedememişti. Sonradan belirtiler artınca götürdüğü doktor söylemişti bunu. O zaman çok üzülmüştü annesini geç tedavi ettirmeye başladığına.  Bu yüzden her şeyi bırakıp ona bakmayı seçmişti.

“Peki fırın işini biliyor muydun ki?”

“Dükkan zaten babamındı. Yazları beni hep yanında çalıştırırdı iş yokken. Un çuvallarını taşıyarak antrenman  yapardım  o zamanlar. O da yardımcı olduğum için boksa devam etmeme izin verirdi. Asıl annem hiç istemiyordu boks ile uğraşmamı. Hiç sevmiyordu.”

“Evet kadınların pek sevdiği bir spor dalı değil gerçekten!” dedi Nükhet.

“Evet şiddet içeriyor, sanırım ondan!”

Bu güzel sohbet ikisine de iyi gelmişti, çoğunlukla notlarla olmak üzere dertleşmeye devam ettiler. On günde bir de buluşup konuşuyorlardı. Yazarak anlatamayacakları uzunlukta olanları da yüz yüze konuşuyorlardı.

Bu arada Saime hanımın hastalığı da sürekli kötüye gidiyor ama Nükhet onu bir türlü yeniden doktora gitmeye ikna edemiyordu.

Saime hanım artık iyileşmeyeceğini hissediyordu zaten. Kızıyla doktora gidip babasının doktor parasını da yediğini öğrenmesini istemiyordu şimdi. Nükhet ona Mert’den ve notlardan bahsetmişti, hatta buluştuklarından da. Kızının ilk defa genç bir adamdan bahsederken gözlerinin parladığını gören Saime hanım, buluşma şekillerini tuhaf bulsa da kızı adına çok sevinmişti.

Erdal bey evdekilere çaktırmadan içebileceği gizli bir yer ararken keşfetmişti terası. Gündüzleri bomboş oluyordu. Akşamları ise Nükhet’in çıktığı saatleri zaten biliyordu. Herkes uyuduktan sonra arada bir geceleri çıkmaya başlamıştı o da. Gündüz zaten kimseler yoktu rahat ediyordu.

Doğrudan içmek amacıyla çıkıp etrafı sürekli kontrol ettiği için kızı ve Mert arasında yazılan notları farketmemişti. Defter ve bir kaç kitap oradaki küçük sehpanın üzerinde hep kapalı duruyordu zaten. Merak etmesi için bir neden yoktu. Hayatı boyu kitapları da defterleri de hiç sevmemişti zaten.

Notları farketmemiş olsa da bir keresinde Mert’i yakalanmıştı terasta. Saime hanımdan kızıyla tanıştıklarını duyduğu için tedirgin oldu önce. Sonra ona bir sürü yalan uydurup ikna etti delikanlıyı. Erdal beyi orada gördüğünü kimseye söylemeyecekti. Karısı için çok üzüldüğünü anlattı Mert’e. Yani onun hastalığı için. Eskiden alkolik olduğunu da söyledi, hatta kumarı bile. Şimdi çok vicdan azabı çektiğini, iyileştiğini ama güçlü olmak için arada sırada içip ağladığını da anlattı. Hatta bir iki damla göz  yaşı da akıttı. Mert bu iyi niyetli adamın haline çok üzüldü. Elbette o da kızından ne kadar hoşlandığını anlatamadı Erdal beye ama yine de Nükhet’in babasının güvenini kazanmış olduğuna da mutlu oldu.

Bu arada Erdal beyin kumar borçları giderek büyümeye başlamıştı yine. Karısından tırtıkladığı paralarla küçük küçük oynarken işler büyüyüvermişti. Eskisi kadar olmasa da daha şimdiden onun üçte biri borca girmişti bile. Üstelik bu defa karısı ve kızını kandırıp o parayı koparamayacağını biliyordu.

Nükhet ve Mert’in arasındaki sohbet ise giderek koyulaşıyor. Gece gizli buluşmalara arada sırada gündüz buluşmaları da ekleniyordu. Saime hanım artık Mert’i ve annesini de tanıdığı için Nükhet ve Mert dışarı çıkacağı zaman aşağı inip Mert’in annesinin yanında duruyordu kızı mutlu olsun  diye.

Sonunda Mert, Nükhet’e evlenme teklif ediverdi. Annesi ve babası ile tanışmış, ikisinin de güvenini kazanmıştı. Zaten bir binanın içindeydiler hepsi. İkisinin de evlenmek için yaşları gelmişte geçiyordu bile. Beklemeleri için bir neden yoktu. reçeller ve poaçalar birleşip fırında üretilip satılabilirdi bal gibi.

Nükhet’de uzun süre kendine itiraf edemese de önce mektup arkadaşı, sonra dert ortağı ve sonunda gönlünün sahibi olan Mert’i düşünmeden edemiyordu artık. Onun teklifini duyunca neredeyse sevinçten havalara uçacaktı.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s