Hayatımız kime ait? – Bölüm 5

O akşam Erdal bey eve sarhoş gelince, Nükhet’in haftalardır her şeyin düzeldiğine dair beslediği umutlar da yerle bir oldu.

“Baba! Neden?” diye haykırdı önce, “Hani söz vermiştin bize? Hani bir daha olmayacaktı? Hani borçların yüzündendi. Tek malvarlığımız, annemin aile yadigarı, anılarıyla dolu evini satıp sadece senin için geldik buraya. Sırf seninle yeniden bir aile olalım diye! Söyle neden?”

Bir yandan bağırıyor, bir yandan ağlıyordu. Erdal bey kızının bu kendini kaybetmiş halini görünce daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yaptı ve tıpkı karısına bağırdığı gibi bağırdı ona da.

“Yeter be! İyi ki bir ev sattınız! Ana kız başıma kaka kaka bir hâl oldunuz. Nedense neden? Arkadaşlar oturmuş içiyorlardı gel bir kadehte sen iç dediler ben de oturdum. Ne var bu kadar abartacak?”

“Bu kadar kısa zamanda nereden buldun içecek arkadaşı! Bir kadeh içmiş olsan daha kapıdan girer girmez sarhoş olduğunu anlamazdık herhalde!” diye bağırdı bu sefer Nükhet ama sonra annesinin yüzünün renginin kağıt gibi olduğunu görünce sakinleşmeye çalıştı hemen.

Erdal bey sinirlenip odanın kapısını çarpıp içeri geçmişti bile.

Nükhet gidip sarıldı annesine, “Geçecek bunlar. Düzelecek o biliyorum. Bak bunca zaman durdu. Yine duracak içmeden. Göreceksin. Şans vermeliyiz belki de, belki de düşündüğümüzden daha zor yaşadıkları”

Saime hanım sevgiyle okşadı kızının saçlarını, “Geçecek canım!” dedi sevgiyle.

Başı çatlayacakmış gibi ağrıdığı için annesi ve babası yattıktan sonra biraz hava almak için terasa çıktı gece. Gerçekten babasına haksızlık mı etmişti acaba? Kim bilir belki gerçekten de sadece hatır içindi içtiği. Gökyüzüne bakıp biraz ağladı kendi kendine.

“Allah’ım sen babamı ıslah et! Annemi şifalandır!”  diye dua etti sonra. Saat oldukça ilerlemişti. aşağı inip yatağına uzandı.

Ertesi gün annesini bir önceki günden daha da kötü görünce bu kez kendi çıkarmak istedi dışarı. Babasına teslimat yapılacak adresleri verdi.

Erdal bey dün gece hiç yaşanmamış gibi munisti yeniden. O konuyu açmayınca Nükhet’de açmadı. Kızından adresleri aldı, kavanozları yüklendi çıktı evden.

“Bu gün ana kız dolaşacağız!” dedi sevinçle annesine.

Uzun zamandır bir yere çıkmayan Saime hanım itiraz etmedi kızına. Biraz değişiklik ve açık hava iyi gelir diye düşünüyordu o da.

Önce biraz yürüyüş yaptılar ikisi. Bir parkta oturup güvercinleri beslediler. Sonra ev sahibin bahsettiği alttaki kiracının fırınına gittiler. Saat henüz erken olduğu için poaçalar bitmemişti. Annesinin muayenesi olduğu için Mert bey çıkmıştı fırından, çalışan iki kadın vardı sadece. Nükhet ve annesinin siparişlerini getirdiler, Mert beyin ne kadar iyi bir iş veren, ne kadar iyi bir insan olduğunu anlatıp durdular ikisine. Mahalle de onunla ilgilenen çok olmasına rağmen o annesine bakmayı seçmişti. Sabah erkenden gelip hamuru hazırlıyor, kızlar gelince eve geçip annesini kontrol ediyor, sonra yeniden geliyordu.

“Maşallah!” dedi Saime hanım, “Bizim binanın kiracıları evlattan yana şanslı demek ki!”

Gülümsedi Nükhet annesine. Onun iyi olması en büyük isteğiydi. Mert bey dönmeden Saime hanım yorgun hissettiğinden kalkıp döndüler eve. Yadikleri poaçaları gerçektan çok beğenmişlerdi onlarda.

O akşam Erdal bey bir gün öncesinden daha da sarhoş döndü eve. Nükhet bu defa dünkü gibi şoka girmediğinden dik dik baktı babasına. Teslimatların karşılığında para almış olmalıydı ve o paraların tamamını içkiye yatırmadığını umuyordu.

“Teslimatların parası nerede baba?” dedi dik dik.

“Sana da iyi akşamlar kızım!”

“İyi akşamlar! Teslimatları sordum!”

Erdal bey cebinden adres kağıdını çıkarıp sehpanın üzerine koydu.

“Merak etme yemedim paralarınızı!” dedi ters ters.

“O zaman alabilir miyim?”

“Alamazsın çünkü onları yarın dağıtacağım!”

“Nasıl yarın?”

“Hepsi kamyonette duruyor! Bir işim çıktı gidemedim!”

Nükhet annesinin gene renginin atmaya başladığını görünce, hışımla aldı kağıdı masanın üzerinden.

“Bu güne söz verilen teslimat bu  güne yapılır!” dedi ve hışımla çıktı salondan.

Yine kendini terasa attı. Babasına bağırmamak için biraz sakinleşmesi gerekiyordu. Eğer Nükhet’de babasıyla kavga ederse bu defa annesi daha çok üzülecekti.

“Allah kahretsin!” diye bağırdı gökyüzüne bakıp, “Tam da sana güvenmeye başlamıştım baba!”

Duyduğu tıkırtı ile açtı gözlerini, üzerine eğilmiş gölgeyi farkedince bir çığlık atıp fırladı uyuduğu yerden. Gölge bir adım geri çekildi o sıçrayıp ayağa kalkınca. O zaman burun buruna geldiler. Gecenin loş ışığında seçebildiği genç bir adamdı karşısında duran.

“Sen de kimsin?” dedi korkuyla. Ona vuracağı bir şey bulur mu diye etrafına bakındı sonra.

“Asıl sen kimsin?” dedi genç adam, “Ben bu binada oturuyorum!”

“Ben de !” dedi, Nükhet, “Şu fırıncı mısın yoksa?”

Başını salladı Mert, “Adım Mert.” dedi sonra.

“Nükhet benimki de.”

“Annem uyuduktan sonra buraya çıkarım geceleri. Ben de burayı kim böyle güzelleştirdi diye düşünüyordum!” dedi Mert sedirin kenarına oturarak.

“Saat kaç ki?” dedi Nükhet. Sinirle çıktıktan sonra burada uyumuş kalmış olmalıydı. Yoksa o geç saate kadar hiç burada durmazdı zaten.

“Üç” dedi Mert.

“Ne üç mü?”

“Bir yere mi yetişecektin?” diyerek güldü bu sefer Mert ona.

Nükhet’de güldü telaşına, zaten oturdukları evin terasındaydı.

“Bu saate kadar kalmamıştım burada hiç” dedi.

“Ondan hiç karşılaşmamışız demek ki!”

“Belki de!” dedi Nükhet sonra gecenin üçünde evin terasında onları birileri görürse ne düşünür diye tedirginlik hissetti birden bire. Zaten uykusu da vardı hâlâ.

“Ben artık ineyim!” diyerek Mert’e veda etti ve uyumaya gitti odasına.

Mert’de her gece yaptığı gibi termosuna doldurduğu çayından içti biraz kendi başına, yıldızlara baktı. Kendi düşüncelerine dalıp gitti bir saat. Sonra aşağı inip duşunun aldı ve fırına gitti hamuru hazırlamak için.

Nükhet bu defa dağıtım işini babasına bırakmayacaktı. Dün teslim edilmesi gereken reçellerin sahiplerinden tek tek özür diledi bütün gün. Annesi o çıktığında hâlâ uyuduğu için, işini erken bitirip onu yine gezdirmeyi planlıyordu.

Babasını görmemişti zaten, evde miydi yoksa çıkıp gitmiş miydi bilmiyordu. Belki  de onu gerçekten tedavi ettirmeleri gerekiyordu. Bu tür bağımlılıklar kişinin kendi başına aşabileceği şeyler değildi. Hazır bunca zaman uzak durmuşken yeniden artırmadan konuşabilirlerdi. Eğer ikna olursa iki kat çalışır hem annesinin hem babasının sağlıkları için gereken parayı kazanmayı çalışırdı.

O zaman annesinin sinirleri de yıpranmayacağından daha mutlu ve huzurlu olur. Daha çabuk iyileşirdi. Zaten bu ilaçlara devam ederek pek iyi olmadığı ortadaydı. Doktor belki de annesini yeni gördüğü için hastalığın ilerlediğini anlayamamıştı. Ona da yeniden gitmekte fayda görüyordu. Bir de kendisi konuşacaktı durumun detaylarını anlatmak için.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s