Hayatımız kime ait? – Bölüm 4

Nükhet siparişleri dağıtıp geldiğinde hem annesi hem babası evdelerdi. Erdal bey düşünmüş taşınmış Saime hanımın kıza ne yumurtlayacağına güvenemediği için eve erken gelmişti.

“Ne yaptınız bakalım? Nasıldı doktor?” dedi Nükhet ikisini oturur bulunca.

“Kızım doktor işte, gittik geldik!” dedi Erdal bey karısına fırsat vermeden.

“Ne söyledi peki?”

“Ne söyleyecek yorulduğu için olmuş, aynı ilaçlara devam etsin dedi!”

“Anne memnun kaldın mı doktordan?” dedi Nükhet bu defa annesine dönüp.

“Kızım ilk görüşte ne anlayacağız doktor işte!” dedi Erdal bey yeniden.

Saime hanım içinden ya sabır çekiyordu ama kızı üzülmesin diye “Merak etme kızım iyiyim ben!” dedi. Oysa daha o dakika bile ağrıları artmaya başlamıştı yeniden.

İki katlı evin üst katında mini bir teras vardı. Aslında altta oturan kiracılarla ortak kullanım alanı olduğunu söylemişti ev sahibi ama onlar da buraya pek çıkmazlardı.

“İsterseniz çamaşır asarsınız, ben burada oturuken öyle yapardım!” demişti sonra.

Nükhet bu küçücük yeri saksılar dolusu çiçekle süsleyerek kendine özgür bir alan yaratmıştı. Eski bir yatağı sedir yapmış, açılır kapanır sehpasını da önüne getirmiş keyifli bir ortama dönüştürmüştü.

İşler bitince kitabını eline alıyor, termosa da çayını koyup buraya çıkıyordu. Annesi ve babasının da aralarındaki iletişimi düzeltmek için yanlız kalmaya ihtiyaçları olduğunu düşünüyordu. Babasının dengelerinin çoktan bozulduğunun henüz farkında değildi annesi gibi.

Annesinin de durumunun iyi olduğunu öğrenince içi rahatlamıştı. Ev sahibin çıkarken bıraktığı kitapları buraya taşımıştı. Hemen hepsi aşk romanı olan kitapları teker teker okuyordu. Yirmi beş yaşına gelmiş olmasına rağmen hiç aşık olmamıştı. Romanlardaki bu aşk hikayelerini okudukça bazen kendini kahramanların yerine koyup hayal etmeye çalışıyor ama bir türlü başaramadığı için sonunda gülme geliyordu. Hayal edecekte kimse yoktu ki zaten. O başkaları gibi öyle film yıldızları falan hayal edemezdi. Aslında babası ve annesiyle yaşadığı bu zor hayatın içinde aşkı yaşamaya değil hayal etmeye bile zamanı olmamıştı. Bu yeni teras ona böyle bir şans sunmuştu sadece. Tek başına hayatından uzaklaşıp buraya geldiği zaman dünyanın başka bir yerinde kendi başınaymış gibi hissediyordu.

Öğrendiklerine göre altta oturan kiracılar bir anne oğuldular. Ev sahibinin demesine göre annenin aklı çoktan uçmuş gitmişti.

“Şu alzoma mı nedir bir hastalık var ya! Ondan olmuş besbelli, iyi kadındı aslında!” diye anlatmıştı onlara.

Bir tane oğlu vardı o da babasından kalan fırını işletiyordu. Civardaki en güzel poaça ve börekler orada yapılırdı. Yanında fazla insan çalıştırmadığı için paket servisleri yoktu. Yemek isteyen ya orada oturacak yiyecek ya da gidip alıp getirecekti. Babasının yeteneği oğluna da geçtiği için öğlen olduğunda zaten dükkandaki her şey bitiyordu. O da gelip annesinin yanında duruyor, bazen onu çıkarıp dolaştırıyordu.

“Alttaki evden bazen kadının çığlıkları gelirse bir şey oluyor sanmayın diye anlatıyorum bunları!” demişti ev sahibi, “Yoksa dedikodu yapmayı sevdiğimden değil elbette!”

Nükhet’de Saime hanım da taşındıklarından beri kendi dertleri ve işleri ile meşgul olduklarından ne kadını ne de oğlunu görmemişlerdi bile. Kadıncağızın da hiç sesi çıkmamıştı geldiklerinden beri.

O hastalığın ne kadar zor olduğunu eski oturdukları evlerindeki üst kat komşularından biliyorlardı. Kadıncağız hem de genç yaşta yakalanmıştı bu hastalığa. Henüz bekar olan iki kızı ile kocası onu idare etmeye çalışıyorlardı.

“Çok yaygınlaştı bu hastalık! Evlerden ırak!” diyerek iç geçirip kapatmıştı konuyu ev sahipleri anlatırken.

Nükhet annesinin doktora gittiğini ve ilaçlarını devam ettiği sürece iyi olduğuna inanırken, Saime hanımın rengi her geçen gün daha da soluyordu. Geceleri ağrılar iyice şiddetlendiği için uyku uyuyamıyordu. Ağzından da kan gelmeye başlamıştı. Yine de kızından saklamaya devam ediyordu ama Nükhet annesinin güçten düştüğünü farketmeyecek kadar dikkatsiz bir kız değildi

“Anneşu doktora bir daha mı gitsek! Bu ilaçlar sanki işe yaramıyorlar artık?” dedi  bir sabah kahvaltı ederlerken.

Saime hanım elinde olmadan çayını içen kocasına baktı. Nükhet’in gözünden kaçmadı bu hareketi.

“Bana söylemediğiniz bir şey mi var?” dedi merakla.

Babasına hâlâ güvendiği için doktorun kötü bir şey söylediğini ve ona söylemediklerini sanmıştı.

“Ne olabilir kızım sana söylemediğimiz?” dedi Erdal bey kaşlarını kaldırarak. Karısına onu ele verdiği için kızmıştı.

“Ne bileyim? Doktor kötü bir şey mi dedi?”

“Ya yok kızım nereden çıkardın!?” dedi Erdal bey hemen. Kızın olayı anlamadığına sevinmiş, rahatlamıştı hemen. Bacak bacak üzerine atarak baktı karısına, sonra kızına dönüp “İlaçlarını içsin dedi işte! Annen içmiyor ki düzenli! Unutuyor!”

“Anne!” diye hayretle Saime hanıma döndü Nükhet, “Hem bu kadar kötü hissediyorsun hem neden ihmal ediyorsun acaba? Bundan sonra ben takip edeceğim senin ilaçlarını!”

Saime hanım kocasının yalanlarını bozamadığı için mecbur devam etmek zorunda kaldı yine, “Yaşlanıyorum herhalde!” dedi gülümsemeye çalışarak, “İşe güce dalıyorum unutuyorum!”

“Yok! Yok! Bundan sonra ben içireceğim senin ilaçlarını. Geldiğimizden beri hiç toparlanamadın zaten. Sen en iyisi bir kaç gün dinlen hiç bir işe elini sürme. Babam seni biraz dışarı çıkarsın hava alın. Ben hem reçelleri hem dağıtımı yaparım!”

“A tabi çıkarız değil mi Saime!” dedi Erdal bey karısına bakarak.

“Sen annemi dolandırır getirirsin, sonra gidersin iş aramaya o da dinlenir o arada!” dedi Nükhet sevinçle.

Hayatları yavaş yavaş yoluna girerken annesinin de bunun tadını çıkaracak kadar sağlıklı olmasını istiyordu.

Ondan sonraki günler annesinin ilaçlarını o vermeye başladı. Sabah dağıtıma gidiyordu o sırada da babası ve annesinin dışarı çıkmalarını istiyordu ama her geldiğinde ikisini de evde buluyordu.

“Hani neden çıkmadınız?” deyince de, babasından “Kızım ben ısrar ediyorum annen inat ediyor evde duracağım diye ne yapayım!” diyordu.

Her gün çıkıp dolaşsınlar diye ceplerine koyduğu para da bir şekilde ortadan kayboluyordu ama ailesinden bunun hesabını sormak Nükhet’in aklına bile gelmiyordu elbette. Erdal bey çoktan burada da kendisi gibi dostlar edinmişti. İş aradığı falan yoktu ama bu evden her gün çıkmak için ona bahane oluyordu. Annesinin rahatsızlığı iyice arttıkça bütün iş Nükhet’e kaldığı için o da koşturmaktan olan biteni göremiyordu.

“Anne neden çıkmıyorsun? Bak burası ne güzel bir yer yemyeşil!” deyince, Saime hanım “Kızım halim yoktu ondan, yoksa baban çok ısrar etti!” diyerek geçiştiriyordu. Oysa Erdal bey kız çıkar çıkmaz elindeki parayı kapıyordu önce, sonra televizyonun karşısına gezip film izliyordu. Dışarı çıkmayı teklif bile etmemişti. Kocasının bu halleri Saime hanımı daha da üzdüğü için hastalığı da giderek artıyordu.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s