Hayatımız kime ait? – Bölüm 2

Tam uykuya dalmışlardı ki, yumruklanan kapının sesiyle fırladılar ana kız. Bu saatte kapı yumruklandığına göre babası kendine olmayacak kadar sarhoş birinin sırtında eve gelmiş demekti.

Bu yüzden hiç telaşe etmeden kalktı ve gidip kapıyı açtı. Tam bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu ki, babasının yüzünün gözünün yara bere içinde, üzerinin başının da yırtık pırtık ve kanlı olduğunu görünce, “Baba? Ne oldu sana?” dedi telaşla. .

Ona doğru bir adım atıp girmesine yardım edecekti ki, Erdal bey boylu boyunca devrildi önüne doğru. Onun çığlığına uyanan apartmandan bir iki kişi adamın anne kızı dövdüğünü sanarak dışarı fırladılar ama onu kanlar içinde yerde yatar bulunca hemen ambulansı aradılar

Erdal bey ertesi gün kendine gelince anlaşıldı ki, borç aldığı adamlar paralarını alamadıkları için yolda önünü kesmişler, bir güzel dövmüşlerdi. Eğer bir ay içinde parayı ödemezse bu sefer dövmekle yetinmeyeceklerini söyleyip yolun ortasında bırakıp gitmişlerdi adamı.

Nükhetin tüm ısrarlarına rağmen adamlardan şikayetçi olmayacağını söyledi.

“Kızım sen bunları bilmezsin. Şikayet etmekle bitmezler! Ayrıca peşimiz hiç bırakmazlar bu sefer. Bak gel anneni ikna et! Hepimizi kurtar bu dertten ne olur yalvarıyorum!” dedi kızının ellerine sarılıp hastaneden çıkarlarken.

Nükhet babasının bu zavallı haline ve canının bu kadar yakılmasına o kadar üzülmüştü ki, annesiyle konuşmaya karar verdi.

“Ama bana yemin edeceksin. Evi satarsak bu şehirden gideceğiz ve sen bir daha asla ve asla bu illetlere bulaşmayacaksın. Eğer bulaşırsan bu defa ne beni ne annemi bulamazsın ona göre!”

Erdal beyin yanaklarından yaşlar inmeye başladı. Neredeyse eğilip kızının ellerini öpecekti.

“Allah senden razı olsun benim melek yürekli kızım. Hepimizi kurtarmış olacaksın. Bak görürsün nasıl değişeceğim. Tedavi olacağım. Bir işe gireceğim, size yeniden ben bakacağım. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi!”

Eski günlerde hiç böyle bir anısı yoktu Nükhetin. Kendini bildiği bileli babası ailesinin, annesinin ve onun kazancını yemiş durmuş, bir gün olsun bir işe girip çalışmamıştı. Aslında çalışmamıştı demek yalan oluyordu tabi. Çevrelerindeki iyi insanların aracılığı ile bir kaç işe girmiş ama ya sızıp işe gitmediği için ya da alkollü gittiği için bir haftayı dolduramadan hepsinden atılmıştı. Ona göre kendisinin bir suçu yoktu tabi. İşverenler anlayışsızdı.

Babasının “Eski günlerde olduğu gibi” sözüne alındı biraz ama yine de ona bir şans vermeye karar verdi. Yapabilirdi gerçekten isterse yapabilirdi. Başarması için de ona elinden gelen desteği verecekti. Yeter ki annesi ve babası hiç değilse bu yaşlarından sonra mutlu bir evlilik, sağlıklı bir aile hayatı ve düzenli bir gelire sahip olurlardı. Bunu düşününce içi ısındı hemen.

Bir an önce gidecekleri şehire de karar vermeleri gerekiyordu elbette. Tabi eğer annesi çocukluk hatıraları ile dolu evin satışına ikna olursa. Ne kadar sessiz olursa olsun, onun da kırmızı çizgileri vardı elbette. Eve çok değer veriyordu. Anne ve babasından kalan eşyaları koruyor, onları özenle temizleyip çocukluğu ile ilgili mutlu anılara dalıyordu bazen. Kadıncağızın baba evi dışında pek bir mutlu anısı olduğu söylenemezdi.

Nükhet gibi bir kız evlada sahip olduğu için her zaman çok mutlu ve gururlu olduğunu söylerdi tabi ama her genç kızın rüyasındaki evliliğe sahip olmadığı açıktı.

Konuyu Saime hanıma açtığında, kadıncağız bir şey söylemeden kızının yüzüne baktı bir süre. Kafasından bir sürü şeyin aynı anda geçtiğini yüz ifadesinden görebiliyordu Nükhet. Elbette öncelikle kocasına güvenmiyordu. Bu evi satmak düşüncesi hoşuna gitmemişti. Öte yandan kızı için daha mutlu bir yaşam sağlayabilme ihtimalini göz ardı edemiyordu. Onun yirmi beş yaşına gelmiş olmasına rağmen Saime hanımı babasıyla başbaşa bırakmamak için evlenmeye yanaşmadığının farkındaydı. Oysa oldukça alımlı, akıllı ve hamarat olan Nükhet’in bu güne kadar pek çok talibi çıkmıştı. Nükhet evliliğe sıcak bakmadığını söyleyip hiç birine olumlu yanıt vermemişti.

Komşular arkalarından “Kız mutlu bir karı koca mı gördü ki evliliğe sıcak baksın! Ailesi yüzünden evlenemiyor yazık!” diye konuşuyorlardı. Zaten Saime hanım ve Nükhet’i sevseler bile Erdal bey yüzünden onlarla karşılaşmalar dışında ahbaplık etmek istemiyordu kimse.

Erdal bey genellikle sarhoş olduğu için onlara da yerli yersiz sataşıyor ya da çevirip para istiyordu. Ana kıza üzüldükleri için insanlar ondan şikayetçi olmadıkları gibi o gece ağzı burnu kanadığında yine insanca davranıp hemen ambulansı aramışlardı.

“Anne senin için ne kadar zor olduğunu biliyorum ama belki de hepimizin bu şansa ihtiyacı vardır!” dedi Nükhet gözleri hüzünle uzaklara dalıp giden annesinin dikkatini yeniden kendinde toplamak için.

Saime hanım derin bir iç geçirdi, “Peki sözünde durmazsa ne olacak?”

“Öyle düşünmek istemiyorum. Gittiğimiz yerde nereden bulacak kumar ve içki için arkadaş kendine. Bir işe de girer, biraz tedavi de görürse normal bir hayatımız olabilir.”

“Nereye gideceğiz? Burada bir çevremiz, bizi bilen insanlar var!”

“Bilmiyorum buluruz bir yer anne!”

“Peki ya reçeller?”

“Orada da çalışır buluruz satacak yer. Buraya kargoyla yine yollayabiliriz aynı zaman da!”

“Sen nasıl diyorsan!” dedi Saime hanım kızına gülümseyerek. Onun babasına bu defalık güvendiğini gözlerinde görüyordu.

O da defalarca güvenmişti kocasına. Hep inanmıştı düzeleceğine. İnsanın babasını sevmesi ve güvenmesi nasıl güzel bir duyguydu bilirdi. Şimdi kendini binlerce kez hayalkırıklığına uğratan kocasının kızını da hayal kırıklığına uğratmasını istemiyordu. Yapacağı bir şey yoktu bunun için de. En azından Nükhet’in üzerine yürüyemediğini bildiğinden belki bu defa ciddidir diye umutlandı o da az da olsa içinden.

“Yarın gidelim konuşalım emlakçıyla!” dedi.

Erdal bey o akşam dışarı çıkmadı ve ağlayarak sarıldı karısı ile kızına. Ertesi gün evde kalıp onlara işlerinde yardım etti. Birlikte emlakçıya gittiler. Sonrasında siparişleri dağıtmak için iki gün Nükhet ile birlikte dolaştılar.

“Baba iyi misin sahiden? Kendini kötü hissetmiyor musun? Yani canın bir şey istiyor mu?” diye soruyordu bazen Nükhet korka korka. Bağımlılığın öyle iki günde kolayca aşılacak bir şey olmadığını biliyordu.

“Yok kızım!” diyordu Erdal bey gülümseyerek, “Sizden aldığım güçle başaracağım, senin için en çokta. Bir de tedavi masrafı bindirmeyeceğim omuzlarınıza!”

Saime hanım da, Nükhet’de son bir kaç gündür Erdal beyin normale dönmüş olmasında çok çok mutlu olmuşlardı. Nihayet hep birlikte nereye taşınacaklarına karar verdiler. Emlakçı bir kaç kişiyi getirip evi göstermişti ama henüz bir alıcı çıkmamıştı. Alıcı bulur bulmaz satacaklardı evi.

 

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s