Hayatımız kime ait? – Bölüm 1

Saime hanım aşağı yukarı otuz yıllık evliydi kocasıyla. Nükhet isminde bir kızları vardı. Erdal bey ile evlenmesini babası istemişti çünkü Erdal beyin babasının hali vakti yerindeydi o dönemlerde. Başka kardeşi de olmadığı için tüm mal  varlığı eninde sonunda onlara kalacaktı.

Saime hanımın babası o zamanlar Erdal beyin babasının oğlunun içki ve kumar sevdası yüzünden kalpten gidivereceğini hesaplamamıştı elbette. Hatta onun ölümünün ardından kızının başına gelenleri göremeden de hayata veda ediverdi. Böylece Saime hanım, kayınpederinden kalan tüm parayı da içki ve kumara yatırmış kocası ile başbaşa kaldı.

Yaptıkları ve neticesinde babasına olanlardan sonra, annesi dahil ailesindeki herkes Erdal beye sırtını döndü. İşin tuhaf yanı onunla birlikte Saime hanım ve kızlarına da aynı tepkiyi koymalarıydı. Kayınvalidesi  alkolik olan oğluna  sahip çıkamadığı için Saime hanımı suçluyordu, dolayısla da kocasının dolaylı katili olarak onu görüyordu. Ona göre Erdal beyin içki ve kumara bu kadar düşmesi onun yüzündendi. Evde huzur olmadığı için Erdal kendini dışarı atmıştı. Sonunda babasının ölümüne neden olacak kadar ileri gitmişti.   Elbette Erdal beyin annesinin bu kadar kızmasının nedeni elinde avucunda da bir şey kalmamış olmasıydı. Oğlunun malı mülkü devirmesinden sonra kız kardeşinin yanına sığınmak zorunda kalmış, onunla oturuyordu.

Oysa Saime hanım olanlardan sonra bütün iyi niyetiyle kapılarını açıp davet etmişti kayınvalidesini.

“Siz beni de öldürürsünüz!” diyerek red etmişti Erdal beyin annesi bu teklifi.

Saime hanım ve kızı Nükhet Erdal beyin bir iş güç sahibi olmadan içkiye ve kumara devam etmesi yüzünden evi geçindirecek bir çare aramışlar, bir süre sonra kendi ürettikleri süt reçelini konu komşu sayesinde önce etrafa, sonra da pastanelere satmaya başlamışlardı. Ana-kız gece gündüz hem üretiyor, hem dağıtımını yapıyor bir şekilde yetiştirmeye çalışıyorlardı.

Erdal bey içkisi ve kumarı için para bulamayınca evde gerginlik çıkardığı zamanlarda Nükhet babasının karşısına dikilip annesine siper oluyor, ona artık kimsesi kalmadığını ve çekirdek ailesine sahip çıkması ve bu illetlerden kurtulması gerektiğini söylüyordu.

Erdal bey ayık kafayla dinlediği kızına bir daha yapmayacağına dair yeminler ediyor sözler veriyor fakat yine yapacağını yapıyordu. Neyse ki içkili bile olsa karısının üzerine yürüdüğü gibi kızının üzerine  yürüme huyu yoktu. En azından şimdilik yoktu. Artık bağımlı derecesinde içip, kumara yeltendiğinden babasının giderek kontrolden çıkacağının farkındaydı Nükhet.

Saime hanım kızı gibi atak biri hiç bir zaman olamamıştı. Babası da öldükten sonra ellerinde avuçlarında bir şey kalmadığı için onun evine taşınmışlar, şimdi orada yaşıyorlardı. Konu komşu Erdal beyin çekilmez ve iflah olmaz bir adam olduğunu, onu evden atıverseler kızıyla mesut bahtiyar yaşayacaklarını nasihat etse de kocasına sessiz kalmayı tercih ediyordu.

Annesinden miras aldığı “Evde huzur bozulmasın yeter ki” mantığına sahipti. Oysa her gece kendini kaybedecek kadar içip üzerine yürüyen, her şeylerini kumarda kaybeden bir adamla evde bir huzurdan söz etmek mümkün değildi.

Nükhet annesinin sessiz olduğunu ve değişmeyeceğini bildiği için babasının üzerine gitmek zorunda kalıyordu. Belki annesi gibi sessiz olmadığından bilinmez Erdal bey kızına gelince daima geri çekiliyordu.

Nükhet’in henüz farketmediği zar zor kazanıp bir kısmını köşeye atmaya çalıştıkları paralara da babasının göz dikmiş olduğuydu. Kız dağıtıma çıktığında Saime hanımın üzerine yürüyüp her defasında parasının bir kısmını elinden alıyordu.

Saime hanım “Kızımızın geleceği için bari buna  dokunma Erdal. O zaten sana harçlığını veriyor!” dese de Erdal bey ısrarından vazgeçmiyor, en sonra kadının üzerine yürüyüp onu ikna ediyordu.

Bir süre sonra biriken parayı sorduğunda annesinin kaçamak davranış ve sözlerinden şüphelenmeye başlayan Nükhet. Saime hanımı sıkıştırınca Erdal beyin paralara nasıl el koyduğunu öğrenince babasının karşısına dikilip hiç yapmadığı kadar ciddi bir konuşma yaptı.

Erdal bey kızının tüm öfkesine ve sesini yüksek tonda kullanmasına rağmen, öğretmeninden azar işiten bir çocuk gibi sessizce sonuna kadar dinledi.

“Çok haklısın kızım. Benim artık bu illetden kurtulmam lazım ama yapamıyorum işte!”

“Baba seni bir hastaneye yatıralım, yardım alalım, atlatabilirsin!” dedi Nükhet babasının alttan alan zavallı hali karşısında sesini yeniden yükseltemedi.

“Evet ama kızım sadece annenden aldıklarım değil ki! Bir sürü de borcum var. Onları öder sizi de kurtarırım ümidiyle devam ediyorum inan. Yoksa bir daha elimi sürmem yemin ederim!”

“Ne borcu baba, bir de borç mu yaptın gerçekten?”

“Sorma kızım, bu bir hastalık, haklısın benim tedaviye ihtiyacım var ama ben şimdi bir yere yatarsam alacaklılar sizin peşinize düşerler diye korkuyorum. O yüzden annenden aldığım paralarla oynayıp kazanmaya çalışıyorum ama şans yüzüme hiç gülmüyor!”

“Ne kadar bir borçtan söz ediyorsun?” dedi Nükhet sesi yeniden sertleşmeye başlamıştı.

“Yüz eli civarı!” dedi Erdal bey kedi gibi mırıldayarak başını öne eğdi.

“Ne!? Yüz elli bin mi yani? Aman Tanrım! Baba sen ne yaptın? Biz bunu nasıl öderiz?”

“İşte ben de onu diyorum kızım. Bak anneni ikna etsen bu evi satsak, benim borçlarımı deyip başka bir şehire gitsek, uzaklaşsak yeni bir hayata başlasak? Sana söz veriyorum bir daha ne anneni ne de seni üzmem. Bir işe girer çalışırım!”

“Baba? Bu ev anneme ailesinden kaldı biliyorsun. Ayrıca şu anda elimizdeki tek değerli şey. Onu da satarsak o zaman  hiç bir hayat garantimiz kalmaz. Ayrıca nereye gideceğiz. Burada zar zor bir müşteri çevresi edindik. Az çok bir gelirimiz var, her şeye sil baştan mı girelim!”

“Haklısın kızım! Çok haklısın, ben ne yapıp edip sizi kurtaracağım bu beladan!” diyerek kalkıp çıktı Erdal bey evden. Nükhen camdan onun elleri cebinde, omuzları çökük yürüyüşünü izledi.

“Sana güvenmek mümkün olsa keşke!” diye geçirdi içinden.

Gerçekten bırakır mıydı acaba bu illetler borcu kapatabilseler. İyi de neyle kapatacaklardı. Bu ev de ellerinden giderse ne yapacaklardı sonra. Derin bir iç geçirerek mutfağa geçti o da.

Annesiyle gecenin geç saatlerine kadar çalışıp siparişleri hazırladıktan sonra annesine bir daha babasına para vermemesi konusunda uzun uzun nasihat  çekti ve ikisi de yorgunluktan bitap bir halde yattılar. Onlar yatağa girdiklerinde Erdal bey her zaman ki gibi dönmemişti eve. Gündüz tüm konuştuklarına rağmen onun bir yerlerde yine kumar oynadığını, hatta belki de sızıp kaldığını biliyordu Nükhet. Bu yüzden endişe etmeyi çoktan bırakmıştı. Yürüyecek hali varsa kendi kendine, yoksa birinin sırtında, biri de yoksa ertesi gün sabah evin yolunu nasılsa bulurdu. Henüz evi bulamadığı hiç olmamıştı.

Bazen çok hırslanıp “Keşke hiç geri gelmese!” diye içinden geçirse de sonra bin kere tövbeler ediyordu. Nihayet babasıydı. Onun seviyordu. Evet çok kızıyordu ama hepsinin iyiliği için düzelmesi gerekti artık.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s