Kuru bir yaprak gibi – Bölüm 11

“Peki ya sen olsan ne yapardın?” diye sordu içindeki ses yeniden Mehmet’e, “Senin ya da Handan’ın annesi ölüm döşeğinde evlenmenizi istediğini söyleseydi. Bu konuyu sevdiğine açabilir miydin? Sen açmak istesen de Handan söylemek istemese ne olurdu söylesene?”

Sıkıntıyla elleriyle saçlarını karıştırdı. Çok zor bir karar olmuş olmalıydı Ayşe ve Harun için. Yıllarca onlara acı çektirdikleri için kızmıştı, ihanet ettikleri için. Şimdi de onlardan sakladıkları için kızıyordu.

“Bir çocuk mu evlat  edinecektiniz bir de?”dedi artık yüksek sesle konuşuyor ve bağırarak ağlıyordu, “Siz ne sanıyordunuz kendinizi kurtarıcı melekler mi? Keşke bizi kurtarsaydınız! Keşke!”

Bir süre ağladıktan sonra sakinleşti yeniden, aklının bir tarafı Handan bilmeli diyordu. Sevildiğini, kandırılmadığını, kullanılmadığını bilmeli. Harun’a söz vermişti onu götürecekti yanına ama daha odadan çıkar çıkmaz gitmişti ruhu.

“Mezarına da olsa getireceğim!” dedi içinden Harun’a, “Ama gerçekleri söyleyebileceğimi sanmıyorum dostum!”

Ayağa kalktı ve yürüdü biraz.

Perihan hanım onunla konuştuğundan beri haber bekliyordu. Handan’ı arar ver konuşur ona bir şeyler söyler diye bekliyordu ama Mehmet günlerdir ne arıyor ne de geliyordu.

“Neden kendimiz bir şeyler yapmıyoruz da Mehmet’den umut bekliyoruz ki?” diye sordu sonra kendi kendine.

“Mansur kalk biz gidelim kızımızın yanına neler oluyor gözlerimizle görelim!”

“Ben de sana onu diyecektim Perihan, dur arayayım ben Süha beyi de haber vereyim!”

“Verme! Sürpriz yaptık diyelim. Kızımızı özledik.”

“Olur mu hanım! İnsanlar uygun olur olmaz.!”

“Olur olur, başka türlü ne yaşıyorlar biz yokken ne bileceğiz!”

“Ya bulamazsak onları evde ne yapacağız o zaman?”

“Yahu koca şehirde kalacak yer mi yok! Kalk hazırlayalım çantalarımızı”

Karı koca önce çantalarını hazırlayıp, ertesi güne otobüs biletlerini ayarladılar. Sabah kalkan ilk otobüse binip gideceklerdi Antalya’ya. Kızın geldiğinde hali ortadaydı. Mutlu insan öyle görünür müydü. Boşa bakıyordu çocuk. .Elleri dizleri nasır tutmuştu neredeyse. Tamam Perihan hanım da kendi işini kendi görüyordu ama bu kadar yıpranmıyordu. Gençti o, cıvıl cıvıl olması gerekirken bin yaşında gibi davranıyordu. Gözlerinin altı çökmüş, kemikleri gözükmeye başlamıştı neredeyse.

Bülent nikahtan beri semirmişti bile daha çok, “Sanırsın kızın iliğini sömürmüş!” deyivermişti Perihan hanım arkasından, “Tövbe, tövbe insanı günaha sokar bunlar!” diye kendi kendini azarlamıştı sonra ama düşündükte neredeyse böyle bir durum yaşandığına inanacaktı.

Mehmet’de kendiyle mücadelesini sonra erdirmiş, geriye kalan tek emanet Handan’ı korumaya karar vermişti Harun’a söz verdiği gibi. Aslında Harun’a söylemediği onların ardından Handan ile aralarında itiraf edemedikleri bir bağın zaten kurulmuş olduğuydu. İkisi de dostluk demişlerdi bu bağın adına. Handan ona askerden geldikten sonra evleneceğini söylediğinde yüreğine düşen kordan anlamıştı bir şeyler hissettiğini. Yine de yormamış, Handan’ın mutsuz olacağından korktuğu için öyle hissettiğini söylemişti kendine. Yüreğinin yarısı Ayşe’de yarısının Handan’da olması münkün müydü? Yoksa Ayşe onun yüreğinde çoktan ölmüş ama o yine de taşımaya devam mı etmişti yıllarca yasıyla. Onun gerçekten öldüğünü hatırlayınca içini yaktı düşündüğü şeyler.

Dönüp dolaşıp her düşüncenin sonunda Handan’a nasıl söyleyeceğime takılıyordu. Ayşe ve Harun’un yıllarca sakladıkları sırrı ona söylemeycekti evet. Peki ya içine düşen koru.

“Onu da söyleyemessin salak herif! Kız evli!” dedi içindeki ses.

“Evet ama mutsuz. Yine yaralı. Perihan teyzenin anlattıklarına göre daha da yaralı hem de. Bir merheme, sevgiye, desteğe ve dostluğa ihtiyacı var.

“O benim ilacım olduğu gibi ben de onun ilacıyım” dedi içindeki sese.

“Bu bir ihanet değil mi, ömrü boyu seni seven bir kadının en yakın arkadaşına bir şeyler mi hissediyorsun?” diye cevap verdi ses bu kez.

Sustu.

Ayşe ve Harun onları deli gibi severken gelip yapmışlardı aynı şeyi. “Sizi bırakıyoruz birbirimizi sevdik demişlerdi.”

Henüz öğrenmişti ciddi bir nedenleri vardı bunu yapmak için. Eğri veya doğru kendilerince en uygun çözümü bulup uygulamışlar ilaç olmuşlardı birbirlerine. Hiç dokunmadan, sadece kardeş gibi bir evlilik yaşamış yürekleri ve bedenleri ile hep sadık kalmışlardı sevdiklerine.

“Peki ya sen?” diye sordu içindeki ses Mehmet’e, “Sen ne yapacaksın, aynını mı?”

“Benim de geçerli bir nedenim var. Harun’a verdiğim sözü tutacağım ve Handan’ın artık üzülmesine izin vermeyeceğim. Kendime ve ona bir şans vereceğim ikimizin de sevgiyle iyileşmesi için uğraşacağım. Bu da Tenzile teyzenin son isteğini yerine getirmek kadar yüce bir duygu bence. Üstelik onlar sırlarıyla gittiler. Artık Handan ve ben zaten gerçekten yalnızız.”

“Ben ikna oldum! O zaman ne bekliyorsun?” dedi ses heyecanla.

O kadar telaşlandı ki birden, aramak yerine Perihan hanımların kapısına koştu sabah sabah.

Perihan hanım ve Mansur bey ellerinde valizleri ile karşılarında nefes nefese kalmış Mehmet’i görünce yine kötü bir şey oldu sandılar.

“Hayırdır oğlum!” dedi Mansur bey telaşla. Elini farketmeden kalbinin üzerine koymuştu duyacaklarına hazırlanır gibi.

“Merak etmeyin!” dedi Mehmet, “Bir şey yok! Sizinle konuşmaya geldim sadece ama siz?” dedi ellerindeki valize bakarak.

“Biz Handan’ın yanına gidiyoruz Antalya’ya!”

“Ben de geleceğim!” dedi Mehmet hiç düşünmeden. Bu kararını şimdi ayak üstü nasıl anlatacağını bilmiyordu ama uzun süredir ilk kez doğru zamanda, doğru yerde olduğunu biliyordu. Doğru olanı yapacaktı. Handan’ kurtaracak ve sonra onu ömrünün sonuna kadar tüm acılardan uzak tutacaktı.

Mansur bey ile Perihan hanım şaşkın şaşkın bakıyorlardı Mehmet’in yüzüne.

“Dünürlere ne diyeceğiz?” dedi Mansur bey düşünmeden.

“Zaten kızı ellerinden almaya gitmiyor muyuz Mansur? Mehmet’de bize destek olur fena mı?”

Mansur bey bir karısına, bir Mehmet’in yüzüne baktı, “Anlamadan, dinlemeden mi?”

“Neyini anlayacağız daha? Kız eriyip gidiyor ellerinde görmedin mi? Kızımı almadan o evden çıkmayacağım. Onu alıp buraya getirip normale döndüreceğim ondan sonra anlarım da, dinlerim de!” dedi Perihan hanım sert sert, “Yürü oğlum Mehmet, senin biletini otogardan alırız!”

“Oğlanın eşyası bile yok!” dedi Mansur bey bu sefer.

“Ne yapacak eşyayı, kızı alıp geleceğiz Mansur! Uzatma yürü!”

“Delirdiniz mi siz, kızı kendi evinden mi kaçıracağız böyle!”

Perihan hanım ve Mehmet cevap vermeden kararlı adımlarla taksi durağına doğru yürüdüler. İkisinin de kendi içinde geçerli sebepleri vardı ve şu anda birbirlerine bunu anlatıp ikna edecek vakitleri yoktu. Önce sorunu halledecekler, sonra önce Handan’ı, en son da birbirlerini anlayıp dinleyeceklerdi. Önemli olan ikisinin de aynı şeyi yapmak istemeseydi şimdi.

Gidip Handan’ı o cehennnemden  kurtarmak!

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s