Kuru bir yaprak gibi – Bölüm 10

“Harun’un durumunun kötü olduğunu ve ısrarla Mehmet’i görmek istediğini söyledi Orhan bey!” dedi Mansur bey. O kadar sarsılmıştı ki bunları söylerken düşmemek için sandalyeye tutundu önündeki.

“Aman Allahım!” dedi Perihan hanım, “Bu çocukların nasıl bir kaderi varmış böyle?”

“Ben Mehmet’i arayacağım, Harun’un ne kadar yaşayacağı belli değilmiş!”

Mehmet Mansur bey arayınca Handan’dan haber almak umuduyla açtı telefonu. Konuşma sona erdiğinde ne yapacağını bilemez haldeydi. Mansur bey ona harun’un yattığı hastanenin adını vermiş, “Biz Perihan ile gideceğiz birazdan!” demişti,

“Handan?” diye sormuştu Mehmet hemen.

“Henüz ona  söylemedik” diye cevap vermişti Mansur bey de. Kızının zaten iyi olmadığını, bu haberi de duyarsa iyice yıkılacağını düşündüğü için ondan sakladıkalrını açıklamamıştı Mehmet’e.

Mehmet’e göre de duymaması daha iyiydi zaten.

“Ayşe!” dedi hıçkırarak. Ona karşı duyguları acıya dönüşmüş ciğerini dağlarken şimdi bu acı haberi almıştı. Üstelik onu elinden alan arkadaşı da ölmek üzereydi ve son isteği onu görmekti. Gitmek zorundaydı. Eğer gitmezse hayatı boyu pişmanlık duyacağını biliyordu. Ayşe’nin ölümü Harun’un da çok canını yakmış olmalıydı ama ona ne söylemek istediğini bilmiyordu gerçekten. Bunca yıl sonra ölüm döşeğinde ne söylecekti Mehmet’e.

Hastaneye geldiğinde zaten hasta olan Orhan beyi gördü ilkin. Karısından sonra kızını da kaybetmiş olmanın acısıyla adam yaşayan bir ölüye dönmüştü. Harun için beklemeye devam ediyordu hâlâ.

“Biliyor musun?” dedi Mehmet’i görür görmez yaşlı gözlerle, “Bir bebek almaya gidiyorlardu onlar. Bir çocuğun hayatını kurtaracaklardı!”

Mehmet iyice sarsıldı Orhan beyin haline ve söylediklerine. Harun’un yanına kimseyi sokmuyorlardı ama o ısrarla Mehmet’i görmek istediği için ona izin verdiler.

Mehmet odaya girdiğinde Harun’un ağzından ve burnundan giren hortumları, vücudundaki sargı bezlerini ve bağlı olduğu makinaları görünce içi titredi. Onlara çok kızmıştı, hem de çok. Ancak hiç bir zaman onlar için böyle bir son dilememişti. Hiç bir zaman. Nefret de etse o bri canavar değildi. Gözleri doldu aniden. Yutkundu. Bir an için “Ne işin var burada?” dedi içindeki ses. Dönüp gitmeyi düşündü sonra vazgeçti.

Yatağın yanına yaklaşıp, “Harun?” dedi sessizce. Harun hemen açtı gözlerini Mehmet’in sesini duyunca. Damar yolu açılmış elini zorla kaldırıp ona doğru uzattı. Yatağa biraz daha yaklaştı Mehmet.

Odadan çıktığında girdiğinden daha da kötü bir haldeydi. Harun’un anne ve babası onun düşeceğini anlayınca hemen kollarına girip oturttular. Dostunun haline yüreğinin dayanamadığını sanmışlardı sadece. Evet dayanamamıştı Harun’un haline yüreği, Ayşe’nin ölümüne ve Tenzile hanımın hastalığı yüzünden evlenmek zorunda kalışlarını itiraf edişine ve bunca zamandır sadece dost kaldıklarını soluk soluğa zorla anlatışına.

“Emanetine hep sahip çıktım dostum. Bundan sonra da Handan sana emanet!” demişti Harun en son. Sonra gözlerini kapatmıştı büyük bir huzurla. Artık içi rahattı. Mehmet’in ardından odaya giren doktorlar da çıkmıştı az önce.

“Maalesef!” dedi bir tanesi.

Koridorda oğullarını kaybeden ailenin hıçkırıkları çınladı. Orhan bey duvara yaslanmış ayakta zor durduğu belli bir halde ağlıyordu. Mehmet kaybolmuş gibiydi bu koridorda. Sanki aslında orada değil de her şeyi başka bir yerden seyrediyor gibiydi. Ayşe’nin Harun’un o gün gelip evleneceklerini söyledikleri yüzleri, birlikte geçirdikleri mutlu günlerin görüntüleri, Handan ile dertleşip, ağlaşmaları. Hepsi birbir geçiyordu gözlerinin önünden.

“Bunları Handan’a nasıl söyleceğim dostum! Beni neden böyle bir yüke bulaştırdın!” dedi kendi kendine, “Allah’ım Ayşe’siz nasıl yaşayacağım ben!”

“Ayşeeee!” diye hakırmak istedi koridorda oturduğu yerden kalkıp. Ayşe’nin babasına takıdı gözü. Şimdi ona destek olabilecek sadece o vardı. Sendeleyerek kalkıp Orhan beyin kolunu omuzuna doladı ve onu çıkardı hastaneden. Hastanenin bahçesinde bir banka oturdular birlikte.

Kaç saat ikisi yanyana yüreklerinde Ayşe ve Harun ile konuşarak oturduklarını hatırlamıyordu. Perihan hanım ve Mansur bey hastaneden çıkarken bulmuşlardı onu bankta.

Mehmet geceler boyu uykusuz, gündüzleri ise, kâh Orhan beye destek olarak, kâh Perihan hanım ve Mansur beye destek olarak koşturdu. Perihan hanım ona “Handan’a söyleyecek misin?” diye sorduğunda bir an için kadının her şeyi bildiğini düşünse de onun bu acı kayıpları kastettiğini anladı sonra.

“Söylemesek?” dedi Mehmet acı ile ona bakarak.

“Bence de söyleme!” dedi Perihan hanım ve son gelişinde Handan’ı ne halde gördüklerini ve Harun ile Ayşe’nin haberi geldiğinde ne yapacaklarını düşündüklerini anlattı.

“O artık sana emanet!” demişti Harun. Mehmet’in kulaklarında çınladı sesi.

“O çok mutsuz!” diye devam etti Perihan hanım, “Sanırım biz bir hata yaptık! Ben onun Harun’u sevdiğini biliyordum. Sonra Ayşe ile Harun evlenince bunu atlatabildiğini sandım ama belki de.!”

Mehmet sıktı dişlerini. Harun’un anlattıklarını Perihan hanımla paylaşamazdı şimdi. Handan ile de paylaşamazdı. Zavallı kıza bunları söylemek için önce onların öldüklerini söylemesi gerekiyordu. Öte yandan Handan’ın da kendisi kadar aslında Harun tarafından daima sevildiğini, terkedilmediğini ve birbirlerini feda etmek zoruda kaldıklarını bilmeye hakları vardı.

Mehmet’in sessizliğini plan yapmak olarak algıladı Perihan hanım, “Sen ne kadar iyi bir dostmuşsun, keşke kızım sana aşık olsaydı!” deyiverdi.

İçine koca bir hançer saplandı Mehmet’in yine. Yüreği, ciğeri paramparçaydı artık. Sanki içinden bir yerden lime lime dökülüp çürüyorlardı yaşadıkça. Acının pis kokusundan midesi bulanıyor, nefes alamıyordu. Yapabilse göğsünü yarıp tüm zehri akıtmak istiyordu damarlarından. Acıyla baktı Perihan hanıma. Kadıncağız eliyle sırtını sıvazladı Mehmet’in.

“Onu sana emanet ediyorum!” dedi Harun’un sesi yeniden, “Ben senin emanetine çok iyi baktım inan bana! Onun üzülmesine hiç izin vermedim!”

Tenzile hanımın hastalığı ile başlayan süreçte hepsinin hayatı mahvolmuştu.  Eğer Ayşe ile Harun baştan dürüst olup aileleri yüzünden ve Tenzile hanımın son isteği olduğu için evlenmek zorunda kaldıklarını söylemiş olsalardı ne değişirdi diye düşündü kendi kendine.

O gün Mehmet cebinde Ayşe’ye evlenme teklif etmek için aldığı yüzükle buluşmaya geldiğinde, Ayşe ve Harun’un onları kullanıp sonra evlenmeye karar vermelerinin acısınını hissetmişti. Bunun bir zorunluluk olduğunu öğrenip yine cebinde bir yüzükle kalmış olsa ne değişirdi.

“Çok şey!” dedi kendi kendine, “Öyle çok şey değişirdi ki hayatlarımızda, siz bu gün hayatta olurdunuz, Handan  bütün bunları yaşamak zorunda kalmazdı!”

“Emin misin?” dedi içindeki ses sonra.

Değişen tek şey kullanılmamış, yine çok sevilmiş ama kavuşamamış olmaları olurdu ki bu da çektikleri acılarını ancak yüzde elli azaltabilirdi. Bu acıyı çekme nedenlerini önemli bir  özveriye dayandırdığı için birbirlerine saygı duyarlardı. Nefret etmezlerdi o zaman. Hatta belki birlikte ağlaşır, birbirlerine destek olurlardı. Belki ailelerine bile açılabilirlerdi hep birlikte. Bir çözüm bulabilirler, Tenzile hanımı üzmemek için onun son günlerinde bir oyun sergileyebilirlerdi.

“Neden tüm bunları düşünmek yerine hepimizi mahkum ettiniz!” diye bağırdı gökyüzüne, “Neden!?”

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s