Kuru bir yaprak gibi – Bölüm 7

“Aman Allahım!” dedi Samet’in annesi, “Daha gelin odasında başlamış bu kız oğlumu boynuzlamaya!”

Hepsini şaşkına çeviren görüntünün bu şekilde yorumu ağızdan çıkınca herkes gerildi bir anda. Samet  hırsla geldi ve ayağa kalkmış üzerini başını düzelten Bülent’e bir yumruk attı. Zaten düşmenin acısıyla zorlanan Bülent savrulup yeniden yere düştü. Handan donmuş kalmıştı yerde.

Yusuf bey oğlunu kolundan tutup çekerken, Bülent doğruldu ve Samet’e bir yumruk indirdi. Derken gelin odası bir karmaşaya döndü.

Bir kaç saat içinde bütün nikah organizasyonu bozulmuş, nikahtan vazgeçilmiş. Samet ve Bülent karakolluk olmuş, herkes evine dönmüştü.

Handan kavganın en kızışmış zamanında kendinden geçmişti. Eve nasıl geldiğini, olayların nasıl ilerlediğini bilmiyordu. Gözlerini açtığında annesi yatağının başucunda ağlıyordu.

“Anne ne oldu?” dedi doğrularak, “Buraya nasıl geldim ben? Nikah ne oldu?”

“Nikah falan kalmadı kızım. Zaten o insanları pek gözüm tutmamıştı.” dedi Perihan hanım.

Süha bey, karısı, Müge ve Mansur bey salonda oturuyorlardı. Bülent ifade verdikleri için daha karakoldan gelmemişti. Mansur bey Yusuf bey ile konuşmuş şikayetçi olmaması için ikna etmişti. Tabi Süha beyi de. Bir yanlış anlaşılma olmuştu ama ne yazık ki bu noktadan sonra iki ailede nikahın devam etmesini ve yenilenmesini istemiyordu.

Süha bey oğlunun neden olduğu olaylar yüzünden çok üzülmüştü. Işıl hanımın Müge’yi çağırması, Bülent’i gelin odasına göndermesi ve onun da bütün işi mahvetmesine inanamıyordu hâlâ. Resmen kendi ailesi gelip süt kardeşinin en mutlu günü mahvetmişler ve kızlarının mutluluğuna da mani olmuşlardı.

Şimdi hepsi sessizce salonda oturuyor ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Mansur beyin başı çatlayacak gibi ağrıyordu. Yusuf beyin karısının kızına bir vesikalı kadınmış gibi bağırıp durması gözlerinin önünden gitmiyordu bir türlü. İlk başta kendisi de anlamamıştı olanları. Gerçekten de Bülent ve Handan yerde birbirlerinin üzerindeydiler. Ancak anlaman dinlemeden böyle bir yaftayla gelen bir aileye kız verecek elbette değildi. Bir daha da onlarla görüşmeyi kesinlikle düşünmüyordu. Bütün misafirlerin kafası karışmıştı. Kadının çığlıkları Handan’ın gerçekten fena bir şey yapmış olduğuna inanmalarına neden olmuştu. Bütün bunları nasıl atlatacaklarını bilmiyordu gerçekten.

Işıl hanım ve Bülent’in fevri davranışlarına da çok kızgındı ama onu dile getirecek hali yoktu şimdi. Bu yüzden baş ağrısı içinde oturuyor boş boş halının desenlerine bakıyordu sadece.

Perihan hanım kızının üzerindeki gelinliği çıkarmasına yardım ederken olanları bir bir anlattı ona. Bir kez de kızından dinledi sonra olanları Handan olay başladıktan sonra kendinden geçmişti zaten, Bülent ile hiç konuşmamışlardı ondan sonra, ona rağmen o kendini beğenmiş ukala ile aynı şeyi anlatmıştı annesine. Çocuğun yalan söylediğini ve Handan’ıın evliliğini sırf pislik olsun diye bozmak için kıza saldırdığını düşünmüştü Perihan hanım. Neden böyle düşündüğünü o da bilmiyordu ama oğlandan hiç hoşlanmamıştı geldiklerinden beri.  Bir yandan da nikahın bozulması iyi oldu diye düşünüyordu içinden. Bu defa Mansur beyden rahat olan oydu. Olmazsa taşınır gideriz buralardan diye geçirmişti aklndan. Onun için kızının mutlu olması her şeyden önemliydi.

Handan anlamaya çalışıyordu bu yeni travmayı.

“Allah’ım ne ile sınıyorsun sen beni?” dedi giyinirken.

Perihan hanım kızına sarılıp “Boş ver, her şeyde bir hayır var üzülme!” dedi yeniden.

İkisi birden salona geçtiler sonra. Herkes Handan’ı yeniden iyi gördüğü için çok sevinmişti. Eve getirdiklerinde Mansur bey hemen bir doktor çağırtıp onu muayene ettirmişti. Doktor bir şok yaşadığını ve uyanınca çok daha iyi hissedeceğini söyleyip, bir ipne yapıp gitmişti.

“İyi misin yavrum?” dedi Mansur bey ayağa kalkarak. Kızının o acımasız kadın tarafından linç edilmesine çok içlenmişti gerçekten.

“İyiyim!” dedi Handan herkese bakarak gülümsedi, “Olanlar için çok üzgünüm gerçekten!” dedi ve ağlamaya başladı ardından. O kadar güçsüz ve halsiz hissediyordu ki artık.

“Saçmalama!” dedi Süha bey. Kızın perişan halini görünce iyice üzülmüştü, “Bu başınıza gelenlerin hepsi bizim suçumuz!” dedi acıyla.

“Olacağı varmış” diye mırıldandı Perihan hanım.

Işıl hanım kocasına devirdi gözlerini, “Olacağı varmış” dedi o da baskın bir sesle.

Tam o sırada kapı çaldı, Müge gidip açtı kapıyı. Gelen Bülent’di. Oğlunu görür görmez kalktı Işıl hanım, “Bülent nasılsın oğlum, halletiniz mi?”

“Hallettik o salak vazgeçti şikayetten, ben de vazgeçtim. Zaten ilk vuran ben değildim ki?”

“Tamam oğlum uzatmayın!” dedi Mansur bey.

“Ne işin vardı senin gelin odasında?” diye kükredi birden Süha bey. Bülent dahil herkes şaşkınlıkla baktı Süha beye.

“Annem git dedi!” dedi Bülent ilk şaşkınlıkın verdiği şokla.

“Onunla da konuşacağım ama şimdi bu insanları daha fazla üzmek istemiyorum!” dedi Süha bey sesi sinirden titremişti.

Mansur bey kardeşinin böyle birden bire kendini kaybetmiş olmasına şaşırmıştı, baş ağrısı giderek artmasına rağmen yeni bir tatsızlığı daha kaldıramayacaklarını düşündüğü için araya girdi.

“Sakin ol Süha, hanımlar haklı, olacağı varmış, bu olmasa başka sebepten olurdu yine!”

“Ne alakası var, bu salağın gelin odasına yabancı bir erkeğin girmeyeceğini bilmesi lazımdı!”

“Nereden bileceğim kaç kez evlendim ben ya!” dedi Bülent sesi yeniden o ukala tonuna dönmüştü.

“Hakikaten Süha, yabancıların yanında kocaman adamı azarlamayı keser misin!” dedi Işıl hanım da oğlundan güç alarak.

“Kesemem! Bu pisliği temizleyeceğiz!” dedi Süha bey Bülent’e dik dik bakmaya devam ederek.

Kimse ne söylemeye çalıştığını anlayamamıştı. Handan’ın kalbi öyle hızlı atmaya başlamış, şakakları zonklamaya başlamıştı ki, biraz sonra yeniden bayılacağını hissediyordu. Perihan hanım kızının yüzünün beyazladığını farketmiş sehpadan aldığı kolonyayla onun bileklerini ovmaya hazırlanıyordu ki, Süha beyin diyeceği şeye kilitlendi  o da diğerleri gibi.

“Ne yapacağız, gidip kapılarına mı dayanalım adamların alın Handan’ı diye!” deyiverdi Işıl hanım ve Mansur bey ile Süha beyin ateş çıkan bakışlarını görünce sustu hemen.

Perihan hanımın da tansiyonu yükselmeye başlamıştı iyice, kolonyayı eline döküp kızının bileklerine sürdü, sonra da kendininkilere. Gerçekten artık evinde  kimseyi istemiyor ailesi ile başbaşa kalmak istiyordu.

Bülent babasının üzerinden ayrılmayan gözlerine bakıyordu. Daha önce onu hiç böyle görmemişti. Birazdan gelip ona tokat atacakmış gibi bir hisse kapıldığı için bedeni yay gibi gerilmiş savunmada bekliyordu.

Işıl hanımda az önceki çıkışının ardından önüne bakmaya başlamıştı, artık annesinden destek alamayacağını gösteriyordu bu hali.

Mansur bey, “Haydi otur Süha, biraz sakinleşelim,  hepimiz çok gerginiz şimdi. Doğru değerlendiremiyoruz belki de olayları” dedi onun oturması için. O da süt kardeşini tanırdı sık görüşemeselerde. Nedense  aklından geçeni söylemesini istemiyordu içindeki bir his.

Süha bey süt kardeşine baktı ve  sonra yeniden Bülent’e gözlerini dikip bombayı patlattı.

“Bülent ile Handan evlenecekler!”

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s