Kuru bir yaprak gibi – Bölüm 6

Süha bey, karısı Işıl, kızları Müge ve oğulları Bülent hemen adapte olmuşlardı düğün konusunda. Süha bey gelmeden Mansur beyle konuştuğu için zaten telaşları olduğunu biliyordu. Perihan hanımında yatılı misafir ağırlama sitresi onların bu yardımsever davranışları ile az da olsa rahatlamaya dönmüştü.

Müge henüz liseye gidiyordu, Bülent ise otuzlu yaşlarındaydı. Kadınlar harıl harıl çalışırken o da babası ve onun süt kardeşinden sıkıldığı için biraz etrafı gezip geliyordu. Işıl hanım biraz meraklı olduğu için oğlanın ailesi ve bu evliliğin nasıl ortaya çıktığı hakkında başta Mansur bey ve az da olsa Perihan hanımdan epey laf toplamıştı. Gece kendi odalarına çekildiklerinde kocasına ve çocuklara olanları anlatıyordu tek tek.

Hepsi Handan’ın hiç tanışmadığı bir adamla bu kadar çabuk evlilik fikrine ikna olup, ardından da hiç yaşamadığı bir şehire gitme isteğine şaşırmışlardı. Üstüne üstelikte kayınavlidesi ve kayınbabası da onlarla yaşayacaktı.

“Allah akıl fikir versin ben hayatta istemem!” dedi Müge ağzını eğerek.

Bülent beğenmişti aslında Handan’ı, “Canım kız bir uyuza gidecek desenize!” diyerek çekti yorganı başına.

“Siz de amma abarttınız. Buraya insanlara yardımcı olmaya geldik. Bülent sen nasıl konuşuyorsun Handan hakkında öyle. Çok ayıp, bak evlerinde kalıp, ekmeklerini yiyorsun bu insanların!” dedi Süha bey bunalmıştı ailesinin dedikodu merakından.

“Ya tamam baba ne var yazık olmuş dedik işte!”

“Haydi yatın uyuyun artık!” dedi hışımla o da çekti yorganı başına.

Handan’ların evinde tüm bu karmaşa devam ederken Mehmet’in de askerliği sona ermek üzereydi. Bir kaç gün sonra yeniden Bafra’ya dönecek acı dolu anılarla dolu hayatına geri dönecekti. Hoş askerlik yüreğindeki yükü ne unutturmuş, ne hafifletmişti. Sadece her gün sabahın ilk ışıklarıyla başlayan hayatın yorgunluğu sersemletmişti bedenini. Zihni ve yüreği dertli dertli devam etmişlerdi yorgun bedeninin içinde var olmaya. Handan ile de çok haberleşememişlerdi. Zaten çok kısa askerlik yaptıklarından ancak aileleriyle konuşmalarına izin vardı. Gider gitmez görmek istiyordu.

Ayşe ve Harun yeni hayatlarını sürdürüyorlardı bir şekilde. Onlarda Handan ve Mehmet  gibi içlerindeki acıyı bastıramamışlar. Kapıyı kapattıklarında iki dost, iki kardeş, diğer insanların yanında mutlu ve evli bir çifti oynuyorlardı. İkisinin de ailesi artık bebek için konuşmaya başlamışlardı. Şimdi onların bu isteklerine karşı ne yapabileceklerini düşünüyorlardı kara kara.

“Belki bir doktora gittik, ‘çocuğunuz olmaz’ dedi demeliyiz.” dedi Harun.

“Evet sanırım bu tarz bir şey  söylemeliyiz ama önce olsun istiyormuşuz da olmuyormuş gibi yapmalıyız sanırım bir süre.” dedi Ayşe, “Keşke senin de hayatını böyle mahvetmeseydik Harun. Bak baba bile olamıyorsun.”

“Üzülme!” dedi Harun ona sarılarak, “Baba olmanın tek yolu bu değil, çok istersek evlat edinebiliriz!”

Gülümsedi Ayşe. İyi ki bu kadar iyi bir insanla evlenmek zorunda kalmıştı. Ya aynı koşullarda ailesinin istediği berbat biriyle evlenmesi gerekseydi. O zaman kesinlikle kendimi öldürürdüm diyordu içinden. Harun onun ağabeyi, babası gibiydi. Her zaman yanındaydı. Üstelik artık tek başına kalan ve rahatsızlıkları iyice artan babasıyla da kendi babası gibi ilgileniyordu.

İkisi de birbirinin içindeki yaralara merhem olamasalarda, dayanma gücü aldıklarını biliyorlardı.

“Hiç değilse birbirimizi kaybetmedik!” diyorlardı sürekli, “Hiç değilse dost ellerde ve yüreklerdeyiz.”

Perihan hanım dünürü ile birlikte alışverişe çıkmış Handan için gereken çeyizlikleri seçmişlerdi.

Handan bu arada evde misafirlerle ilgilenecekti. Işıl hanımla kızı Müge, Perihan hanımda çıkmışken biraz gezmek istedikleri için Mansur bey ve Süha bey onları da alıp dışarı çıktılar. Bülent daha sonra kendi çıkacağını söyleyerek onlarla gitmedi.

Handan uzun süredir özlediği evin sessizliğine kısa bir süre de olsa yeniden sahip olduğu için mutlu olmuştu. Bülent’in çıkmadığını farketmediği için, bir kahve yapıp balkona geçti. O kadar uzun süredir hiç bir şey olmuyormuş gibi yaşamaya zorluyordu ki kendini tek başına kalır kalmaz biriktirdiği bütün hüzün bir volkan patlıyormuşçasına çıktı içinden ve bir anda hıçkırarak ağlamaya başladı.

Bülent tam çıkacağı sırada duyduğu hıçkırıkların sahibini görmek için balkona geldiğinde, Handan’ın kıpkırmızı olmuş gözleri ile karşılaşınca şaşırdı.

“Mutsuzsun değil mi?” dedi acı bir gülümsemeyle, “Hiç kimse böyle bir evliliği bu kadar olağan karşılayamaz! Zorun  ne bilmiyorum ama bence bir an önce vazgeçmelisin bu işten!”

“Bu seni hiç ilgilendirmez!” dedi Handan. Onun bu kadar arsız bir şekilde ve hiç bir şey bilmeden alaycı yargılaması canını sıkmıştı.

“Sevmediğin bir adamla mı evleneceksin? Evliliği ne sanıyorsun evcilik mi? Ona dokunacaksın, yatağına gireceksin!”

Hışımla kalktı Handan oturduğu yerden, onu eliyle itip odasına gitti. Özlediği evin sessizliğini az önce yok etmişti bu sersem.

“Misafir olduğuna dua et!” diye hırladı kapısını kapatırken.

“Ha benimle evlenmişsin, ha o herifle! İyi düşün!” diyerek güldü Bülent ve ayakkabılarını giyip çıktı evden.

Handan bir de hırsından ağlamaya başladı Bülent’in söylediklerinin ardından. Yıllarca Harun ile kurmuştu evlilik hayalleri. Onun kollarında uyumuş, onun çocuğunu doğurmuş, harika bir aile olmuşlardı hayallerinden. Şimdi o Samet denilen adamla nasıl olacaktı bunlar gerçekten. Evlenmekle bitmiyordu sahiden ama annesi ve babasını üzecek değildi yine de. Neyse yaşanacaktı Düşünmek istemiyordu.

Nikah günü gelip çattığında Handan’ların evinde telaş sabahın erken saatlerinde başlamıştı. Kuaföre gidilecekti, araba süslenecek, nikaha gidilecek, ardından ayarlanan yerde yemek yenilecekti. Zaten hemen İstanbul’a gidecekleri için bir ev tutulmamıştı. Yusuf beylerin evinde Samet’in odası hazırlanmıştı şimdilik. Perihan hanımın buna da çok canı sıkılmıştı ama Handan  hiç bir şeye itiraz etmediği için o da sesini çıkaramıyordu.

Nikah salonuna geldiklerinde Handan’ı gelin odasına bıraktılar, Yanında sadece Müge vardı şimdilik. Samet babasıyla bir işi hallediyordu dışarıda. Annesi ve babası misafirleri karşılayacaklardı. Işıl hanım da onların yanındaydı. Bir ara Işıl hanım Müge’yi çağırınca, kızının yerine Bülent’i yolladı gelin odasına.

Handan kapıdan giren Bülent’i görünce şaşırdı.

“Vay gelinlikle daha da bir güzel olmuşsun sahiden!” dedi Bülent ıslık çalarak, Şimdi damat bey bu güzelliğin sahibi olacak bu geceden itibaren”

“Senin ne işin var burada, gelin odasında bulunmak için hiç bir yakınlığın yok!” dedi Handan sinirlerek ayağa kalktı. Canı yeterince burnunda değilmiş gibi son hafta Bülent’in saçmalıklarını dinlemek zorunda kalmıştı zaten. Şimdi burada olması iyice acayip bir durumdu.

“Samet ile evlenecek kadar  ne yakınlığın var?” dedi Bülent arsız arsız.

Handan  ona doğru bir adım atıp itmek isteyince gelinliğine ayağı takıldı ve olduğu gibi üzerine düştü Bülent’in o da bir yandan bu düşüşten kendini korumak bir yandan düşeceği yeri ayarlamak için can havliyle beline yapıştı Handan’ın ve ikisi üst üste yere yuvarlandılar. Bülent öfkeyle kızı üzerinden atmaya çalışırken kapı açıldı. Samet, Yusuf bey ve annesi girdiler içeri. Arkalarında da Mansur bey duruyordu.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s