Kuru bir yaprak gibi – Bölüm 4

Handan bir kaç kez aradı Harun’u o gece. Olanları aklı bir türlü almıyordu. Nerede hata yapmış? Neyi tam anlamamıştı?  Konuşmak istiyordu. Bir açıklama istiyordu. Kalbini yerinden söken bu acı için bir gerekçe arıyordu. En yakın arkadaşı ve en sevdiği adamın yüzlerinde arsız bir gülümseme ile sarmaş dolaş halleri gitmiyordu gözlerinin önünden. Harun ya da Ayşe arasın bunun bir şaka  olduğunu söylesin istiyordu sadece. Perihan hanım o akşam kızını yemeğe çağırdı ama kötü hissettiğini söyleyip odasından çıkmadı Handan.

Mehmet evin terasına çıkmış içiyordu tek başına. Anne ve babası şehir dışındaydılar. Ayşe ile en sevdikleri şarkıları sıralamış, bir yandan içiyor, bir yandan gökyüzüne kadeh kaldırıp şansına sayıp sövüyordu. Sadece şansına da değil, yüreğine, aklına, kendine her şeye.

“Nasıl inandım?” diyordu en çok, “Ben bu  kıza nasıl inandım. O gözlerdekinin sevgi olduğunu nasıl sandım? Bir de aptal gibi yüzükleri gösterdim ona. Ona nasıl inandığımı gösterdim!”

Yan binadan birinin camı açıp bağırmasıyla düşürdü yükselttiği sesini. Ondan sonra kapandı içine yeniden. Sessiz sessiz ağladı sadece.

Tenzile hanım gülümseyerek bakıyordu kızına ve damadına. Onları böyle mutlu ve elele görmekten ne kadar memnun olduğu yüzüne gelen ışıltıdan anlaşılıyordu. Ayşe ve Harun, bir süre kendilerini toparlamaya çalıştıktan sonra hastaneye gelmişlerdi onun yanına. Sonra Ayşe babasıyla kendi evine, Harun’da kendi evine döndüğü için konuşacak fırsat bulamadılar. Sabaha kadar ağladılar ikisi de. 

O gece dördü birden ağladılar kaderlerine, o gece, ertesi gece, ve daha ertesi gece.

Bir ay sonra Tenzile hanımın vefat haberi geldi. Ayşe bir aydır sürekli ağlamaktan hayalete dönmüştü iyice. Harun onun yanından bir an olsun ayrılmıyordu. Mehmet katılmadı cenazaye. Tenzile hanımla tanışma fırsatı bile olamamıştı zaten onun. Handan ailesi ile katılmak zorunda kaldı. Henüz annesine olanlardan bahsetmemişti. Perihan hanım Harun’u Ayşe’nin yanında görünce anladı kızının bir aydır neden bu kadar dalgın ve üzgün olduğunu. Bir şey söylemedi. Tenzile hanımı çok severdi, Ayşe’yi de öyle. Demek gençler aralarında bir şeyleri doğru yapamamışlardı. Bu acının içinde kızının acısını deşmek istemedi.

“Unutursun, daha çok gençsin!” dedi içinden sadece.

Perihan hanımın düşündüğü gibi olmadı ne yazık ki, Handan ve Mehmet’in içindeki boşluk her geçen gün daha da büyüdü. Arada sırada buluşup, yokladılar birbirlerini ikisi. Aradan bir yıl geçtiğinde Mehmet, Ayşe’nin yerine  geçmişti neredeyse Handan’ın hayatında en yakın arkadaşı olmuştu.

Tenzile hanımın vefatından sonra bir daha hiç görüşmemişti Handan Ayşe ve Harun’la. Ne  yaptıklarını bilmiyordu. .Annesinin dediğine göre karısının ölümünden sonra Orhan bey  çocukları da ikna edip başka bir semte taşınmıştı. Ayşe ve Harun ile altlı üstlü oturuyorlardı. Adamcağızın da sağlık durumu pek iyi değildi.  Perihan hanım Mehmet’ in Ayşe’nin eski sevgilisi olduğunu bilmediği için kızı ile arasındaki dostluğu sorgulamamıştı. Hatta başlangıçta Handan’ın Harun’u unutup yeni bir aşka yelken açtığını düşünmüştü ama zaman geçtikte çocukların arasındakinin sadece dostluk olduğuna inanmıştı o da.

Handan bir işe girmiş çalışıyordu. Mehmet’de kendi bölümünde yüksek lisans yapmaya karar vermişti. Aksi durumda askere gitmesi gerekiyordu.

“Zaten bir ay askerlik yapacaksın niye bu kadar dert ediyorsun ki?” diye dalga geçmişti onunla Handan yüksek lisans kararını bu yüzden aldığını duyunca.

“Bir şeylerle meşgul olmak zorundayım. Şimdi kafamda bunca dertle askerde bir ay bile dayanamam ki!” demişti Mehmet’de hüzünlü bir sesle.

Haklı bulmuştu arkadaşını Handan. Harun ve Ayşe gibi onlarda birbirlerinin yaralarını sarmaya uğraşıyorlardı.

Ne yazık ki Mehmet hayal ettiği gibi kendini yüksek lisansa verip her şeyi atlatamayınca, bırakıp askere gitmeye karar verdi sonunda. Handan onu uğurlamaya gitti ailesi ve diğer arkadaşlarıyla birlikte. Neyse ki çok uzak bir yere de gitmiyordu.

“Gelince askerlik anılarını dinleriz artık!” dedi vedalaşırken.

“Ararım!” dedi Mehmet’de gülümseyerek.

Mehmet’in askere gitmesinin ardından bir hafta geçmeden Handan’ın babası Mansur bey mutfakta karısına Handan’a bir talip çıktığını anlatıyordı.  Yıllar önce ahbaplık ettikleri bir arkadaşı ile karşılaşmışlardı. Adamcağız emekli olduktan sonra bir süre İstanbul’da yaşamaya devam etmiş, sonra hanımının memleketi Bafra’ya yerleşmeye karar vermişlerdi. Oğulları Samet’de onlarla birlikte gelmiş, burada çalışmaya başlamıştı. Çocuğun niyeti bir süre burada tecrübe edindikten sonra yeniden İstanbul’a dönmekti.

“Handan’ı mı istiyorlar?” dedi Perihan hanım şaşkınlıkla, “İyi de hiç görmediler ki!”

“Ben de öyle söyledim ama Yusuf bey ‘Senin kızın da senin gibidir görüp ne yapacağız?’ dedi.  Samet’i İstanbul’a bekar yollamak istemiyorlarmış. Bir an önce baş göz edelim diyor”

“Ne diyeyim kısmet böyle işler, öyle ha deyince olmaz. Handan ile bir konuşalım bakalım ne diyecek!” dedi Perihan hanım düşünceli bir sesle.

Kızları onlar için çok değerliydi. Perihan hanım eşine Handan ile Harun’dan bahsetmemişti. O yüzden  adamcağız kızının neden bunca zaman  kimse ile anlaşamadığını sorguluyordu bir süredir. Arkadaşı da böyle bir şey teklif edince olumlu bakıvermişti. Onlar bu hayattan ayrıldıktan sonra kızları tek başına kalsın istemiyorlardı haliyle. Hele ki Tenzile hanımın başına gelenlerden sonra iyice oturmuştu yüreklerine kızlarını emanet etme derdi.

O akşam karı koca Handan’ı karşılarına alıp konuşmaya karar verdiler.

“Tamam!” dedi Handan daha duyar duymaz.

Kızın hiç düşünmeden, hiç soru sormadan, daha “Sana bir  talip var kızım!” der demez, “Tamam!” demesi tuhaf olmuştu biraz. Mansur bey karısına baktı “Ne oluyor?” der gibi.

Sonra eğilip “Konuştun mu yoksa sen kızla önceden?” dedi.

“Hayır.” anlamında başını salladı Perihan hanım ama Handan’ın bu tavrı onu da çok şaşırtmıştı.

“Kızım dur daha kim olduğunu bile söylemedik ki?” dedi şaşkınlıkla.

“Kim olduğu farkeder mi anneciğim, kısmetse oluyor böyle işler, biliyorsun.” dedi Handan iç çeker gibi.

“Oğlan İstanbul’a gitmek istiyor sonrasında” dedi Mansur bey, kızın bir tepki vermesini bekleyerek.

“Tamam gideriz!” dedi Handan.

“Sen öyle diyorsan, ben konuşayım o zaman Yusuf beyle gelsin istesinler” deyiverdi ardından.

“Ne zaman derseniz” diyerek kalkıp içeri geçti Handan.

Yusuf bey anlam verememişti kızın haline. Evet uysal bir kızdı Handan. Hiç üzmemişti onları bu güne kadar, saygısızlık etmemişti. Ancak bu uysallıktan başka bir şeydi az önce yaşadıkları. Bir vazgeçiş gibiydi sanki daha çok. Soran gözlerle karısına baktı.

Perihan hanım kızının arkasından düşünceli düşünceli bakıyordu hâlâ.

“Perihan?” dedi dikkati kendisine çekmek için, “Nesi var bu kızın?”

(devam edecek)

 

“Aşkın dili  varmış,
Kim anlarsa ona takılır kalırmış
Aşk aşk diye inleyenler
Dilini bilmediği bir ülkenin
Sınırında çadırda kalırmış

Oğlum
Ceren Metin Kılınç’tan”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s