Kuru bir yaprak gibi – Bölüm 3

Kendisi Harun’u ne kadar seviyorsa Ayşe ve Mehmet’in de birbirlerini öyle sevdiğini biliyordu. Tam da hayal ettikleri gibi aynı gün evlenme teklifleri olacak, denk getirebilrlerse belki de aynı gün evleneceklerdi. Hatta belki aynı yerden bir ev bulacaklardı kim bilir? Bu konu biraz da ailelerinin koşulları ile ilgili olduğundan o kısım için hayallerini de zorlamıyorlardı. Nerde olurlarsa olsunlar nasıla görüşeceklerdi bir ömür.

Onlar günün getireceklerini heyecan içinde konuşmaya devam ederken, Ayşe ve Harun buluşmuş önce Tenzile hanıma ziyarete gitmişlerdi. Canlarından çok sevdikleri insanlara artık onlarla olamayacaklarını söylerken parmaklarındaki yüzükleri çıkarıp çıkarmamaya karar veremiyorlardı bir türlü.

“Bu çok acımasız değil mi?” dedi Ayşe ikisinin yüzüklerine bakıp, “Evlendiğimizi söylemeyelim bari. Evleneceğiz diyelim.”

“Gizlice evlenmiş olmamız bizi daha iğrenç yapmaz mı? Daha kolay nefret edip unuturlar bizi!” dedi Harun.

“Sevdiğimiz insanları nasıl daha çok nefret ettirebiliriz diye konuştuğumuza inanamıyorum. Ömrümün sonuna kadar Mehmet’i seveceğim ben!”

“Ben de Handan’ı seveceğim ama bunu onların iyiliiği için yapıyoruz. Annen için yapıyoruz!”

“Annem için yapıyoruz haklısın!”

“Görmedin mi iyilşecek belki de! Belki de şu anda onun hayatını kurtarıyoruz!”

“Dördümüzün hayatı uğruna!” dedi Ayşe iç çekerek.

“Öyle söyleme annenin nefesinin bitmesi ile bizim durumumuz aynı şey değil. Evet acıdan nefesimiz kesilecek belki  ama  yaşamaya devam edeceğiz. Dost olarak. Biz seninle her zaman dost kalacağız biliyorsun. Belki bir ömrü de bu dostlukla birlikte tüketeceğiz!”

Ayşe yine ağlamaya başladı.

“Haydi ama ağlayarak gidemezsin yanlarına. Kararımızı mutlulukla söylemek zorundayız. Biraz toparlanman gerek!”

“Elimde değil Harun! Mehmet’in gözlerine bakıp nasıl söyleyeceğim?”

“Ben nasıl söyleyeceğim Handan’a?” diyerek bu sefer Harun ağlamaya başlayınca, biraz oyalanıp toparlanmaya karar verdiler.

Buluşma saatinin geçmiş olmasına rağmen ikisinin de hâlâ ortada olmamasını hem merek edip, hem de onlar adına bahaneler uyduruyorlardı Mehmet ve Handan o  sırada. Az sonra başlarına geleceklerin farkında değildiler.

“Ayşe annesini bırakıp çıkamamıştır ne yapsın? Çok zor bir durum gerçekten. İnşallah Tenzile teyze bir an önce iyileşir!” dedi Handan meraklandığını anladığı Mehmet’i teselli etmek için.

“Evet ben de öyle düşünüyorum” dedi Mehmet, “Harun’da kolay kolay hazırlanıp çıkamaz biliyorsun. Belki de aldığı yüzüğü nereye koyduğunu hatırlamıyordur!”

İkisi de güldüler birlikte.

Tam o sırada gördüler Ayşe ve Harun’un gelişini. İlk önce birleşmiş ellerini doğru görmediklerini sandılar. Aynı anda bir şakanın eşiğinde olduklarını düşündüler. Ayşe ve Harun onların yanına gelene kadar ayırmadılar ellerini.

Handan ve Mehmet ayağa kalkmış onlara bakıyorlardı şaşkınlıkla. Handan Harun’a bakıp hafifçe başını  oynattı anlamadığını ifade eder gibi. Mehmet’de ikisinin ellerine kilitlenmişti doğrudan.

Ayşe tıkanıp kalınca, Harun onun elini bırakıp, bu kez boynuna doladı kolunu ve kızı kendine çekerken, “Merhaba arkadaşlar, size sürpriz yapmak istedik!” dedi yüzünde yaygın, çarpık bir gülümseme vardı. Bunları söylerken Handan’dan kaçırmıştı gözlerini.

“E! Evet!” dedi Ayşe, “Mutluluğumuzu sizinle paylaşmaya geldik!” derken Harun’un omuzundaki elini yakalamış sıkıyordu habire.

Handan ile Mehmet hâlâ ayakta duruyorlardı öylece. İlk tepki Mehmet’den geldi.

“Kötü bir şaka anlayışınız var!” dedi tuhaf bir sesle. Sesini sertleştirecek kadar ikna olmamıştı söylenenlere ama şaka olarak da çok tatsız bulmuştu bu sahneyi.

“Şaka yapmıyoruz!” dedi Harun aynı arsız gülümsemeyi korumaya çalışıyordu yüzünde, “Biz Ayşe ile konuştuk ve aslında birbirimizi sevdiğimizi itiraf ettik. Bu durumda sizi de daha fazla oyalamanın anlamı yoktu!”

“Oyalamak mı?” dedi Handan bu kez kendini tutamayıp, “Harun sen neler söylüyorsun? Yani başından beri hep Ayşe’yi mi seviyordun sen!”

“Aslında öyleymiş evet! Yeni farkettim sadece!”

“Ayşe?!” dedi Mehmet artık sert çıkan sesiyle.

“Harun doğru söylüyor, biz çocukluğumuzdan beri birbirmize hissettiğimiz şeyin dostluk olduğunu sanmışız. Geçen gece Harun ailesi ile bize gelince, yakınlaştık biraz. O zaman anladık kalplerimizin birbirimiz için attığını. Vakit kaybetmeden de size söylüyoruz işte!”

“Ne kadar iyisiniz gerçekten!” dedi Handan daha fazla ayakta duramayacağını anlayınca çöktü sandalyesine.

Harun ve Ayşe ikisinin karşısında içleri boş birer kukla gibi pozisyonlarını ve yüz ifadelerini korumaya çalışıyorlardı. İkisi için de bunu sürdürmek giderek daha zor olmaya başlamıştı.

Mehmet elini sürekli saçlarının arasında gezdiriyor ne diyeceğini bilemiyordu. Sonunda cebindeki yüzüğü Ayşe ve Harun’a doğru fırlattı.

“Allah belanızı versin ikinizin de!” diyerek öfkeyle yürüyüp gitti.

Handan hâlâ şaşkınlıkla oturuyordu onlara bakarak.

“Ayşe gidiyor Mehmet! O kutunun içinde ne var sanıyorsun! Sana evlenme teklif edecekti bu gün!” diye bağırdı birbirlerinden bir türlü ayrılmayan arsız sevgililere bakıp.

“Kısmet değilmiş!” dedi Ayşe omuzunu silkerek.

Handan en yakın arkadaşının bu umursamaz tavrına, evlilik hayalleri kurduğu adamın duygusuzluğuna inanmakta zorluk çekiyordu.

Mehmet çekip gidince, Ayşe ve Harun’da afallamış ne yapacaklarını bilememişlerdi. Görüşmeyi kısa tutup oradan çabuk ayrılmayı planlamışlardı ama şimdi Mehmet gidince Handan’ı öylece bırakıp gitmek olmayacaktı.

Karşılıklı konuşmadan  durdular öylece. Harun hâlâ kolu Ayşe’nin boynunda Handan’ın yaşadığı şoku içi parçalanarak izliyordu. Sanki birisi ciğerini söküyor, bağıra bağıra ağlamak istiyordu o an. Ayşe Mehmet çekip gittiğinden beri nerede olduğunun bile farkında değildi. Yerdeki kutuya takılmıştı gözü. Bir kaç gün öncesine kadar hayalini kurduğu evliliğe ait yüzüğün durduğu kutuya bakıyordu. Bu yüzüğü böyle almayı planlamamıştı. Şimdi onu öylece bırakıp mı ayrılacaklardı buradan.

Hepsi karmakarışık olmuştu bir anda. Mehmet kaldırımda önüne denk gelen her  taşı, kapağı tekmeliyordu hırsından hızlı hızlı yürürken. Nereye gittiğini bile bilmiyordu ama gidiyordu öylece.

Sonunda Handan kalktı oturduğu yerden, ikisinin birden yüzüne tükürdü önce hırsla. Sonra Mehmet gibi hızla uzaklaştı yanlarından.

Boş bir çuval gibi yığılıp yaslandılar birbirlerine Ayşe ve Harun. O kadar kasmışlardı ki kendilerini, şimdi bütün vücutları titriyordu acıyla. Ayşe elleri titreyerek eğilip aldı yerdeki yüzük kutusunu. Sonra dizlerinin üzerine çöküp ağlamaya başladı kutu avuçlarında. Harun ona sarıldı gidip ama o da ağlıyordu sarsılarak.

Yanlarından geçip giden insanlar tuhaf tuhaf bakıyorlardı ikisine, bir film karesinden fırlamış gibiydiler  Harun omuzlarından tutup kaldırdı Ayşe’yi sonunda. Ayşe yüzükleri kutudan çıkarmış avucunda sıkıyordu hâlâ.

“Onları saklayacak mısın?” dedi Harun.

Cevap vermedi Ayşe. Onları burada bırakıp gidecek değildi ki. Hayatının geri kalanıydı avucunda tuttukları. Vazgeçtiği mutluluğuydu. Olması gerekip olamayandı o iki yüzük.

En yakın arkadaşını  da kaybetmişti az önce. Şimdi Harun’dan başka kimsesi kalmamıştı.

“Nasıl yaşayacağız Harun biz?” dedi başını onun omuzuna yaslayarak.

“Birbirimize destek olacağız başka çaremiz yok. Mutlu rolü oynayıp, birlikte ağlayacağız!” dedi Harun.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s