Kuru bir yaprak gibi – Bölüm 2

“Sanırım annene öncelik vermek zorundayız!” dedi Harun kendi kendiyle konuşur gibi. Handan’ı deliler gibi seviyordu ama Ayşe’yi ve Tenzile hanımın hayatlarına böyle bir darbe vurmayı da yüreğine kabul ettiremiyordu bir türlü.

“Senden böyle bir fedakarlığı istemem imkansız! Handan ne olacak ona ne söyleyeceksin?” dedi Ayşe yeniden ağlamaya başlayarak.

“Sen Mehmet’e ne söyleyeceksin?” dedi Harun.

Yeniden kendi sessizliklerine büründüler.

“İstersen bir kaç gün daha düşünelim” dedi Ayşe sonunda kafası çok karışıktı.

Ertesi gün Harun ve ailesi zaten Tenzile hanımı ziyarete gideceklerdi. Belki konu açılırsa ikisi birbirinden cesaret alıp bir şeyler yapabilirlerdi.

Ertesi gün öğleden sonraya kalmadan Tenzile hanımın durumunda ani bir kötüleşme olunca, hepsi apar topar hastaneye gittiler. Doktorların söylemesine göre her an bitkisel hayata girme olasılığı vardı. Bu yüzden insanlardan uzak kalma yasağını kaldırmışlar ve ailesi ile vakit geçirmesini istemişlerdi. Harun’un babası Tekin bey arkadaşının ve eşinin bu kötü durumunu görünce daha Tenzile hanımın baş ucuna gelir gelmez aşağıdaki sözleri sarfedince, hayatlarının yolu çizilmiş oldu.

“Hemen yarın yıldırım nikahı yapıyoruz çocuklar. Sizler nikahtan sonra buraya gelip Tenzile annenizin elini öpüyorsunuz ve hepimiz burada onun yanında mümkün olduğu şekilde bir kutlama yapıyoruz. Ben doktor ile konuşurum.”

Ayşe ile Harun panik halinde birbirlerine baktıkları sırada, Tenzile hanım “Size nasıl teşekkür etsem azdır. İnanın gözüm arkada gitmeyeceğim” deyiverdi zorlukla. Yanaklarından akan göz yaşları yastığını ıslatmıştı. Artık güçsüzleşen ellerini gençlere doğru uzattı, “Yarını görmesem bile artık siz benim yüreğimde karı koca oldunuz. Çok mutlu olun!” dedi ve artık gençlere diyecek söz bırakmadı.

“Artık Mehmet ve Handan ile konuşmak zorundayız!” dedi Harun odanın kapısına çıktıklarında.

Başını salladı Ayşe hem annesinin durumuna, hem kendi durumlarına ağlıyordu sürekli.

“Onlara biz birbirimizi seviyoruz diyelim” dedi birdenbire.

“Neden doğruyu söylemiyoruz?” dedi Harun şaşkınlıkla.

“O zaman yüreklerinden bizi silip, yollarına devam edemezler!”

“Ayşe bak emin misin bu kararından. Belki bir dönüş şansımız olabilir.”

“Yarın evleniyoruz, buna inanıyor musun gerçekten?” dedi Ayşe ıslak gözlerle ona bakarak.

“Ama biz… Yani sahiden… Off! Bilmiyorum! Belki de haklısın. Handan ailesine ne diyecek, Harun şimdilik benim en yakın arkadaşımla evlendi ama sonra onlar ayrılınca biz evleneceğiz!”

“Üstelik bizim kendi ailelerimizi ikna edip ayrılmamızı beklemesi gerekecek!”

“Haklısın onları serbest bırakmaktan başka çaremiz yok!”

“Benim ve ailem için yaptığın bu fedakarlığı ömrümün sonuna kadar unutmayacağım Harun. Hakkını helal et ne olur!”

“Ben seni her zaman kardeşim gibi gördüm Ayşe. Böyle bir durumda yanında olmayacağım da ne zaman olacağım. Sana da, Tenzile teyzeye de sonuna dek hakkım helal olsun. Bizim de kaderimiz böyle yazılmış demek ki. ”

İki arkadaş birbirlerine sımsıkı sarılıp ağladılar bir süre   Nikahtan sonraki gün için Mehmet ve Handan’a aynı yerde randevu vermek için sözleştiler ve ayrıldılar.

Handan’ın  şehir dışından gelan kuzenleri bir süredir onlarda kalıyordu. Ayşe’de  annesiyle ilgilendiği için  dördü bir araya gelememişlerdi epeydir. Handan kuzenleri varken Harun ile görüşemiyordu çünkü, ailesi ile konuşmadan kuzenlerinin öğrenmesini istemiyordu.

Ayşe ile haberleşiyorlardı her gün  ama sadece Tenzile hanımın durumunu konuşuyorlardı.  Kadıncağız bu kadar hastayken Handan ona  aşıkları  konusunu açmamaya özen gösteriyordu. Arkadaşının ihtiyacı olan şey manevi destekti şimdi. Her şey yoluna girdikten sonra, aşkları ve evlilik konuları hakkında yeniden sohbet edebilirlerdi nasılsa. Ayşe annesinin durumunun iyiye gitmediğini anlatsa da Handan ona her zaman umut olacağına ikna etmeye çalışıyordu.

Bu sohbetler sırasında Ayşe’de konuyu Harun’a getiremiyordu elbette. Ailelerinin onları zorladığı şey öyle telefonda konuşulacak bir şey değildi zaten. Sonunda Harun ile birlikte açıklamak zorunda kalacaklardı işte. Bunu tek başına en yakın arkadaşına ve hayatının aşkına söylemesi mümkün değildi zaten. Harun için de çok zordu bu konuşma. Birbirlerinden destek alacaklardı söylerken. Uzatmadan da ayrılmayı planıyorlardı yanlarından. Yoksa kendilerini ele verebilirlerdi.

Handan’ın ailesi de bir kaç kez Tenzile hanımı görmeye gitmişti elbette. Onların yanında çocukların evleneceğine dair bir konu açılmamıştı. Bu gençlerin ailesi arasında özel  bir meseleydi şimdilik. Yıldırım nikahı da kıyılacağı için sonra duyuracaklardı çevrelerine. Şimdi kimsenin kimseye açıklama yapacak hali ve morali yoktu zaten. Çocukların da düğündü, şatafattı gibi bir beklentileri olmayınca aileler arasında hastane odasında bir kutlama yeterli görülmüştü. Biraz yangından mal kaçırır gibi olacaktı ama koşullar böyle gerektiriyordu.

Ayşe ve Harun yıldırım nikahıyla evlendiler ertesi gün.  Harun’un annesi, Tenzile hanım kızını gelinlikli görsün diye, sürpriz yapıp  bir gelinlik getirmişti nikah salonuna. Gelin odasında apar topar Ayşe’ye giydirdiler ve hastaneye kadar da gelinliği ile getirdiler. Harun ve Ayşe rüyada dolaşıyor gibiydiler o gün. Ayşe odaya gelinlikle girdiğinde annesinin göz yaşlarını görünce sımsıkı sarıldı ona gidip. O kadar mutlu olmuştu ki kadıncağız, devam eden bir kaç günde gerçekten de değerleri yükselmeye başladı.

Nikah Tenzile hanımın durumu yüzünden alelacele kıyılmıştı elbette ama ortada henüz ne ev, ne de Harun’un askerliği vardı. Bu nedenle gençler nikaha rağmen kendi evlerinde ve aileleri ile yaşamaya devam edeceklerdi. Tenzile hanımın durumundaki olumlu gelişme hepsini sevindirmişti. Koşullar böyle olunca iki gençte normal  hayatlarını sürdüreceklerine sevindiler ama sevdiklerine bir an önce bu nikahtan bahsetmek zorundaydılar onlar başka yerlerden duymadan.

Mehmet ve Handan erkenden gelmişlerdi buluşacakları çay bahçesine. İkisi de hem Tenzile hanımın durumuyla ilgili duydukları iyi haberlere hem de yeniden bir araya gelmelerine sevinmişlerdi. Handan’ın kuzenleri henüz gitmemişlerdi ama Harun “Seninle çok önemli bir şey konuşmam lâzım!”  deyince bir bahane bulup kaçmıştı evden.

Ayşe’de Mehmet ile konuşmak istediğini söylemişti aynı şekilde. Mehmet zaten çok özlediği aşkını görmeyi hemen kabul etmiş erkenden gelmişti buluşma yerine.

Onun gibi erken gelen Handan  ile muhabbete başlamışlardı çoktan.

“Sence Harun bana evlenme mi teklif edecek?” dedi Handan hülyalı hülyalı.

Harun’a o kadar aşıktı ki günlerdir onu göremiyor olmak yüzünden çok gerilmişti. Onsuz geçirdiği her dakika ölüm gibi geliyordu. Bu  süre içerisinde Mehmet ile Harun’un da hiç haberleşemediklerini duyunca şaşırdı biraz. Mehmet’den o gelmeden biraz haber duymayı umuyordu.

“Bilmiyorum ki!” dedi Mehmet cebinden yüzük kutusunu çıkartarak, “Ama ben Ayşe’ye evlilik teklif edeceğim bu gün!” dedi sevinçle.

Handan kutuyu alıp içindeki tek taş yüzüğe baktı mutlulukla, “Harika! Ayşe çok sevinecek. Umarım çok çok mutlu olursunuz ikiniz ve bizim dostluğumuz sonsuza kadar sürer!” dedi heyecanla.

 

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s