Toprak insana değil, insan toprağa aittir! – Bölüm 3

“Parası çok olduğu için etrafında o ne söylese yapmaya hazır bir çok adam dolanıyordu. Onlardan bir tanesi Altemur beye ağaçlığın bir kısmını yakmayı teklif ettiğine babam şahit olmuştu.

Bunun çok bilinen ve kendilerini ele verecek bir yöntem olduğunu savunan Altemur bey reddetmişti hemen. Babamın duyduğunuda farketmiş ama onun kimseye bir şey söylemeyeceğini bildiği için de umursamamıştı.

O parasıyla çevresindeki her şeyin ve herkesin sahibi olduğuna inanan insanlardandı.

Sonunda ağaçlığın bir kısmına bir hastalık bulaşmış gibi yapmanın en doğru yöntem olduğuna karar verdiler. Diğer ağaçlara bulaşmaması için hasta ağaçlar kesilecek ama yerine mutlaka ağaç dikileceği söylenecekti. Bir kurttu dadanan. Ağacın tepesinden girip yemeye başladığı için ağaç ölene kadar farkedilemiyordu.”

“Gerçekten kurt mu getirdiler ağaçlara yani? Ne kadar kötü insanlarmış gerçekten!”

“Hayır getirmediler. Ağaçların diplerine ara ara ilaç döküp onları öldürmeye başladılar. Kurt bile olsa bir bölgedeki ağaçlığı bir anda yokketmesi mümkün olmadığı için üç dört aylık bri sürede ağaçları yavaş yavaş öldüreceklerdi.”

“İnanamıyorum!” dedi Bilgehan öfkeyle.

“Bu arada evin içindeki çalışanlar duymasın diye tüm bu konuşmalar burada, yani kameriyede yapılıyordu. Ancak Çulha kuşlarının sesleri ve kargaların ufak tefek hırsızlıları Altemur beyin iyice canını sıkmaya başlamıştı.

Başlangıç olarak söğüdün altına da ilaç dökmeyi düşünse de kitaplarında bahsettiği bu ağacın ölmesinin dikkat çekeceğini düşündüğü için bundan vazgeçti. Bir merdiven bularak ağacın üzerindeki kuş yuvalarını bulabildiği en uzun sopalarla düşürme yolunu seçti.

Sopanın ilk denk geldiği yer karga yuvası oldu. Yavrular yuva ile birlikte düştüler ağaçtan. Yavrularının düştüğünü gören karga olanca gücüyle saldırdı Altemur beyin üzerine. O da elindeki küreği bir yandan kargaya savururken bir yandan yere düşen yavruları toplayıp, ilerideki nehire doğru koşmaya başladı. Nehirin kenarına geldiğinde yavrularıı suya fırlattı ve zavallı anne karganın panik halinde yavrularının peşine uçuşunu izleyip geri döndü.”

“İnanamıyorum!”

“Dedim ya o zamanlar on yaşındaydım. Babamın burada olduğunu bildiğimden arada bir kaçar gelirdim. Bahçe o kadar güzeldi ki buralarda kendi başıma dolanırdım Altemur beye görünmeden. Babam çok kızardı bu yaptığıma ama bu evde beni çeken bir şeyler vardı.

Altemur beyin yavruları nehire attığı gün de tesadüf o ya buradaydım. Önce ağaçların arkasından onun yuvayı düşürüşünü sonra da karga ile mücadelesini izledim. O nehir kenarından ayrılır ayrılmaz suya atladım. Yavruların iki tanesini yakalamayı başardım ama birini su alıp götürdü.

Karga önce yavrularına zarar vereceğini sanıp bana saldırmaya kalktı ama sonra ne yaptığımı anlayınca üzerimde uçarak çığlık atmaya başladı. Zavallı yavruların kalbi yerlerinden çıkacak gibi atıyordu. Gerçekten boğulmamış olmaları mucizeydi. Onları gömleğime sarıp köye kadar koştum. Karga da benimle birlikte köye geldi.”

“Yavrular kurtuldu mu?” diye sordu Bilgehan heyecanla. Söğüdün altında dedesinin bir masal gibi anlattığı hikayeye kilitlenmişti artık. Üstelik dedesi bir kahramandı bu masalda.

“Evet nehirden kurtardığım iki yavru yaşadı. Karga sonra ölen yavrusunu da bulup getirdi kapımızın önüne. Onu bahçeye gömdüm. Bizim evin arkasındaki ağaca yeni bir yuva yaptı ve yavrularını da oraya çıkardık babamla.”

“Peki ağaçlara ne oldu?”

“Ağaçlar teker teker ölmeye başladılar elbette. Önce yaprakları mevsimsiz bir şekilde sararıp dökülüyor, sonra da kuruyordu zavallılar. Aslında babam ve bir kaç kişi daha bir şeyler döndüğünden şüphelenmişlerdi ama Altemur bey o kadar katı kalpli biriydi ki, ondan zarar görmekten korkuyorlardı. Emin de olamadıkları için uygun bir zaman bekliyorlardı.

O uygun zaman ne yazık ki hiç gelmedi ve arazideki ağaçların neredeyse yarısı sırayla kurudu ve öldü. Tepe yeniden eski çıplaklığına bürünüyordu. Köylü çok üzgündü ama Arslanbaş çiftliğine bir kurt dadanmıştı ve yapılacak bir şey yoktu. Kalan ağaçları kurtarmak için hasta olanlar sökülecek ve ilaçlanacaktı.

Böylece bir kısım ağaç daha yok edildi.”

“Gerçekten çok kalpsiz bir adammış bu Altemur bey! İyi ki ölmüş yoksa karşısına çıkıp bir çift söz söylemek isterdim!” dedi Bilgehan elini yumruk yaparak.

“Şiddet hiç bir zaman çözüm değildir evlat!” dedi torununun başını okşayarak.

“Eğitim de değil ama baksana dede! Adam yazarmış bir de!”

“Evet çok haklısın okul eğitimi tek başına kimseyi insan yapmaz. İnsan doğarız ve öyle kalabilmek çok çaba ister, irade ister ve yürek ister.”

“Ben hep insan olacağım dede!”

“Aferin sana benim canım torunum!” diyerek kendine çekip sarıldı Agâh bey bu cesur minik yüreğe.

“Peki sonra ne oldu dede? Burada otel falan yok şimdi?”

“Evet yok. Ağaçlar yok edilmesi yağmur mevsimine denk gelmişti. O mevsimde de inşaatın başlaması mümkün değildi zaten. Baharı bekleyeceklerdi.

O yıl bu bölge tarihinde almadığı kadar inanılmaz bir yağış almaya başladı. Öyle ki bir gece nehir yatağından taştı ve önüne ne geldiyse sürükleyip götürmeye başladı.”

“Yavruların düştüğü nehir mi?”

“Evet, zaten güçlü bir nehirdi. Yağmur suları ile güçlü bir sele dönüştü ve her şeyi yıkıp dökmeye başladı.

Evinin önüne kadar gelen sel sularını ciddiye almayan Altemur bey, her sonbahar yağan yağmurlardan olduğunu düşünüp sıcak çayını yudumlamaya devam etti. Ancak hesaba katmadığı artık arazisindeki toprağı sarıp sarmalayan ağaç köklerinin yarısı orada değildi. Geçmiş yıllarda göl gelip arazinin üzerine yağsa bir şey olmayacak olan toprak, suyla birlikte evin etrafını bir bataklığa çevirdi önce.

Suyun yükseldiğini farkeden Altemur bey önce korktuğu için dışarı çıkamadı. Sonra verandadan içeri çamur akmaya başladığını görünce can havliyle dışarı çıkıp arabasına ulaşmaya çalıştı.

Araba evin arkasındaydı, çok pahalı ve güzel bir arabası vardı Altemur beyin. Bu güçlü çamur akıntısından onu kurtaracağını düşünmüş olmalıydı ama arabanın altındaki toprak çoktan sele karıştığı için onu da sürüklemişti. Az ileride hâlâ ayakta kalan ağaçlara çarpıp kalmıştı.

Yine çalışır umuduyla arabaya doğru gitmeye çalıştı. Su dizlerini geçmeye başlamış, taş dal ne bulduysa vuruyordu bacaklarına. Ayakta kalmak çok zordur böyle bir durumda. O da ayakta kalmak için epeyce mücadele verdi çamurun içinde.”

“Sen yine mi oradaydın dede?”

“Ne yazık ki yine oradaydım, ancak bu sefer babam da biliyordu orada olduğumu. Selin geldiğini görünce ikimiz en kalın gövdeli ağaçların birinin üzerine tırmandık hemen. Bu da çok sağlıklı bir yöntem değildi o yağmurda ama aklımıza yapacak en iyi şey olarak o gelmişti.”

“Neden Altemur beyi de çağırmadığınız ağaca?”

“Ona seslendik ama duymadı bizi. Zaten ağaca çıkabilecek bir adam de değildi.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s