Masal prensi – Bölüm 8

Erdoğan uyumak için odasına çıktığında Ayla çoktan gitmişti. O gittikten sonra evde daha rahat hareket ettiği için biraz uzanıp televizyon seyretmiş, kitap okumuş. Bir bardak süt içtikten sonra odasına çıkmıştı. Biraz daha okuyup ondan sonra uyumayı planlıyordu.

Kafası hâlâ seyahati ile meşguldü. Yıllardır canını sıkan bir yükten kurtulmuştu ama henüz rahatlayamamıştı. Kitabını eline alıp kaldığı sayfayı çevirdi. Bir kaç satır okuduktan sonra, aklı yine düşüncelerle dolunca, bıraktı elinden. En iyisi biraz uyumaktı şimdi. Hava değişikliği de sarsıcı olmuştu onun için. Yatağın içine doğru kaykılıp gevşemeye çalıştı. Bir süre tavanı seyrettikten sonra yine gevşeyemeyince yan dönüp bir kolunu yastığın altına sokunca farketti kağıt parçasını.

Ne olduğunu anlayamadığı için çekti ve doğrulup ışığı açtı. İlk gözüne çarpan şey mektupta çizilmiş resimdi. Farkında olmadan gülümsedi. Sonra kargacık burgacık harflerle yazılmış mektubu okudu.

Ne olduğunu anlayamamıştı ama gülümsetmişti onu mektup. Eve o yokken Ayla’dan başkası girmemişti. Öyle ya onun bir oğlu vardı. Adını bilmiyordu ama muhtemelen bu mektup ona aitti. Çocuğun ne demek istediğini anlamadığı için bir kez daha okudu. Demek onun bir prens olduğunu düşünüyordu, hem de onları kurtaran bir prens.

“Ayla çocuğa benim hakkımda böyle mi söylemiş?” dedi kendi kendine. Bu onu daha da gülümsetti. Kızın ondan korkmadığını biliyordu diğerleri gibi ama onu bir prens olarak gördüğünü bilmiyordu elbette. En azından bir çocuğun gözünde korkutucu olmayan biri, hatta bir prens olmakta çok güzeldi ayrıca. Bir elini başının altına yerleştirip yine tavanı seyretmeye başladı. Ruhu da, kalbi de yumuşamıştı bir anda.

“Yarın Ayla ile konuşurum” diye düşünerek huzurlu bir uykuya daldı.

Ayla ertesi sabah her zamanki saatinde geldi eve. Anahtarı ile sessizce kapıyı açıp içeri girdi. Dün gece Emrah bütün gün ne kadar sıkıldığını anlattığı ve bir türlü uyumak istemediği için çok uyuyamamıştı. Gerçekten de yatak Erdoğan beyin yatağı gibi rahat değildi ayrıca. Bir kaç güne alışırız diyordu içinden ama sabah her yanı ağrıyarak uyanmıştı.

Uyku sersemi kahvaltı hazırlayıp, kurabiye pişirmek için önce mutfağa girdi. Çoktan uyanıp masada gazete okuyan Erdoğan beyi farketmeden gidip buzdolabını açtı ve kurabiye için gerekli olan süt ve yumurtayı çıkarıp tezgahın üzerine koydu. Erdoğan bir gün öncesi gibi onu korkutmak istemiyordu ama varlığını farkettiğinde yine sıçrayacağından emindi. Çok dalgın bir kızdı Ayla. Sürekli aklı bir şeylerle meşguldu. Bu işini yapmasına engel olmuyordu elbette ama onun gözlerindeki bu hüzünlü ifade içini parçalıyordu Erdoğan’ın nedense. Güldüğü zaman çok güzel oluyordu oysa. Gözlerinin feri bile değişiyordu güldüğünde. Bembeyaz dişleri görünüyordu. Yüzünde yaşıdan fazla gösteren bir iki çizgi vardı daha şimdiden ama bu ona güzel bir hava katıyordu. Saçlarını her zaman topluyordu. Sımsıkı topluyordu nedense, sanki kendi canını yakmak ister gibi topladığını düşünmüştü Erdoğan ilk gördüğünde. Saç kökleri arkadaki tokaya kadar öyle gergin duruyordu ki bakana canı yanıyormuş hissi veriyordu. Bu kadar gergin saç modeli yüzüne de sert  bir ifade katıyordu. Oysa sevimli bir tipi vardı dikkat edildiğinde. Güzel değildi ama insanı etkiliyordu galiba.

Ayla masaya dönüp onu görünce hafifçe sıçradı yeniden.

“Oh! Günaydın! Sizi görmedim özür dilerim”

“Günaydın, ben de korkmaman için ses çıkarmadım.”

“Teşekkür ederim” diyerek yeniden tezgaha döndü ve  kahvaltı için gerekli malzemeleri dolaplardan hızla çıkarmaya başladı. Erdoğan beyin bu kadar erken kalktığını daha önce görmemişti. Erdoğan’da hiç sesini çıkarmadan gazetesini okumaya devam etti. Mektup gömleğinin cebinde duruyordu.

Kahvaltı hazır olunca, sıra hamuru hazırlamaya gelmişti ama ondan önce çayı doldurup masaya getirdi Ayla.

“Neden sen de kendine bir çay alıp oturmuyorsun?” dedi Erdoğan.

Adamın onunla bir şey konuşmak istediğini anlayan Ayla, bunun işten çıkarılmayla ilgili bir konu olduğunu düşündü hemen. Belki de onun ve Emrah’ın gelip evinde izinsiz kaldığını anlamıştı. Öyle ya belki evde kameralar vardı. Bu hiç aklına gelmemişti Ayla’nın. Tam hayatını yeniden düzene koymak üzereyken bu işten atılmak istemiyordu. Gözlerinin dolduğunu gizlemeye çalışarak adamın sözüne uyup bir bardak çay doldurdu ve masanın kenarına ilişti. Şimdi “Evimde ne işiniz vardı?” dese ne cevap vereceğini düşünüyordu. Yalan söylemek istemiyordu. Çaresiz kalmışlardı, bu kötü bir şey değildi ki, eve bir zarar da vermemişlerdi. Olanı biteni anlatabilirdi utanılacak bir şey yapmamıştı o.

Ayla’nın gerildiğini anlayan Erdoğan, ortamın yumuşayacağını düşünerek cebindeki mektubu çıkarıp masanın üzerine bıraktı ve gülümsedi. Ayla mektuba çok dikkatli baktığı için Erdoğan beyin gülümsediğini farketmeden elini kağıda uzattı ve alıp okudu.

“Aman Tanrım!” dedi mektubu kucağına bırakırken, “Gerçekten çok özür dilerim. Ben, Emrah’ın bunu ne zaman yaptığını hiç bilmiyorum gerçekten! O küçük bir çocuk daha!”

Erdoğan onun yeniden tedirgin etmiş olmaktan rahatsız olmuş, biraz sakinleşmesini istiyordu ama bunu nasıl yapacağını bilemedi bir anda onun halini görünce.

“Emrah senin oğlun mu?” dedi sesini yumuşak tutmaya çalışarak. Onun gibi kocaman sesli birinin bunu yapması epeyce zordu.

Başını sallayıp önüne baktı Ayla

“Kesin kovacak beni şimdi. Ah oğlum! Neden böyle bir şey yaptın?” dedi içinden

“Kaç yaşında?” diye devam etti Erdoğan.

“Altı yaşında, okula başlayacak bu yıl. Bakın çok özür dilerim.”

“Sakin ol, özür dileyecek bir durum yok. Oğlunla tanışmak istediğimi söyleyecektim sadece. Beni bir prens olarak görmesi çok hoşuma gitti. Bu sık başıma gelen bir şey değilldir.”

Ayla hiç ummadığı bu sözler karşısında başını kaldırıp adamın gözlerine baktı. Şaka mı yapıyordu acaba? Oğluna onun bir prens olduğunu söyleyen oydu üstelik.

“Ciddiyim!” dedi Erdoğan, “Belki yarın onu da getirebilirsin! Tabi konunun buraya nasıl geldiğini de bana açıklarsan ben de bir çam devirmem onun yanında.”

Ayla defalarca teşekkür ederek Erdoğan beye hikayesini özetle anlattı. Anlatırken çoğu yerde gözleri dolsa da yine de devam etti. Erdoğan bu kadar genç yaşta bunca olayı yaşamış bu minik kadını hayranlıkla dinledi. Feridun’dan bahsettiği kısımda biraz öfkelenmişti ama bunu ona belli etmedi. Ayla’nın yaşadıklarının içinde biraz kendi hayatını bulmuştu. Daha da doğrusu annesinin. O da hep Erdoğan’ı korumaya çalışmıştı.

Kızın gözlerindeki hüznün onu neden bu kadar etkilediğini çözdü hikayesini dinlerken. Ona annesini hatırlatıyordu Ayla. Tıpkı onun gibi cesur ve fedakar bir kadındı. Üstelik bu yaşadıklarının hiç birini hakketmiyordu.

Çocuğun onu neden prens olarak bildiğini öğrenince gülümsedi yeniden. Gerçekten bir prens, bir kahraman olarak görülmeyi hayal etmemişti daha önce ama şimdi bu çok iyi hissettiriyordu.

“Yarın oğlunla gel mutlaka!” dedi sadece ve kahvaltısını yapıp kalktı masadan, “Ona prensin onu davet ettiğini söyle!”

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s