Papatyam – Bölüm 8

Öykü baktı onun yüzüne neredeyse bir saate yakındır kapının önünde sergilediği tiyatro ile kalan saygısını da yok edip gitmişti Ali.

“Senin anlayamayacağın şeyler bunlar” dedi Ali’nin gözlerinin içine bakmaya devam ederek.

Ali bu gözlerde bir sevgi kıpırtısı kalmadığını anladı o an.

“Onu seviyor musun yani? Bu kadar kısa zamanda hem de? Ve bana kızıyorsun başkasına gönlüm kaydı diye öyle mi?” dedi bu sefer alaycı tonlamasını saklamadan.

“Sen onun kocaman yüreğini anlayamayacak kadar küçük akıllısın. Soruna başka şekilde yanıt vereyim. Onu tanıdığımdan beri seni sevmiyorum!”

Öykü’nün bu yüksek çıkışı afallattı Ali’yi, içindeki hırs o kadar yükseldi ki bir süre ne söyleyeceğini bilemeden baktı kızın öfke dolu yüzüne.

Öykü o zaman farketti Ali’nin hemen arkasında onları dinleyen Ahmet’in varlığını. Yüz hatları öyle hızlı değişti ve yumuşadı ki Ali bir an için umutlandı yeniden. Ahmet’in sesi yıkıp geçti bu umudu.

“Karımı duydun Ali!” dedi Ahmet onun yanından geçip kolunu Öykü’nün beline doladı ve onu kendisine çekip öptü yanağından.

Öykü sanki her zamam yaptıkları bir şeymiş gibi güven ve huzurla dolup kapattı gözlerini Ahmet onu öperken.

“Sen inansan da, inanmasan da biz birbirimizi seviyoruz. Umarım sen de gerçekten sevmeyi öğreneceğin, sana sevginin hayata bir şifa kaynağı olarak sunulmuş bir hediye olduğunu öğretecek bir kadınla tanışırsın yeniden. Çünkü elindekini kaçırdın ve bu da benim şansım oldu”

Ali kendi sahte oyunundan çok daha gerçek sahnelenen bu oyun karşısında hırsından yumruklarını sıksa da, babasının durumu yüzünden onları karşısına alamayacağını bildiği için dönüp gitti arkasını.

O evlerin arkasında kaybolana kadar birbirlerine sarılıp baktılar arkasından. Öykü utangaç bir şekilde geri çekilirken ;

“Teşekkür ederim. Seni böyle bir duruma mecbur bırakmak istemezdim. Lütfen affet!” diye fısıldadı, ona bu kadar yakın durduğu süre boyunca ağzından çıkan her sözden etkilenmişti.

Ahmet gülümsedi belli belirsiz.

“Onu gerçekten sevmiyor musun artık?” diye sordu kapıyı kapatırken.

“Hayır sevmiyorum!” diye yanıtladı Öykü bu defa güçlü çıkmıştı sesi.

Eve doğru yürürlerken geldiler papatyaların önüne. İkisi de anlaşmış gibi durdular.

“Beni tanıdıktan sonra Ali’yi sevmeyi bıraktığın konusunda samimi miydin?” dedi Ahmet bu defa dayanamayıp.

Az önce o da çok farklı şeyler hissetmişti kapıda ona sarılıp Ali ile konuşurken. Bu kadar kısa zamanda ona bu kadar alışmış olması bile tuhaf gelirken, bir şeyler hissetmeye başlamış olmasını almıyordu aklı bir türlü.

Hisettimlerinin karşılıksız olmadığını duymak için garip bir istek belirmişti içinde. Belki de Ali yerine tercih edilmek okşamıştı gururunu ama Öykü geldiğinden beri hisettiği huzur ve güven etkiliyordu asıl onu. Haftalardır kendine itiraf edemese de onun varlığından büyük bir mutluluk duyuyordu artık.

Öykü papatyalara bakmaya devam ediyordu, şimdi gerçekten içinden gelenleri söylese Ahmet onun ayran gönüllü olduğunu düşünecekti muhtemelen. Bu kadar olaydan sonra, bu kadar kısa zamanda kalbinin onun için atmaya başladığını az önce farketmişti o da.

Yine de yalan söylemek istemedi, bir insanın yüreğinin diğerinden daha güçlü olduğunu anlamış olmak utanılacak bir durum değildi. Ali’ye de tam olarak bunu söylemişti aslında.

“Evet, samimiydim” dedi gözlerini papatyalardan ayırmadan.

Ahmet Erdem beyden duymuştu onun papatya sevdiğini. Öykü’nün haberi olmasa da papatyaların bu gün geleceğini biliyordu Ahmet.

Erdem bey Ahmet’in eşini yere göğe sığdıramazken, genç aşıkların daha da mutlu olmaları için Ahmet’e nasihatlar da ediyordu sık sık.

Öykü’nün papatyaları çok sevdiğini ve eşine hediye seçerken mutlaka hatırlaması gerektiğini de söylemişti ona.

Öykü’nün doğum günüydü bugün. O söylemese de Ahmet nikah işlemleri sırasında öğrenmişti. Erdem beye papatyaları bu güne denk getirmesini o istemişti.

Ali’de o güne denk getirmiş olmasına rağmen yıllarca birlikte vakit geçirciği sevdiğinin doğum gününü hatırlamamıştı bile. Sadece acı bir tesadüftü gelişi.

Ahmet Öykü papatyalara bakmaya devam ederken ceketinin cebindeki minik hediye kutusunu çıkarıp ona uzattı.

“Doğum günün kutlu olsun!”

Öykü ona dönüp baktı şaşkınlıkla “Ama sen?”

“Açmayacak mısın?” diyerek paketi gösterdi Ahmet.

Öykü zarif paketi alıp açtı heyecanla, ucunda minik güzel bir papatya olan kolyeye baktı hayranlıkla.

“Sen?” dedi yeniden.

“Benim papatyam olmamı diledim bu gün sadece. Umarım seni mutlu edebilmişimdir” dedi Ahmet.

Bir hafta sonra Mustafa bey başarılı bir ameliyat geçirdi. Ahmet Sultan anne için bir yardımcı ayarlamıştı. Karısıyla birlikte giderlerken ayarladıkları yardımcıyı da beraberlerinde götürdüler. Ali ile aralarında geçenleri üçü dışında kimse bilmedi.

Mustafa beyin iyi olmasının ardından Ali yeniden İngiltere’ye döndü. Öykü ve Ahmet’in ilk çocukları dünyaya geldiğinde yanlarında değildi.

Sultan hanım ve Mustafa bey Öykü’nün tüm hamileliği boyunca Bursa’da onların yanında kaldılar.

Ahmet ilk evliliğinde yaşadığı kötü tecrübenin tekrarlanmasından korkuyordu elinde olmadan. Bu yüzden Öykü’nün beş dakika yanlız kalmasına, yorulmasına asla izin vermiyordu. Hamileliğin beşinci ayından sonra eve daha sonra bebeğe de bakmak üzere bir yardımcı tutuldu.

Sağlıklı bir kız çocukları oldu Ahmet ve Öykü’nün. Adını Papatyam koydular.

SON

Reklamlar

Papatyam – Bölüm 8’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s