Papatyam – Bölüm 7

Sonraki gün işine geri döndü Ahmet. Öykü’de bir süredir kapalı kalan evin temizliği le uğraştı biraz. Bahçeyi dolaştı. Sonra bir süre çıkıp iş aramaya karar verdi ama bu şehri hiç bilmediği için nereden başlayacağını ya da ne tür bir iş yapabileceğini bilmiyordu henüz. Her gün bir iki saat gezip önce keşif yapmaya karar verdi kendi kendine.

Ahmet eve  geldiğinde evi pırıl pırıl, yemeği yapılmış buluyordu. Öykü o gelmeden yemeğini yiyiyor. Sonra onun sofrasını toplayıp, bir çay içtikten sonra odasına çekiliyordu. Şimdilik ikisinin de birbirlerinden şikayeti  yoktu. Ahmet onu istemiyormuş hissi yaratmamak için ne yaptığını sormaya çekiniyor, onun sessizliğine razı oluyordu.

Mustafa amcanın ameliyat günü üç hafta sonrasına verilmişti. O zamana kadar bazı tetkikler yapılacaktı. Sultan hanım Öykü’ye “O zamana kadar gelmene gerek yok!” dediği için Öykü Bursa’daki yeni yaşamına adapte olmaya devam etti o süre içinde. Üç hafta sonra yeniden Samsun’a dönmesi gerekeceği için iş aramaya şimdilik son verdi. Bulsa bile zaten gidip başlayamayacaktı.

Mustafa baba ameliyat olurken o da Elif’lerde kalacaktı. Böylece hastane dışında Ali’yi veya eşini görmesi gerekmeyecekti. Artık oradaki karşılaşmalar içinde yapacak bir şey  yoktu.

Ahmet’in işleri nedeniyle gelememe ihtimali vardı ama bir gün de olsa gelmek istiyorum demişti Sultan anneye telefonda. Öykü’de kalıp ona yardım edemeyeceği için ameliyattan sonra ona yardım edecek birini bulmaya çalışıyordu bir yandan. Sultan anne istemez dese de o aramaya başlamıştı bile. Sultan hanım Ali’nin durumundan Ahmet’e de bahsetmemişti. Bu yüzden yeni gelin de bana yardım eder diye bahane uydursa da Ahmet onun hamile olduğunu söyleyip ikna olmadı.

Samsun’da hâlâ görüştüğü pek çok arkadaşı vardı. Onlarında zaman zaman bu tür ihtiyaçları olduğundan yardımcı olacaklarından emindi. En azından referanslı birini önerebilirlerdi çevrelerinden.

Ne Sultan hanım ne de Mustafa bey anlaşmışlar Öykü’ye veya Ahmet’e evlilikleri ile ilgili bir şey sormuyorlardı.İkisi de yürümediğini duymaktan korkuyorlardı belki de. Çocuklar bir şeyler söyler diye bekliyorlardı ama onlarda sadece kendilerinden bahsediyorlardı daha çok.

Kimse Ali’ye Öykü’nün nerede olduğunu söylemiyordu. Ancak Ali tahmin ettikleri gibi Elif’e değil Timur’a sormuştu bildiklerini. Elif kocasını uyarmaya fırsat bulamadan Ali onu aradığı için o da Ahmet’i evliliği ve Bursa’yı söyleyivermişti güzelce. Ali konuştuklarının aralarında kalmasını rica etmişti ondan. Babasının ameliyatı bitene kadar harekete geçmeyi düşünmüyordu. Ayrıca Öykü’ye çok öfkelenmişti anında bir başkası ile evlenmeyi kabul ettiği için. Ameliyat sona erene  kadar kendini de yatıştırabileceğini düşünüyordu. Timur ona kızın mecburiyetten böyle bir şey yapmak zorunda kaldığını anlatmaya çalışsa da o kendini ihanete uğramış sayıyordu hâlâ.

Elif, Timur’u bir şey söylememesi için uyarsa da artık her şey için çok geçti ancak karısına çoktan her şeyi anlattığını söyleyemedi verdiği söz yüzünden. Ali’nin aklının nasıl çalıştığını ve nasıl kendini haklı görebildiğini anlayamıyordu ama onlar arkadaştılar Elif ile tanışıp evlenmelerine de o vesile olmuştu. Bu yüzden sessiz kalmayı seçti.

Artık Ali’yi tutan bir şey yoktu. Öykü evlenmişte olsa ona olan aşkı değişmeyecekti. Gidip konuşacak sevdiği kadını geri alacaktı. Ahmet’in onu, onun da Ahmet’i sevmediğini biliyordu zaten. Bu mecburi evlilik böylece sona ereceği için Ahmet’in de itirazı olmayacaktı.

Timur Ahmet’in Bursa’daki evinin adresini bilmediği için önce onu bulması gerekiyordu sadece. Evde bir yerlerde Sultan annenin not aldığından hiç şüphesi yoktu.

Bir kaç gün içinde evdekilere çaktırmadan yürüttüğü aramalar sonucu Sultan annenin çantasında taşıdığı telefon defterinin arka sayfalarında buldu adresi.

Babasının ameliyatını beklemeye karar vermişti baştan ama ameliyata henüz bir hafta vardı. Öykü’yü ikna edip getirdiğinde babasının daha da mutlu olacağından şüphesi yoktu. Herkes için en mutlusu olacaktı zaten.

O yüzden ameliyattan önce halletmek istediği bir işi olduğunu ve iki güne döneceğini söylerek ayrıldı evden.

Yol boyunca Öykü’yü gördüğünde ne söyleyeceğini, ondan nasıl af dileyeceğini planladı durdu.  

Adresi bulmak için biraz zaman harcamış olsa da evi bulduğunda kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Bahçe kapısına yaklaşıp zile basacağı sırada duydu Öykü’nün sesini;

“Erdem bey gerçekten harika oldu bu papatyalar! Size çok çok teşekkür ederim”

Biraz sonra bahçe kapısı açıldı ve Erdem bey ile Öykü göründüler kapıda.

Erdem bey Öykü’nün şaşkın bakışlarını farketmeden kapıda rastladıkları adamı başıyla selamlayıp uzaklaştı.

Öykü ona papatyaları çok sevdiğinden bahsedince, adamcağız hiç üşenmemiş bahçeye dikmeleri için bir sürü papatya getirmişti. Öykü’nün sevincini görünce de bırakıp gidememiş onunla birlikte hepsini tek tek dikmişlerdi bahçeye.

Öykü bu sevincin ardından kapıda Ali’yi görünce şoka girmişti birden. Papatyaları ne kadar çok sevdiğini Ali’de bilirdi. Ona her zaman papatyalar alıp getirir, bir hediye seçeceği zaman deseninde, renginde papatya çağrıştıran bir şeyler olmasına özen gösterirdi.

Şimdi tam yeni hayatına papatyaları katmışken kapıda Ali ile karşılaşmak birden bire karmakarışık hissetmesine neden olmuştu.

“Papatyalar benim için mi?” dedi Ali sıcak bir gülümseme ile.

Ali’nin elinden geldiğince sıcak ve romantik söylemeye çalıştığı bu söz Öykü’yü gerçek dünyaya geri getirdi. Bu ne arsızlıktı böyle?

“Hayır! Burada ne işin var?” dedi sert sert.

“Beni içeri davet etmeyecek misin? Böyle kapı ağzında mı konuşacağız?”

“Etmeyeceğim elbette, evli bir kadınım ben artık.”

Ali Öykü’nün öfkesinden böyle davrandığını ama onun gözlerine baktıkça kalbinin yumuşayacağından emindi.

“Sadece papatyaları görmek için o halde!”

“Ali sana olmaz dedim. İlla içeri girmek istiyorsan eşim geldikten sonra buyur ederiz seni”

“Ahmet’ten mi bahsediyorsun?” dedi Ali boş bulunmuş alaycı çıkmıştı sesi.

Öykü cevap vermeden baktı yüzüne.

“Tamam bak lütfen burada kapı ağzından da olsa dinle beni. Bu yüzden geldim” dedi sesini yeniden yalvarır bir tona çekerek ve yol boyunca planladığı tüm sözleri sıraladı tek tek. Pınar’ın onu nasıl kandırıp mağdur ettiğini ama onun sonunda gerçek sevdanın Öykü olduğunu anlayıp buralara kadar geldiğini ve daha pek çok şey anlattı yaklaşık kırk beş dakika boyunca.

Sesini kâh ağlamaklı yapıyor, kâh yalvarıyor Öykü’nün duygusuzca bakan yüzünde bir etki yaratmak için çırpınıyordu. Sonunda kendisi de yoruldu anlatmaktan ve sustu.

Bir süre konuşmadan baktı sevdiğü kadının yüzüne.

“Tamam ben büyük bir aptallık yaptım! Beni affedemiyorsun! Neden sevmediğin bir adamla bir ömür geçirmeyi kabul ederek hayatını mahvediyorsun? O sana elini sürdü mü?”

(Devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s