Papatyam – Bölüm 6

Altıncı bölüme başlamadan tüm hikaye severlerin bayramını kutluyor, yüreğimizi, evimizi, mahallemizi, şehrimizi, ülkemizi ve dünyamızı sevgi, huzur, bolluk, barış ve kardeşliğin  sarmasını diliyorum.

Gülseren Kılınç

Ali dönmeden hızlıca halletmeye karar verdiler bu evlilik işini. Onun bilmesine bile gerek yoktu zaten. O da karısını bırakmaya diye gitmiş gelmek bilmemişti bir türlü. Her gün arayıp konuşuyordu ailesiyle ama ne zaman geleceğini söylemiyordu.

Mustafa bey Ahmet’e öyle minnet duymaya başlamıştı ki durup durup “Allah razı olsun, Allah ne muradın varsa onu versin. Sen beni bir yükten kurtardın. Allah’ım sana hiç yük vermesin!” dye dua ediyordu. Mustafa beyin sesi titreyerek ettiği bu dualara gözleri doluyordu hepsinin. Öykü ondan söz almıştı, o evlenirse Mustafa baba da ameliyat olacaktı.

“Tamam kızım, sana söz veriyorum. Ali dönsün olacağım!”

Böylece kimselere haber vermeden kıyıldı nikahları. Ali’de bir kaç güne döneceğini haber verince, Ahmet kalmak istemedi daha fazla. Onunla karşılaşmak da istemiyordu aslında. Bu yaşanılanları onun suçuydu. Öykü’nün de onu görmek istemeyeceğinden emin olduğu için Sultan anne ile konuşup vedalaştı. Öykü’yü de alıp Ali gelmeden ayrıldılar Samsun’dan.

Öykü yol boyunca hiç konuşmadan dışarıyı seyretti. Ahmet’de üzerine varmadı. İkisinin de kafasında yüzlerce düşünce vardı şimdi. Öykü Bursa’ya daha önce hiç gitmemişti, şahri sıfatlayan yeşilin bu kadar güzel olabileceğini de düşünmemişti görene kadar. Ahmet ona Bursa’nın güzelliklerinden bahsetti biraz. Gezer dolaşırsın şehirdekileri zaten. Diğerlerine de fırsat olursa ben seni götürürüm dedi.

“İnşallah!” dedi Öykü düşünceli bir şekilde. Bir an önce bir  iş bulup, ev tutmak istiyordu. Ayrıca Mustafa baba ameliyat olurken Sultan hanımın yanında olmak istiyordu. O yüzden şehri yaşamak ve keşfetmekten daha önemli konuları vardı gündeminde.

Ali döner dönmez babası yerine Öykü’yü sordu Sultan hanıma.

“Gitti!” dedi Sultan hanım asık bir suratla. Oğlan güya babası için gelmiş, sonra karısının peşine çekip gitmişti. Şimdi de hiç bir şey olmamış gibi babası yerine duygularıyla ve onuruyla oynadığı kızı soruyordu.

“Nereye gitti?” dedi Ali telaşla, “Onunla konuşmam gerekiyor!”

“Ne konuşacaksın bu  saatten sonra gitti işte!”

“Babaanne nereye gitti söyle lütfen her şeyi düzelteceğim!”

“Neyi düzelteceksin evladım? Herkesin hayatın mahvettin zaten! Babana sahip çık kimse başka bir şey  beklemiyor artık senden. Sonra da git geldiğin yere, karınla çocuğunla mutlu bir ömür yaşa!”

“Babaanne anlamıyorsun Pınar hamile değilmiş!”

“Nasıl değilmiş?”

“Benim memlekette bir sevdiğim olduğunu anlayınca plan yapmış evlenelim diye! Bebek falan yokmuş yani!”

“Puuu! Bulduğun kız da aynı senin gibiymiş demek!” dedi Sultan hanım öfkeyle. İyice sinirleri bozulmuştu, “Ne halt etmeye Öykü’yü soruyorsun sen?”

“Pınar’la biz evlenmemiştik aslında siz Öykü diye tutturursunuz diye uydurduk onu!” dedi Ali başını öne eğerek.

“Pes! Pes!” diyerek dizlerine vurmaya başladı Sultan hanım, “Oğlum biz seni hiç mi yetiştirememişiz, sen oralarda mı bu kadar gaddar, vicdansız, yalancı bir adam oldun? Baban ölüyordu senin bu saçmalıkların yüzünden. Sen şimdi kalkmış bunların hepsi yalandı mı diyorsun yani?”

“Babaanne ben Pınar’ı hamile sanıyordum. Kızı ortada bırakamam diye öyle söyl…”

Sultan hanım Ali’nin lafını bitirmesine fırsat vermeden hırsla kalktı ayağa, “Defol git! Gözüm görmesin seni! Öykü yok gitti! Kim kime yaranıyorsan yaran şimdi! Ben bakarım oğluma sana ihtiyacımız yok!”

Bağırtıya çıkıp gelen Mustafa bey anlamaz gözlerle baktı oğlu ve annesine.

“Baba!” diye koşup elini öptü adamın Ali.

“Ne var neyi pay edemiyorsunuz yine?” dedi Mustafa bey, nefesi bozulmuştu birden.

Onun halini gören Sultan hanım diyemedi bir şey.

“Hiç işte eski olaylara bağrışıyoruz!” dedi Ali’ye ters ters bakarak. Ali Pınar ve bebek konusunu açmaması gerektiğini anladı hemen sustu.

“Neyse her şey düzeldi artık, bu gün şu doktoru arayın da ameliyat gününü belirleyelim. Öykü’ye söz verdim.”

Ali hemen ilgilendi bu sözlerle.

“Sahi Öykü nerede baba?” dedi yan gözle babaannesini süzerek.

“Gitti dedim ya!” diye atıldı Sultan hanım. Ali’ye kızın Ahmet ile evlenip gittiğini söylemek istemiyordu.

“Nereye gittiğimi Ali’ye söylemeyin dedi, değil mi Mustafa?”

Annesinin bu tonlamasına alışık olan Mustafa bey de anladı Ali’ye Öykü’ye olanlardan bahsetmemesi gerektiğini ve sustu.

Sultan hanım hâlâ bu evin hakimi ve güçlü kişisiydi. Ali ve Mustafa bey onun karşısında yapabilecekleri bir şeyleri olmadığını çok önce öğrenmişlerdi zaten.

“Öyle olsun!” diyerek kalktı Ali ve cep telefonunu alıp, sehpanın üzerinde duran raporların üzerinde yazan doktorun numarasını çevirip randevu aldı.

“Yarın öğleden sonra gidip konuşacağız doktorunla!” dedi babasına ve çıkıp gitti bir şey söylemeden. Öykü’nün yerini bilen başkalarını nasılsa bulurdu.

Ali’nin rahat durmayacağını bilen Sultan hanım hemen Elif’i arayıp olanları anlattı.

“Aman kızım, gider bulur orada kurulmuş yuvayı da yıkar bu sersem. Sakın ha! Bir şey söyleme!”

“Yok Sultan teyzeciğim söylemem. Zaten Öykü’de istemez onu görmek. Demek hepsi yalanmış öyle mi? Bence bunu da bilmesin kızcağız şimdi iyice üzülür. Vah ki ne vah!”

Ahmet’in evine vardıklarında ikisi de oldukça yorgundu. Bahçe içinde müstakil güzel bir evdi burası. Kapının önünde tenekelerin içine ekilmiş sardunyalar vardı. Merdivenlere neşeli bir hava katmışlardı.

“Hoş geldin Ahmet bey!” dedi yaşlı bir adam sesi. İkisi de dönüp baktılar adama.

“Hoş bulduk Erdem amca! Nasılsın iyi misin?”

“Hamdolsun iyiyim. Bak bahçene baktım sen yokken güzelce. Şu arkadaki şeftaliyi böcek  sarmıştı onu da ilaçladım. Deponun anahtarı da bende. Artık geldiysen akşam üzeri getirp bırakırım.”

“Allah razı olsun senden. Tamam getir bekliyorum!”

“Bu hanım kızımız kim?” dedi sonra adam merakla Öykü’ye bakarak.

Ahmet bir an için bilemedi ne söyleyeceğini, Öykü’nün yüzündeki acı gülümsemeyi farkedince “Eşim Erdem amca” deyiverdi. “Evlendik!”

Adam elindeki hortumu bırakıp geldi sevinerek yanlarına.

“Desene yahu! Hoş geldin kızım evine! Biz de bu kereta ne zaman gönlüne bir sultan bulacak diye bekleyip duruyorduk. Allah mesut etsin, bir yastıkta kocatsın inşallah!”

Öykü adamcağızın bu samimi tepkisine gülümsedi sevgiyle bu sefer. Daha gelir gelmez Ahmet’in açıklama yapmak zorunda kalmasına da üzülmüştü biraz.Olaylara hep kendi açısından bakmıştı. Onun da burada devam eden bir sosyal hayatı vardı elbette ve bu sosyal hayata onu lanse etmek zorunda kalıyordu şimdi.

“Keşke bunu yolda konuşsaydık. Eşim demek zorunda kalmayabilirdiniz” dedi Öykü içeri girince.

“Neden? Kimseye verilecek hesabım yok ki benim!” dedi Ahmet umursamaz bir şekilde.

Sonra Öykü’ye evi gezdirdi. Evin arkasında kocaman bir bahçe vardı meyve ağaçlarıyla dolu.

“Erdem amca ben seyahate gidince ağaçlarıma bakar sağolsun. Yaşı ileri olduğu için daha fazlasını istemiyorum onadan. Görüyorsun bahçe çok büyük, benim de ilgilenecek fazla vaktim olmayınca sadece ağaçları canlı tutabiliyorum.”

“Çok güzel gerçekten!” dedi Öykü bahçeyi izleyerek.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s