Papatyam – Bölüm 5

Elif yolda Timur ile dertleşti uzun uzun. Ali’nin yaptıklarından sonra Öykü’nün orada kalmasını o da doğru bulmuyordu ama sonsuza dek evlerini açmaları da mümkün değildi. Karı koca uykuları kaçmış bir süre oturup konuşmaya devam ettiler evde ama işin içinden çıkamadılar.

O sırada Öykü’nün mesajı geldi Elif’e “Uyudun mu?”

Elif aradı arkadaşını ve o çıktıktan sonra olanları öğrendi bu sefer.

“Peki ne yapacaksın?” dedi şaşkınlıka Elif. Artık söyleyecek söz bulamıyordu.

“Sanırım gidip Ahmet’i evlenmek için ikna edeceğim”

“Ne?”

“Başka çarem yok Elif. Anlaşmalı bir evlilik yaparsak Mustafa amca ikna olur. Kimse üzülmez. O nasılsa Bursa’da yaşıyor. Evlensek bile bizi kimse görmeyecek.”

“Öykü!? Emin misin?”

“Mustafa amca için bunu yapmak zorundayım. Yoksa ameliyat olmayacak!” dedi Öykü çaresizce.

“Peki ya ikna olmazsa?”

Cevap vermedi Öykü bu soruya, “Sana haber veririm” diyerek kapattı telefonu.

Bunca olaydan sonra arkadaşının hâlâ  kendini feda etmesi ve onurunu bir kez daha çiğnetmeyi göze alması ağlattı Elif’i. Gidip sarıldı kocasına bir süre ağladı. Sonra Öykü’nün kararını anlattı. Timur sessiz kaldı bu kez.

Öykü kararlı bir şekilde ayağa kalktı, odasının kilidini sessizce çevirdi ve çıktı. Sokak kapısına kadar ses çıkarmadan yürüdü ve aynı sessizlikle onu da açıp, yarım bırakarak indi merdivenleri. Aşağıdaki dairenin ziline bastı. Ahmet’i aşağı inerken görmüştü ama eve girip girmediğinden emin değildi. Biraz bekledi kapı açılmayınca ne yapacağını bilemedi. Yukarı mı dönse, yoksa burada durup onun gelmesini mi bekleseydi?

Bahçe kapısının önünden kısık bir öksürük duyunca, sessizce indi merdivenleri yeniden ve dışarıda dolaşıp duran adamın gölgesini, sonra da sokak lambasının ışığında Ahmet’i farketti.

Öykü sessizce indiğini sansa da Sultan hanım duymuştu tıkırtıyı, oğluna belli etmeden salonun camını açıp aşağı bakındı. Öykü ile Ahmet oradaydılar. Hemen camın önündeki koltuğa oturdu ama umduğu gibi duyulmuyordu konuşmaları.

“Ya nasip!” diyerek iç geçirdi yüksek sesle.

Ahmet karşısında Öykü’yü görünce onu aramaya gönderdiler sandı önce, “Biraz hava alıp geleceğim.” dedi hızlıca. Kızı az önce rencide ettiğini düşündüğü için yüzüne bakamıyordu.

“Onun için gelmedim!” dedi Öykü. Başını dik tutmaya çalışıyordu ama bu çok zordu. Kendini ne kadar kötü hissederse hissetsin bunu yapmaya karar vermişti bir kere.

“Eğer benimle evlenirseniz, size hiç bir zorluk çıkarmam. Demek istediğim bu insanların yanında evli gibi davranırız bir tek. Onun dışında hayatınıza hiç karışmam, gözünüze bile gözükmem inanın bana!”

Ahmet kızın yüzüne baktı dikkatlice. Sokak lambasının ışığında bile yüzündeki hüzün görülüyordu. Konuşurken sesi titriyordu. Ali ne diye oynamıştı ki bu kızın duygularıyla ve gururuyla bu kadar. Öyle yüzüne bakılmayacak bir kız hiç değildi ki. Peki ama şimdi neden böyle bir şey yapmak istiyordu. Sultan hanım mı sıkıştırmıştı acaba yukarıda onu. Ne de olsa, onun gibi borçluydu Öykü’de aileye.

“Sultan annem mi gönderdi?” dedi fısıldayarak. Öyle garip bir soruydu ki, nereye varacağını kestiremediği için fısıldar gibi çıkmıştı ağzından.

“Hayır!” dedi öykü başını dik tutmaya çalışarak. Ahmet’in yüzüne bakmaya çalışıyordu ama gözleri kaçıyordu ister istemez, “Bu benim kendi kararım gerçekten!  Bu insanlara benim yüzümden bir şey olmasına dayanamam. O yüzden yardımınızı istemeye geldim. Bir süre sonra boşanırsınız benden. Sizden hiç bir şey talep etmem. Sadece bir nikah ve beni Bursa’ya götürmenizi istiyorum. Orada bir  işe girerim. Bir ev tutarım. Mustafa baba ile görüşeceğimiz zaman bir araya geliriz? Olmaz mı? Anlaşamadık deriz sonra da!”

“Daha önce Bursa’yı gittin mi hiç? Tanıdıkların var mı orada?”

“Hayır ama çalışırım, iş bulurum kısa sürede. Size hiç yük olmam. Evinizin kapısından geçmem! Ne olur beni geri çevirmeyin! Mustafa babaya bir şey olursa kendimi asla affetmem!”

Bütün yaşadıklarından sonra kendi derdine yanacağına hâlâ bu iki yaşlı insanı dert ediyor olması etkiledi Ahmet’i. Hesap verecek kimsesi yoktu zaten. Kızı alıp dediği gibi götürse kimse karışmazdı. Ayrı ev de olurdu tabi ama kızı öylece sokağa bırakacak hali yoktu elbette. O zaman kısa sürede nikah yaparlar,  o da kızı alır giderdi işinin başına. Aksi takdirde burada içinde bulundukları duruma ne çözüm bulacağını bilemiyordu.

“Ne saçmalıyorsun!” dedi içinden bir ses yeniden, “Ne yani hiç tanımıdığın bir kızla evlenecek misin öylece. Evlilikten bahsediyorsun bu bir oyun değil ki? Bir kez yaşadın işte! Sonra ne olacak peki? Karının hatırasıyla dolu yaşamına bir başkasının gölgesini mi  düşüreceksin?”

“Gözde sen olsan ne yapardın?” diye sordu içinden karısına.

Öykü onun içindeki gelgitlerin farkında olsa da onu ikna etmekten başka çare göremiyordu  kendine.

“Tuhaf göründüğünü biliyorum.” dedi mahcup bir sesle, “Kendimi size böyle..” gerisini getiremeden hıçkırıklara boğuldu. Tutamamıştı artık.

Her şey öyle üstüste gelmişti ki, şimdi Ahmet’in karşısında onunla evlenmesi için dil dökerken öyle küçücük hissetti ki kendini. Titredi bu duyguyla.

“Allahım ben ne yapıyorum?” diyerek çöktü olduğu yere.

Ahmet koşup geldi yanına, kızın titremesi durmuyordu bir  türlü. Başını kaldırıp yukarı baktı camlardan bakan var mı diye. Kimse yoktu. Seslense şimdi iki ihtiyar iyice panik olurlardı. Kolundan tutup arabasına bindirdi onu. En yakın bakkalın önünde inip su aldı ikisine.

“Sanırım olanlardan sonra hayatlarımızın üzerine bir bardak soğuk su içmekten başka seçeneğimiz yok!” diyerek güldü sinirli sinirli.

Deminden beri titreyerek ağlayan Öykü’ye anlamsız şekilde komik geldi bu sözler ve bu sefer kahkalarla gülmeye başladı. Bir yandan gülüyor, bir yandan iniyordu göz yaşları.

“Tamam!” dedi Ahmet, “Yapalım, başka çare yok!”

Öykü sustu bu sözün üzerine. Suyundan bir yudum aldı. Utanç, acı, çaresizlik yeniden çöreklenmişti içine.

“Gidelim merak ederler!” dedi fısıldar gibi.

Ahmet çalıştırdı arabayı, yeniden evin önüne geldiler. Araba sesi olunca Sultan hanım duramamış, yeniden açıp bakmıştı perdeyi. Mustafa  bey uyukluyordu koltukta. Ahmet’in arabasının uzaklaştığını görünce telaşlanmıştı bu sefer. Gecenin bu  yarısı nereye gitmişti iki kanı kaynayan çocuk? Mustafa beyi dürtüp yatırttı yerine. O yatınca camı ardına kadar açıp beklemeye başladı bu sefer.

Arabayı yeniden görünce rahatladı ama girmedi içeri. Öykü arabadan  inip camda Sultan hanımı görünce ne diyeceğini bilemedi. Ahmet inip geldi yanına, elini tuttu kızın  ve kalıdırıp gösterdi Sultan hanıma.

“Yarın konuşuruz!” dedi sesini çok yükseltmeden.

İkisi birden girdiler binaya. Sultan hanım kapıyı açtı Öykü’ye koşup. Anlatsın diye kızın yüzüne baktı ama Öykü yüzü yerde geçti odasına.

“Evleneceğiz” dedi kapıyı kapatırken sadece ve kilitledi yeniden arkasından.

(devam edecek)

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s