Papatyam – Bölüm 4

Mustafa bey bir kaç kelime daha mırıldandı kendi kendine ama Ahmet anlayamadı ne söylediğini. Başını sallayarak dinlediğini belli etmekle yetindi sadece.

“Biz bu dertten sadece sen kurtarabilirsin Ahmet. Sultan annen ve benim için bu iyiliği yapar mısın?” dedi Mustafa bey son olarak.

Ahmet adamın az önce ne söylediğini anlamadığı için bir şey kaçırdığını sanarak merakla onun yüzüne baktı. Mustafa bey gözleri dolu dolu olmuş ona bakıyordu.

“Yapar mısın?” diye tekrarladı yeniden.

“Anlamadım neyi yapar mıyım?” dedi Mustafa endişeli bir merakla.

“Öykü ile sen evlenirsen biz de sözümüzü tutmuş oluruz!”

Tam o sırada salona giren Sultan hanım oğlunun Ahmet’e söylediklerini duydu. Az önce Öykü ile Elif’i uğurlamışlardı. Kızcağızın kocası Timur gelip almıştı karısını. Öykü kalacaktı Ali gelene kadar. Hemen arkasından geldiğini bildiği Öykü’de duydu mu diye dönüp arkasına baktı hemen. Öykü donup kalmıştı olduğu yerde. Mustafa beyi duymuştu ikisi de. Sultan hanım da kıpırdayamadı yerinden.

“Bu nasıl mümkün olabilir? Ben bunu yapamam!” diyerek ayağa kalktı Ahmet.

“Oğlum bak bu kız can emaneti diyorum sana! Ali’nin yaptığı ortada. Sen bizim ailemizdensin. Bizi bu dertten kurtar. Öykü çok iyi bir kız. Mutlu olursunuz!” diye üsteledi Mustafa bey onca halsizliği ile. Belli ki epeyce düşünmüştü bu fikri.

“Sizlere saygım ve sevgim sonsuz ama kusura bakmayın. Öykü  ne kadar iyi bir kız olursa olsun ben kesinlikle evlenmeyi düşünmüyorum.”

“Ölümüme neden mi olmak istiyorsun?” dedi Mustafa bey bu kez. Artık bu elindeki son kozdu.

Öykü’nün hıçkırıklarına döndüler ikisi de Sultan hanımın ve Öykü’nün durduğu yere. Öykü dönüp içeri kaçınca, Sultan hanım yürüdü yanlarına doğru ve Ahmet’in hiç beklemediği bir şekilde destekledi oğlunu.

“Ahmet’im biliyorum çok büyük bir istek bu, seninde hayata bağlanmanın zamanı geldi zaten. Gel düşün bir kez ha?” dedi kanepeye oturarak. Mustafa bey de annesinden aldığı cesaretle “Lütfen!” dedi yalvarır gibi.

Ahmet ayakta şaşkın bir şekilde ikisine bakıyordu şimdi. Nasıl bu hale gelmişti olaylar anlayamıyordu. Ali’nin ayıbını örtmenin yolu bu muydu yani?

“İzninizle!” diyerek kalktı yerinden ve kapıyı biraz sertçe vurup indi aşağıya. Sultan hanım kalkıp gitti Öykü’nün peşinden ama kız kapısını kilitlemiş cevap vermiyordu içeriden.

Mustafa bey ve annesi boş salonda sessizce oturdular uzun süre.

Öykü kendisi yüzünden Mustafa beye ya da Sultan hanıma bir şey olursa yaşayamayacağını biliyordu.

“Ah Ali!”  dedi kendi kendine, “Nasıl yaptın bunu bize? Hepimize!”

Ne hissedeceğini bilmiyordu artık. Bir yandan gururu incinmişti, bir yandan ciğeri yanıyordu yıllardır yolunu beklediği adam bir başkasına vermişti kalbini, yetinmemiş bir de evlenmiş, çocuk sahibi olmak üzereydi. O geceler boyu onunla mutlu bir evlilik hayali kurarken olmuştu hem de bunlar.

Zaten şansı olsaydı şimdi annesi ve babası yanında olurdu. Mustafa bey ile Sultan annenin yanına düşmesi büyük bir şanstı aslında onun için. Hele Ali ile de birbirlerine aşık olunca şükretmişti şansına yeniden. Şimdi şans yeniden ona arkasını dönmüştü. Arkasını dönerken hep canından can kopararak gidiyordu.

Peki şimdi ne olacaktı? Sonsuza kadar Elif’in yanında kalamazdı. Kendi başına hayat kuracak hiç bir alt yapısı yoktu. Bir akrabası, başka bir ailesi, yanına sığınabileceği kimseyi tanımıyordu. Takı tasarımında ilerlemiş sayılmazlardı henüz. Yarışmalara bir sürü ürün yollamışlardı sadece. Ali’den sonra kimseyi sevemezdi zaten. O ilk aşkı, ilk göz ağrısıydı. Onu başkasının yanında görmeyi de kaldırmazdı gönlü.

Ne yapacaktı?

Ahmet’i düşündü. Hırsından ağladı yeniden. Mustafa bey çaresizlikten onu ailenin diğer manevi evladına yamamak istemişti resmen. Mustafa beye kızmıyordu ama bu da onurunu incitmişti. Üstelik kabul bile etmemişti adam. Haklıydı tabi. Ali’nin artığını almak gibi bir şeydi belki bu onun için. Mustafa bey çok üzülmüştü. Ameliyat olmayı da kabul etmiyordu üstelik. Babasına verdiği söz yüzünden sorumluluk hissediyordu. Şimdi kapıyı çekip gidecek gücü olsa bile yine onu üzmüş olacaktı. Oysa bu insanlar ona bir yuva açmışlar. Onu kendi evlatlarından ayrı tutmamışlardı.

Herkes haklıydı bu hikayede. Ali’nin evlendiği kıza da kızamıyordu. Çok kıskanıyordu ama kızamıyordu. Ali onu seçmişti, Öykü’ye rağmen seçildiğini bilmiyordu o kız da. Bilse farkeder miydi bilmiyordu aslında. Bir de bebek vardı. Şimdi bir bebeği babasından ayırmak olur muydu? Ya bir yuvayı yıkmak?  Ali o kızı bırakıp gelse kucak açmak olur muydu bu saatten sonra? Mümkün bile değildi bu. Asla olamazdı.

O sıralarda Ahmet aşağıda evin önünde bir aşağı bir yukarı yürüyüp duruyordu. Çok sinirlenmişti ilkin. Ne cüretti bu böyle.

“Bu olmadı, sen al bu kızı!”

Kıza ayrı ayıp, kendisine başka ayıptı.  Başkası yapsaydı ortalığı kırar geçirirdi. Karısı öldükten sonra yan gözle bile bakmamıştı o kimseye. Evet belki üzerinden beş yıl geçmişti ama o kendine hiç izin vermemişti başka yüreklere yelken açmak için. Herkes artık zamanının geldiğini söylüyordu. Neyin zamanının ne zaman olduğunu insan oğlu bilse bunca hayal kırıklığı yaşanmazdı herhalde.

Buraya kendisine kucak açan aileye destek olmak için gelmişti. Evet onlara borçluydu. Sultan anne öl desin, ölürdü de! Ama bu başka bir şeydi. Hani Ali olayı olmasa da evlenin deseler yine bir dereceydi. Kızı da beni de seviyorlar gönüllerinden geçmiş derdi. Yine redderdi elbette ama hiç değilse kız için de böyle onur kırıcı olmazdı. Şimdi kız da duymuştu istenmediğini hem de Ali’den sonra. İnsanları bu şekilde kırmak onun hiç içinin almadığı bir şeydi. Biriyle bir ömür hatır için yaşanmazdı ki yine de?

Peki şimdi ne olacaktı?

Çekip Bursa’ya mı dönecekti. Şimdi yukarı dönüp çıksa yeniden konuyu açsalar onlara bu işin olamayacağını mu anlatmaya çalışacaktı. Mustafa beyin yerine kendini koyunca anlıyordu şimdi biraz, öfkesi yatışmıştı. Zaten bu insanlara öfkeli yüzünü göstermek haddine olmazdı. Çekip gitmekte nankörlük olurdu. Bir otele gidip yerleşse insanlar iyice üzülürlerdi. Burada biraz daha durup sakinleşmek en iyisiydi belki de ama sakinleşse bile bir çıkış yolu bulamıyordu ki.

Sanki bu hikayede herkes haklıydı. Herkesin haklı olduğu bir hikayede herkesin istediğinin olması mümkün olmuyordu ne yazık ki. Haklı olmak, istediğine ulaşmak olmadığı gibi, adalette sağlamıyordu çoğu zaman.

Şu son olay olmamış olsa Ali gelince döner giderdi Bursa’ya işinin başına. Zaten eninde sonunda dönecekti ama Mustafa beyin iyi olduğundan emin olup gitmek istiyordu. O da “Beni öldürürsün !” diyerek kesip atmıştı olayı.  Şimdi meramını anlatıp, onları ikna edip dönüp gitse bile, adama bir şey olursa kendini kötü hissedecekti.

Peki ne yapacaktı o zaman?

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s