Papatyam – Bölüm 3

Ali babasının sesinden iyice öfkelendiğini anlıyordu ama üç yıldır burada tek başına yaşıyordu. Onun da duygusal iniş çıkışları olmuştu. Üstelik el bebek, gül bebek yaşadığı baba ocağından ayrıldıktan sonra çok şeyler değişmişti. Ali de değişmişti ayrıca. Türkiye gibi de değildi burası. Farklı hayatlar görmüş, hayattan beklentileri farklılaşmıştı. Şimdi gelip Samsun’da Öykü ile yaşamak cazip gelmiyordu ona. Ha Pınar ile gelirdi, o başkaydı ama Öykü asla  olmazdı artık.

“Ben Pınar’ı seviyorum. ” diye bağladı sözlerini

Mustafa beyin başından aşağı kaynar sular dökülüvermişti. Arkadaşının emaneti kızı oğluyla nişanlamış, onu koruyup kollayacağına yemin vermişti. Şimdi kızın parmağına yüzüğü takıp, ele güne evlenecekler diye yayıp ortada mı bırakacaklardı yani.

“Ali oğlum senin ağzıdan çıkanı duyuyor mu  o kulağın? Ne demek ben Pınar’ı seviyorum. Öykü ne olacak?”

“Baba Pınar iki aylık hamile!”

“Hamile mi?”

Mustafa bey yığıldı kaldı  koltuğa, o zaman farketti arkasında duran Öykü’yü. Kızın suratı kağıt gibi bembeyaz olmuştu.  Öykü duyduklarının şokuyla Mustafa beyin koltuğa yığılıp fenalaşmasını algılayamadı önce. Öylece durup baktı adama bir kaç saniye. Sonra renginin dönmeye başladığını görünce toparlandı birden ve elindeki telefonu kapıp, karşıdakinin Ali olduğuna aldırmadan kapattı ve hemen ambulansı aradı.

O sırada içeride namaz kılan Sultan hanım Öykü’nün çığlıklarına koştu geldi salona. Oğlunun rengi dönmüş koltukta nefes almakta zorlandığını görünce eli ayağı titredi onunda. Ambulans hızlıca geldi ve hep birlikte hastaneye gittiler.

Doktor Mustafa beyin uzun süredir yaşadığı bir kalp problemi olduğunu ve artık ameliyat olması gerektiğini söyledi Öykü’ye. Bu problemden ne Sultan hanımın ne de Öykü’nün haberi olmamıştı. Mustafa bey onları üzmek istemediği için saklamıştı hepsinden. Tabi oğlundan da aynı şekilde. Ali’nin dönüp evlenmesinin ardından onlara söyleyip ameliyat olmayı planlamıştı ama ne yazık ki işler umduğu gibi gitmemişti.

Öykü ve Sultan hanım hastalığını gizlediği için hem kızdılar Mustafa beye hem de çok üzüldüler. Krizlerin tekrarlama riski olmasına rağmen, oğlum geldikten sonra ameliyat olacağım diyerek çıktı hastaneden Mustafa bey. Sultan hanım Elif’ten Ali’yi arayıp babasının durumunu anlatmasını rica etmişti. Duyduklarından sonra o da çok kızgındı torununa. Öykü Mustafa beyin rahatsızlanmasının ardından derin bir sessizliğe bürünmüştü. Kız hem Ali’nin hem Mustafa babasının şokunu bir arada atlatmaya çalışıyordu.

Tüm bu olaylar yaşanırken Sultan hanım Ahmet’i aramış ve ondan bu zor süreçte yanlarında olmasını rica etmişti. Aslında onu daha önce aradığından Ali ve Öykü’nün düğünlerine gelmesini istemişti ama ona sıra gelmeden yaşanılan bu olaylar yüzünden yanlarında aklı selim birinin bulunmasında fayda görmüştü. Sultan hanımı asla kırmayan Ahmet hemen işlerini ayarlayıp Bursa’da Samsun’a gelivermişti.

Ali bu arada babasına söyleyemediği kısmı Elif’e söylemişti çoktan. Onlar bebek üzerine Pınar ile orada evlenmişlerdi. Bu yüzden karısını da alıp gelecekti babasını görmeye. Elif bunu doğrudan Öykü’ye söylemediği için Sultan hanımla konuştu önce. .Zaten Ahmet’te geleceği için belki de en doğru olan Ali’nin burada kalacağı süre boyunca Öykü’nün Elif’lerde kalması olurdu.

“Kızım güzel diyorsun da Ali gitmezse ne olacak?” demişti Sultan hanım da endişeyle.

“Onu da  zaman düşünürüz Sultan teyze. Şimdi Ali ile Öykü’nün bir araya gelmesi sence iyi olur mu? Bir de yeni gelinle.”

“Yok yok olmaz tabi! Dur ben Öykü ile konuşayım önce. Nasıl diyeceğim şimdi bir de bizim zibidi evlenmiş diye. Vay başımıza gelenler! Mustafa’ya nasıl diyeceğiz asıl?”

“Sultan teyze isterseniz Öykü ile ben konuşayım siz Ahmet gelecek diye yollayın onu bana. Siz de Mustafa amcayla konuşun ne dersiniz? Ali gelip pat diye söylerse adamcağızın yüreğine inmesin bir daha.”

“Ben söyleyince inmeyecek mi kızım?”

“Ne bileyim Sultan teyze? Vallahi ben de bilemiyorum artık. İyice kafam karıştı. Ne düşüneceğimi şaşırdım.”

Elif elinden geldiğince uygun  bir dille söyledi arkadaşına nişanlısının evlendiğini. Öykü sürekli ağlıyordu artık. Ali karısını alıp gelmişti Sultan hanımın evine. Sultan hanım öfkesinden aşağıyı babasının evini açtı onlara. Kıza ayıp olmasın diye de “Kusura bakma evladım. Oğlum hastanede olunca kafam karışık biraz. Yaşlıyım zaten kendimi zor idare ediyorum. Siz burada başınızın çaresine bakın” dedi sadece.

Torununa kızmıştı ama Pınar’a da kanı kaynamıştı bir yandan. Elbette haksız buluyordu Ali’yi çok kızgındı ama bu kız da Ali’nin nişanlı olduğunu bilmiyordu bunlar yaşanırken. Dolayısıyla onunda bir suçu yoktu bu olaylarda. İşin garibi Pınar’ın ailesinin bu evlilikten haberi vardı ve hiç itiraz etmemişlerdi. Pınar ortamın gerginliğini hissedince karnındaki bebeği de düşündüğü için hastanedeki ilk ziyaretin ardından ailesinin yanına gitmesinin daha uygun olacağını söyleyip ayrıldı Samsun’dan. Ali’de karısını bırakıp döneceğini söyleyerek onunla  gitti başlangıçta. Bu arada Ahmet’te gelmiş Sultan hanımın yanına yerleşmişti.

Ali ve Pınar ayrılınca, Elif  Öykü’yü de alıp Sultan hanımı ziyarete geldi hemen. Kadıncağız iyice çökmüştü bir haftanın içinde. Mustafa beyi o akşam çıkartacaklardı hastaneden. Ali yine yanında olamamıştı babasının. Ahmet kadınlara evde beklemelerini söyleyip gidip getirdi Mustafa beyi hastaneden. Doktor artık strese gelemeyeceğini çok dikkatli olmasını. Her an atağın tekrarlayabileceğini söyleyerek. Bir an önce ameliyat tarihi belirlemeleri gerektiğinin altını çizmişti hastaneden ayrılırlarken. Ahmet eve gelince aynen tekrarladı herkese doktorun sözlerini.

“Bu işi çözmeden ameliyat falan olmam!” dedi Mustafa bey.

“Neyini çözeceksin Mustafa çocuk evlenmiş, çocuğu olacak bir de!” dedi Sultan hanım.

Öykü’nün gözyaşları boşaldı yeniden ve odasına kaçtı. Elif’te onunla gitti.  Ahmet öylece kalmıştı ana oğulun yanında. Bir şey diyemeden başı öne eğik oturdu.

“Öykü gitmesin bu gece,” dedi Mustafa bey “nasılsa aşağısı boş. Biz Ahmet ile kalırız orada Elif kızım da sağolsun. Ali gelince bakarız bir çaresine!”

Sultan hanım kalkıp gitti kızların yanına.

“Bu kız bana Salim’in emaneti Ahmet. Sen can emaneti nedir bilir misin?” dedi Mustafa bey kendi kendine konuşur gibi.

Ahmet bir şey diyemeden baktı adamın yüzüne. Ne hisettiğini anlayabiliyordu ama ne yapılırdı onu bilmiyordu ne yazık ki.

“Bu kızı ailemizin içine aldık, sonra gelinimiz olacaksın dedik. Sözler verdik. Şimdi ne yapacağız. Kızı mı yollayacağız, oğlumuza mı sırtımızı döneceğiz?” diye devam etti Mustafa bey.

Çok zor bir durumdu gerçekten. Ahmet kendisi olsa ne yapardı karar veremedi. Yine bir cevap veremedi bu  yüzden. Adamın yeniden bir atak geçirmesinden korkuyordu şimdi. Sultan hanım ya da Öykü burada olsalar belki daha  iyi olurdu ama şimdi kalkıp onları çağırmaya gitmekte ayıp olacağı için kıpırdamadı yerinden.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s