Papatyam – Bölüm 2

Mustafa bey ile Sultan hanım da makul karşıladılar bu isteği. Bu arada yaşları biraz daha büyüyecek ve evlilik için de daha olgun yaşlara geleceklerdi. Öykü nasılsa onların yanındaydı. Ali’de üç yıl sonra döndüğünde hemen nikahlarını yapabilirlerdi.

Böylece Ali sevdiği kızla da vedalaşarak yanlarından ayrıldı ve İngiltere’ye doğru yola çıktı.

Öykü’nün yaşıtı olarak Ali’den sonra en yakın olduğu kişi Elif’ti. Elif hemen yan binada oturuyordu. Aslında Öykü çıkıp gelene kadar Ali ile çok yakın arkadaş olmuşlardı ama Öykü’nün gelişi ile Ali’nin pabucu dama atılmış, kızlar kendi aralarında özel bir ittidak kurmuşlardı.

Hem Öykü hem de Elif o yıl üniversite sınavını kazanamayınca mahallelerinde açılan belediyenin kurslarından birine yazılmaya karar verdiler ve ikisinin de ortak ilgi alanı olan takı tasarım kursuna  yazıldılar. Ali’nin yokluğunda birlkte daha çok zaman geçiren iki kızın arasındaki bağ da böylece daha çok güçlendi. Kurstaki öğretmenleri daha önce yurt dışında yaşamış çok tatlı bir kadındı. Anlattığına göre yurt dışında takı tasarımı için bile üniversite bölümleri vardı. Ya da en azından dokuz aylık kurslara katılıp bu işi meslek edinecek düzeyde bir eğitim ve veya sertifika alınabiliyordu. Hem takı tasarım işini çok beğenen hem de kurs öğretmenlerinin anlattığı şeylerden çok etkilenen kızlar, bu okullardan birine gitmek için araştırma yapmaya karar verdiler. Eğer bir yerden burs sağlayabilirlerse en azından dokuz aylık olana başvurabilir ve kendilerine bir meslek edinebilirlerdi. Sonrasında birlikte bir atölye açıp, hem bu işi devam ettirirler hem de yeni öğrenciler yetiştirirlerdi. Ayrıca Türkiye’ye özgü de pek çok şeyi tasarımlarına ekleyip birer kültür elçisi bile olabilirlerdi. İki kızın her gün bir araya gelip kurduğu hayaller giderek daha da hoşlarına gitmeye başladı. Yurt dışında ki eğitimlere burs alarak katılabilmek için yarışmalara başvurabileceklerini öğrendiler önce. Bu yarışmalara başvurup ilk üçe girdikleri takdirde ödül olarak dokuz aylık kurslaran birine ücretsi katılabiliyorlar ve ayrıca konaklama hakkı da kazanıyorlardı. Tek gereken cep harçlıklarını yanlarında götürmekti. İkisi birden bu hakkı kazanamasa bile birinin gitmesi bile onlar için yeterliydi. Birlikte bu işi yapmayı iyice kafalarına koymuşlardı artık.

Sultan hanım üniversiteye gitmeye gönüllü olmadığını düşünüyordu Öykü’nün. Torunu geldikten sonra da evlenecekleri için bahsettiği eğitimlere katılması da pek mümkün olamazdı sanki ama yine de heveslerini kaçırmamak için bir şey demiyordu. Ali’nin de ne yapacağı belli olmazdı çünkü. Tutup ben karımı da alıp burada yaşayacağım derse o zaman Öykü’de belki beklediği fırsatı ele geçirmiş olurdu.

“Allah’tan hayırlısı!” diyordu sürekli içinden. Çocukları yurt dışına gönderip onların hasretiyle yaşamak içine sinmiyor olsa da, artık kaderlerinin gülmesi gerektiğine de inanıyordu. ”

Eğer kader onlara böyle gülecekse bize de destek olmak düşer” demişti oğlu Mustafa’da.

Olur çocuklar yurt dışına gitmez burada kalırlarsa, o zaman Mustafa bey yukar annesinin yanına çıkacak. Şimdi oğluyla oturduğu evi de Ali ve Öykü’ye bırakacaklardı. Böylece yine ayrılmadan bir arada kalma şansları olacaktı. Bir bebekleri olduğu zaman a Mustafa bey ve Sultan hanım bakabilirlerdi nasılsa. Sultan hanım ilerleyen yaşına rağmen hâlâ torununun çocuğuna bakmaya gönüllü olduğu için gülüyordu Mustafa bey ona.

“Eski topraksın ana sen!” diyordu, “Sizi hiç bir şey deviremez!”

Ali’nin dönmesine bir yıl kala bu kez Elif nişanlanıp evlenivermişti bir anda. Babasının arkadaşının oğlu ile evlenmişti o da. Eskiden beri birbirlerini görüp beğenen gençler, bir düğünde yeniden karşılaşınca, oğlan Elif’e açılıvermiş, o da hemen kabul etmişti teklifi.

Yurt dışı hayallerinin sekteye uğrayacağını düşünseler de, sonunçta Öykü’de evliydi. Belki kocaları da onları destekler birlikte giderlerdi. Bu yüzden araştırmaya ve kendilerini geliştirmeye devam ettiler vazgeçmeden. Kurs öğretmenleri artık devam etmeseler bile duyduğu, bildiği yarışma bilgilerini onlara e-posta olarak atıyordu. Onlar da her yarışma için ayrı tasarım ve çizimler yapıp katılmaya özen gösteriyorlardı. Elif’in kocası Timur karşı çıkmamıştı karısının bu sevdiği işi yapmasına. Hatta kendi arkadaşlarından birinin hediyelik eşya dükkanında karısı ve Öykü’nün tasarımlarına yer verdirtmiş. Sonra tasarımları orada beğenen bir müşteri Eskişehir’deki dükkanında satmak için sipariş vermişti. Böylece iki kız az da olsa üç beş kuruşta kazanmaya başlamışlardı kendi kendilerine. Bu paraları biriktirip yurt dışı eğitimine gittiklerinde cep harçlığı yapacaklardı. Böylece ikisi de kocalarına yük olmadan halledeceklerdi meseleyi.

İlk başlarda haftada bir arayan Ali, telefon ücretinin de çok tuttuğunu bahane ederek önce iki üç haftada bir, son zamanlarda ise neredeyse ayda bir aramaya başlamıştı. Yurt dışı araması pahalıya geldiğinden Öykü’de onu arayamıyordu. Evde internet de olmadığı için ancak dışarıda bedava bir bağlantı bulduğundan internet üzerinden aramaya fırsatı oluyor, onda da Ali’nin uygun zamanlarına denk düşmüyordu.

Gelmesine yakın Ali’nin aramalarının seyrekleşmesi canını sıkıyordu Öykü’nün ama Elif onu “Çocuk parasını gelinceye saklıyor işte habire seni mi arasın? Bir ömür berabersiniz nasılsa!” diye teskin etmeye çalışıyordu. Aslında o da Öykü’nün yerine kendini koyduğunda böyle bir tavra bozulacağını biliyordu ama Ali’yi de Öykü’yü de  çok sevdiği için ikisinin de üzülmesini istemiyordu.

Sultan hanım Ali’nin gelmesine altı ay kala artık hazırlıklara başlamak gerektiğine karar vermişti. Ali en çok babası Mustafa bey ile konuştuğu için oğlunu sıkıştırıyordu kadıncağız.

“Öğrendin mi? Ne yapacakmış bitince? Dönecek değil mi? Aşağı hazırlamaya başlasak mı?”

Mustafa bey annesinin sıkıştırmalarından bunaldıkça soruları oğluna yöneltiyor ancak Ali bir türlü net bir cevap vermiyordu.

“Dur şu sınavım geçsin, stajım bitsin..” bahanelerin ardı arkası kesilmiyordu. Sonunda gelmesini umdukları tarihe iki ay kala Mustafa bey artık kızarak konuştu oğluyla.

“Evladım neden  doğru dürüst bir yanıt vermiyorsun! Düğün hazırlığı bu çocuk oyuncağı değil ki. Evi var, eşyası, gelinliği, eşe dosta davetiyesi, takısı öyle ha deyince yapılmaz ki?”

“Tamam baba da! Gelince yapılacak şeyler için aceleniz ne? Hem belki ben doktora da yaparım burada!”

“Nasıl yani sen dönmeyecek misin Samsun’a. Oğlum nişanlın seni bekliyor burada? Kaç yıl o doktora dediğin senin?”

“İki yıl baba”

“İki yıl mı? Şimdi mi söylenir Ali bu!”

“Ya baba aslında başka şeyler de var!”

“Nasıl başka şeyler?”

“Benim bir kız arkadaşım var burada.”

“Ali!!!” diye sesi yükseldi Mustafa beyin. Öykü Mustafa babasının nişanısının adını söylediğini duyunca hemen koşup gelmişti içeriden. Ali gittikten sonra Mustafa bey yemekleri yukarıda onlarla yemeğe başlamıştı. Bu yüzden her akşam geliyordu yukarıya.

Kızın koşup geldiğini duymayan Mustafa bey konuşmaya devam etti oğluyla.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s