Minik bir yürek -Bölüm 5

İki gündür kızlarından hiç haber alamayan Suna hanım ve Mahir bey iyice meraklanmaya başlamışlardı. Suna hanım sürekli polise haber vermeyi önerse de Mahir bey kızın sinirleri yatışana kadar beklemenin en doğru şey olduğunu söylüyordu.

“Allah korusun başına kötü bir şey gelse zaten duyarız Suna sakin ol!” diyerek yatıştırmaya çalışıyordu eski karısını.

Berna çıkıp gittikten sonra Suna hanım da dönüp evine gidememişti. İkisi yeniden aynı evdeydiler şimdi. Kızları da yokken bu durum iyice garip gelmeye başlamıştı. Suna hanım eski albümleri çıkarmış kızının resimlerine bakıp ağlıyordu sürekli. Mahir bey onun sadece Berna’nın değil, hepsinin toplu çekilmiş fotoğraflarına gelince daha çok ağladığını farketmişti. Önce ilgilenmiyormuş gibi yapsada sonunda dayanayıp sarıldı karısına.

“Merak etme, o bizim kızımız! Anlayacak ve dönecek!” dedi fısıldayarak.

En çok ihtyacı olduğu anda bir omuz sunan kocasına karşı koymadı Suna hanım. Sıkıca sarıldı ona ve o gece birlikte sarılarak uyudular sabaha kadar. İkisini de daha iyi hissettirmişti böylesi.

Soner beylerin evleri gerçekten Koray’ın anlattığı kadar güzeldi. Bir tepenin üzerindeydi ve uzaktan deniz alabildiğince uzanıyordu. Bahçe meyve ağaçlarıyla doluydu ve harika bir köpekleri vardı. Berna kafa dinlemek ve saklanmak için bir yer arasa buradan güzelini bulamazdı.

Bu küçük tatlı oğlanla karşılaştıklarından beri olanların boşa olmadığını düşündü. Hayatta her şeyin bir nedeni olduğuna inanırdı her zaman. Anne ve babasının ayrılmasının da bir nedeni var mıydı acaba? Yeniden bu konu aklına gelince canı sıkıldı. Düşünmemek için Koray ile onun odasına gittiler. Gerçekten aydınlık ve kocaman bir odaydı burası. Çocuğun yerde duran yatağı ve oyuncaklardan başka bir şeyle doldurulmamıştı. Yer yatağı fikri Berna’nın o kadar hoşuna gitti ki ileride bir çocuğu olursa ona da böyle bir şey yapmayı hayal etti. Yataktan indi,çıktı, düştü diye bir sıkıntı olmazdı böyle hem. Hatta herkes yerde yatabilirdi. Neden yerden yüksekte yatmak gibi bir kuralları vardı acaba? Belki de ilk insanların güvende hissetme güdüsüydü bu sadece Bacak boyu yerden yüksekte uyumak neyi güvende tutuyorduysa artık.

Babasıyla günlük hayatın içinde, çoğunlukla farkında bile olmadığımız detayları ayıklayıp üzerinde beyin fırtınası yapmayı severlerdi her zaman. Şimdi evde olsaydı bu yatak konusu hakkında saatlerce konuşup dururlardı muhtemelen. Dört yılın sonunda büyük bir hasretle döndüğü yuvası ne yazık ki yıkılmıştı artık.

Koray çoktan oyuncaklarına dalmıştı bile. Sessizce izledi onu kendi düşüncelerine dalarak. Baştan çok hırslı yola çıkmış olsa da içindeki öfkenin yerini yeniden ev hasreti almaya başlamıştı. Yine de kendini Koray’la ilgilenmeye vermeye çalıştı.

Kendisi bu yaşlardayken anne ve babası hep yanındaydı. Şimdi ayrı bile olsalar istediği zaman ikisinide görme şansına sahipti. Onun bir şeye ihtiyacı olduğunda ikisininde koşacağına emindi. Oysa Koray “Anne!” diye seslendiğinde gelecek kimse yoktu. Ona rağmen elinde tek kalan babasına arkasını dönmeyi göze alabilmişti. Onu başkası ile paylaşmamak için terketmişti üstelik.

Acaba Berna’nın içindeki asıl korku da bu muydu? Ayrılırlarsa onları başkaları ile paylaşmaktan mı korkmuştu?

“Hayır!” diye cevap verdi kendi kendine. Sorun bu değil ona yalan söylemiş olmalarıydı.

Bir kaç gün sonra Koray ile keyifle ilgileniyor görünmesine rağmen giderek sessizleşen Berna’nın durumu Soner beyin dikkatini çekti.

“Olaylı bir tanışma yaşadık. Sizin hikayenizi sormaya hiç fırsat olmadı. Koray’ın bakıcılığından önce neler yapıyordunuz?” diye sordu nazikçe Berna’ya.

Gerçeği söylese adamın çocukça bulacağını düşünen Berna “Yeni mezun oldum. Bu yaz aileme yük olmadan harçlığımı çıkarmak için çalışmaya karar verdim. Yolda da size rastlayınca başka iş aramama gerek kalmadı.”

“O zaman yaz sonu yollarımız ayrılacak mı yeniden. Bizi zor durumda bırakmayacağınızı umarım.”

O ana kadar hiç bu açıdan düşünmeyen Berna durakladı. Soner bey doğru söylüyordu, onun açısından durumu kurtaran bir çözüm olmuştu ama bu arada Koray söz konusuydu ve tabi bir de iş ahlakı. Canı isteyince “Haydi ben gidiyorum!” denilecek bir iş değildi bakıcılık.

Soner beyin soran bakışlarına bir cevap vermesi gerekiyordu şimdi.

“Sanırım size dürüst olmam gerek!” diyerek başından beri olanları anlattı mahcup bir ifadeyle.

“Buraya Koray’ı sevdiğim ve kendime benzettiğim için geldim. Lütfen yanlış anlamayın ama siz çok haklısınız. İsterseniz siz yerime birini bulana kadar kalayım sonra ayrılayım.” diyerek bağladı hikayesini.

Soner bey sonuna kadar şaşkınlıkla dinledi hikayeyi.

“Aileniz sizi arıyor olmalı!” diye çıktı ilk olarak ağzından. Koray’ın çekip gittiğinde hissettiklerini hatırlamıştı.

 “Evet merak etmişlerdir” diye mırıldandı Berna, “ama ben bir yetişkinim”

“Benimde annem ve babam ayrıldığında uzun süre kabullenememiştim. Üstelik Koray’dan biraz daha büyüktüm sadece. Onların bencil olduklarını düşünüyor ve öfkeleniyordum. En sık söylediğim şey ‘Evlendiğimde çocuğuma asla böyle bir şey yaşatmayacağım’dı. Şimdi halimiz malum.” diyerek serin bir iç geçirdi Soner bey.

“Bizi bırakıp gidecek misin?” diye bağırdı o sırada Koray. Konuşulanların büyük bir kısmını duymuştu. Berna’nın karşısına dikilip “Bana söz vermiştin!” dedi gözlerinden ateş çıkarak.

“Koray!” dedi babası, “Kimseyi seninle kalmak için zorlayamazsın!”

“Bana yalan söyledi!”

 Hırsla yeniden Berna’ya bakıp, odasına gitti.

Çocuğun söylediği son söz balyoz gibi inmişti Berna’nın beynine.

“Bana yalan söyledi!”

Koray’la hayata tepkileri gerçekten benziyordu birbirine. Onunla boşuna karşılaşmamışlardı.

Bir şey söylemeden kalkıp peşinden gitti odaya. Koray yatağa uzanmış yüzünü duvara dönmüştü.

Gidip oturdu yanına.

“Biliyor musun, senden çok şey öğreniyorum aslında ve bu yüzden burada olmaktan mutluyum.”

“O zaman neden gidiyorsun! Sana benzediğimi söyledin babama az önce, duydum!”

Berna ve Koray kendi aralarında koyu bir tartışmaya dalarken Berna’nın anne ve babasının endişeleri de giderek artıyordu. Kızlarının başına bir şey getirmeyecek kadar temkinli ve akıllı olduğunu biliyorlardı ama onu bu kadar kırarak kendilerinden uzaklaştırmış oldukları için çok üzgünlerdi.

Boşanmaya karar verdiklerinde uzun uzun düşünmüş ve konuşmuşlardı aslında. Berna’ya o zaman söylemiş olsalar yine böyle bir tepki verip, tahsilini yarım bırakacağından korkmuşlardı. İkisi içinde hayat aynı evin içinde giderek çekilmez olduğundan iki yıl daha sabretmek istememiş hemen dava açmışlardı. Aslında Berna’nın İstanbul’a gidişi sonrası başbaşa kalışları ile bozulmuştu herşey.

Yıllarca Berna ile bir bütün olabildiklerini o gittikten sonra ise derin bir boşluk oluştuğunu ve yıllardır çocukları dışında paylaştıları bir şey olmadığını farketmişlerdi.

İkisinde de derin hayal kırıklığı yaratan bu boşlukla ancak iki yıl idare edebilmişler ve anlamını kaybeden bu evliliği yürütmenin bir gereği olmadığı sonucuna varmışlardı.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s