Minik bir yürek – Bölüm 3

Sabaha kadar karmakarışık bir uykunun ardıdan daha fazla oyalanmanın anlamsız olacağını düşünerek indi aşağı Berna. kahvaltıyı yolda bir yerlerde durup yapabileceğini düşünüyordu. Sabah sabah kebapçı kokusu almadı içi.

Arabanın anahtarını resepsiyona vermişti bir gün önce. Ödemesini yapıp anahtarını aldı. Kapıyı açıp çantasını içeri attığı sırada tuvalete uğramadığını farkedip çantasını alıp geri döndü otele  ve resepsiyon katındaki tuvaleti kullandıktan sonra yola çıktı. Kendini biraz iyi hissetmek için radyoda iyi bir kanal aradı. Yol boyunca doğru dürüst çeken bir kanal bulamayınca vazgeçip kapattı. İzmir tabelalarını takip etmeye başlamıştı. İnsanların öve öve bitiremedikleri İzmir nasıldı bakalım? Üniversiteden oralı olan bir iki arkadaşı vardı. Eğer başının çaresine bakamazsa onları arayabilirdi. Babasının kredi kartı harcamalarından onu bulabileceğini düşündüğü için bir sonraki şehir ğimerkezinde bir banka bulup karttan nakit çekmeye karar verdi. Üç kartı vardı, üçünden de biraz nakit çekse onu epeyce idare ederdi. Ayrıca İzmir’e varmadan yeniden benzin alması da gerekecekti görünüşe göre.

Aklında kendince hesap kitaplarla yol alırken arabanın arkasından bir ses geldiğini sandı ve dikiz aynasına takıldı gözü. Sonra dışarıdan geldiğini düşünerek devam etti. Biraz sonra duyduğu zayıf bir öksürük sesiyle irkilince hemen emniyet şeridine çekip indi arabadan ve arka kapıyı açıp içeri baktı.

Arka koltuğun önündeki boşlukta minik bir çocuk paspasın üzerinde büzüşmüş oturuyordu.

“Sen de kimsin?” dedi hayretle, “Nasıl girdin arabaya?”

“Koray benim adım!” dedi çocuk doğrulup koltuğa zıpladı. Aydınlığa çıkınca onun kebapçıdaki çocuk olduğunu anladı Berna.

“Sen neden?” demeye kalmadan.

“Beni geri götürmeyi aklında bile geçirme. Ben seninle geleceğim!” dedi çocuk sert sert.

Ufacık oğlanın ki taş çatlasa beş yaşındaydı, böyle dik dik konuşması komiğine gitti Berna’nın gergin olan sinirleri boşandı ve gülmeye başladı.

“Nedenmiş o?” dedi bir yandan katılarak gülerken.

Çocuk kendisine gülünmesine öyle sinirlendiki, kapıya doğru gelip çat diye kapattı arabanın kapısını ve önüne dönüp kollarını kavuşturdu. Kapanan kapının ardında hâlâ gülüyordu Berna. Kendisi de bunun bir kriz olduğunun farkındaydı ama duramıyordu işte bir türlü. Yolun kenarına arabayı çekip gülen bir kadının normal olmayacağını düşünerek arka kapıyı açtı yeniden ve çocuğun yanına oturdu.

Çocuk o gülmeye devam ettikçe iyice gerilip vurmaya başladı bu kez.

“Anlaşılan seninle gelmek iyi fikir değilmiş. Keşke öbür adamla gitseydim!” dedi hırsla.

Berna içinde bulundukları durumun ciddiyetini anladı o an ve toparlandı biraz. Şu anda bir çocuk kaçırmış durumundaydı.

“Tamam bak! Özür dilerim. Sadece  sinirlerim bozuk olduğu için güldüm!” dedi büyük bir insanla konuşur gibi. Çocuk vurmayı bırakıp ciddiyetle ona bakmaya başladı.

“Arabamda ne işin olduğunu öğrenebilir miyim?”

“Söyledim ya seninle geliyorum!”

“İyi ama bunu bana dahası babana sormuş olman gerekmez miydi önce acaba?”

“Ben kimseye bir şey sormak zorunda değilim. Kimse bana yapacakları şeyi sormuyor.”

“İyi de ben sana niye bir şey sorayım ki seni tanımıyorum bile!” dedi Berna şaşkınlıkla.

“Tanıştık ya adım Koray. Sen adını söylemedin!”

Derin bir iç geçirip “Tamam baştan başlayalım. Benim adım Berna!” dedi Berna ona elini uzatarak. Çocukta elini uzatıp adını tekrarladı.

“Sen babanla dün gece otelin yanındaki kebapçıdaydın öyle değil mi?” dedi Berna bu kez.

“Evet doğru” dedi çocuk.

“Peki baban nerede şimdi?”

“Otelde”

“Senin burada olduğundan haberi var mı?”

“Hayır yok!”

“Annen nerede senin?”

“Annem yok! Ben seninle geliyorum. Bundan sonra seninle yaşayacağım.” dedi Koray ağlamaklı bir ses tonuyla ve arkasından gerçekten de ağlamaya başladı. Berna bu küçücük oğlanın bu kadar asabileşmesine anlam veremediği için üzülerek elini onun boynuna doladı. Acaba babası kötü mü davranıyordu bu çocuğa da bu yaşta tanımadığı birinin arabasına binip onunla yaşamaya karar vermek zorunda kalmıştı.

“Bak Koraycığım!” dedi sakin bir sesle, “Eğer baban seni bulamaz ve polise haber verirse, ben çocuk kaçıran biri olacağım ve bunun için hapse bile girebilirim.”

“Evet ama beni sen kaçırmıyorsun ki, ben seninle geliyorum!”

“Polislerin ve babanın buna inanacağını sanmıyorum. O yüzden şimdi seni geri götürmek zorundayım.”

“Hayır ben geri gitmeyeceğim!” diyerek arabanın diğer kapısını açıp yok boyunca koşmaya başladı çocuk. Bir iki saniyenin içinde gelişen bu olayı hızlıca anlamlandıramayan Berna bakakaldı önce bir süre sonra yoldan hızla geçip giden arabaları farkedince panik halinde indi arabadan ve çocuğun peşine düştü.

Onu yakaladığında ikisi de nefes nefese kalmıştı.

“Delirdin mi sen? Yolun halini görmüyor musun? Burada koşulmaz!” diye bağırdı çocuğa

Zaten ağlayan çocuk, daha da içli içli ağlamaya başladı. Onu kucakladı ve arabaya doğru yürümeye başladı yeniden.

“Ne yapacağız seninle bilmiyorum” dedi ve onu arka koltuğs oturtup, arka kapıdaki çocuk kilitlerini aktif hale getirdi. Neyseyi babasıyla arabayı almaya birlikte gitmişlerdi ve adam anlatırken o da dinlemişti tüm özelliklerini.

Sonra hemen binip arabayı çalıştırdı.

“Babanın paniğe kapılmaması için ilk benzincide duracağız ve oteli arayıp senin burada olduğunu söyleyeceğiz. Böylece en azından peşimize polisler takılmaz!” dedi sert sert. Oğlan cevap vermedi.

Benzinliğe vardıklarında çoktan uyumuştu arka koltukta. Yine de kapıları kilitleyip öyle indi Berna. Benzincinin telefonu bozuktu. Kendi cep telefonu olmadığı için arayamıyordu. Adamın cep telefonunu sorunca, “Burada çekmez!” yanıtını alıp yeniden arabaya döndü. En iyisi ileriden dönüp yeniden otele gitmekti.  Bir sonraki kavşaktan dönüp otel yönünde ilerlemeye başladı.

Yaklaşık yarım saat sonra bulutlar toplanmaya ve hava iyice kararmaya başladı. Berna’nın en sevmediği şeydi yağmurda araba kullanmak. Bir anda öyle hızlandı ki, bu defa o yönde bulduğu benzinliğe girip beklemeye karar verdi. Yağmurun sesine Koray’da uyanmıştı.

“Acıktım!” dedi gözünü açar açmaz. Berna’da hiç bir şey yememişti dün geceden beri. Çocuğu arabanın arkasındaki şalına sardı ıslanmaması için ve onu kucaklayıp koşarak benzinliğin içindeki kafeye girdi.

“Aynı anne gibisin” dedi çocuk, “Şimdi seninle geldiğime memnunum!”

“Haydi gel bir şeyler yiyelim!” dedi onun elinden tutup Berna. Böyle sevimli ve güzel bir oğlu olsun isterdi o da. Koray arabaya bindiğinde beri anne ve babasını unuttuğunu hatırladı o an. Belki de iyi bir şeydi Koray’a rastlaması. Çocuğun yemeği gelince tuvalete gidiyorum diyerek masadan kalktı ve yeniden oteli aramak için kasaya yaklaştı. Neyseki kasadaki adam cep telefonundan otelin numarasını bulup ona söyledi.

Koray’ın babası çılgına dönmüştü. Polise de haber vermişlerdi. Çocuğu otele geri getirdiğini ve geldiğinde de neler olduğunu anlatacağını söyledi Berna. Sonra’da hiç bir şey olmamış gibi dönüp oturdu Koray’ın yanına ve yemeğini yedi.

Koray arabanın geri döndüğünü farketmediği için Berna’nın onunla yolculuk etmeyi kabul ettiğini düşündüğünü sanıp, rahatlamıştı. Bu yüzden kaçmaya çalışmıyordu.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s