Minik bir yürek – Bölüm 2

Tam içinin geçeceği sırada anne ve babasının yüksek sesle konuştuklarını duydu dışarıdan ve sevinçle zıplayarak kalktı yataktan. Tam kapıdan fırlayacaktı ki hediyeleri hatırlayıp döndü ve komodinin üzerinden aldı onları.

“Bütün evi toplayıp mı geldin ne  bu kadar eşya Suna!”

“Ne yapsaydım yani, evdeki tüm özel eşyalarımı attım üç parça eşya ile mi  yaşıyorum deseydim Berna’ya. Eskiden kızımızın görmeye alışık olduğu şeyleri toplayıp getirdim işte. Hatta evlilik resimerimizi bile.”

“Aman iyi yapmışsın çok lazımdı fotoğraflar şimdi”

“Mahir senin derdin ne kuzum! Kızımıza kapıdan girer girmez ‘Merhaba Berna biz aslında iki yıl önce boşandık, ayrı yaşıyoruz ama sana söylemedik mi!’ diyeceğiz!”

Berna donup kaldı olduğu yerde. Bu son sözleri kapıya indiği sırada duymuştu. Elinde büyük bir hevesle getirdiği paketler yere düştü. Paketlerin sesine durup ona bakan anne ve babası bir an için ne yapacaklarını bilemediler.

“Berna kızım!” dedi Mahir bey.

“Kızım sen ne zaman?”

“Siz boşandınız mı?” diye haykırdı Berna. Yüzü kıpkırmızı olmuştu.

Suna hanımın taşıdıkları valizlerini bırakıp hemen yanına koştular kızlarının ama Berna ikisini de ittirdi eliyle ve yeniden bağırdı.

“Siz boşandınız ve bana söylemediniz öyle mi?”

“Bernacığım söyleyecektik ama seni orada üzmek istemedik!”

“Bana rol mü yapacaktınız bir de utanmadan. Evden uzağa gidince başkası mı oldum ben? Böylesine önemli bir şeyi benden nasıl saklarsınız!” diyerek boynundaki kolyeyi de çekip kopardı ve anne-babasına doğru fırlattıktan sonra koşarak odasına döndü yeniden. Henüz kaldırmadığı boş bavuluna eline geçirdiği ilk bir kaç şeyi doldurdu ve yeniden kapının önüne çıktı. Suna hanım ve Mahir bey hâlâ kapının ağzında telaşla “Ne yapacağız?” diye hayıflanıyorlardı. Onlara hiç bir şey söylemeden vestiyerden arabanın anahtarını uzanıp aldı ve “Benim için kendinizi aynı evde yaşamaya zorlamayın! Değmez!” diyerek hızla yürüdü ve babasının arabasına binip uzaklaştı.

Anne va babası öylece bakakaldılar arkasından. İkiside hemen cep telefonundan onu aramaya kalktılar ama telefonu arabanın camından dışarı fırlatıverdi Berna o öfkeyle. Nereye gittiğini bile bilmiyordu. Arabada benzin var mı diye kontrol etti. Neyse ki babası kontrolcü bir adamdı depoyu hiç bir zaman boş bırakmazdı. Çantasını açıp kartları kontrol etti babasının o İstanbul’dayken kullansın diye çıkarttığı kartlar yanındaydı. Biraz da nakit parası vardı.

Yeniden İstanbul’a gitmeyi düşündü önce ama orada da yurtta kalmıştı dönebileceği bir ev zaten yoktu. O yüzden vazgeçip başka istikamete yöneldi yol nereye giderse gidecekti.

Aşklarına hayranlık duyduğu anne ve babasının boşandıklarına bir türlü inanamıyordu. Onun gidişinden iki yıl sonra ne olmuş olabilirdi evleri ayıracak kadar. Bu kadar mı birbirlerinin yüzünü görmek istememişlerdi onca yıl sonra. Üstelik ikisi de telefonda ona yalan söyleyip durmuştu iki yıldır. Cesaretle kararlarının arkasında bile duramamışlar ya da Berna dönene  kadar birbirlerine sabredememişlerdi. Babasının neden mesleği için İstanbul’un daha iyi olduğunu önerdiğini şimdi anlıyordu. Geri gelmesini istememişlerdi. Çünkü geri gelirse yalanları ortaya çıkacaktı. Ne düşünüyorlardı acaba? Nereye kadar bunu saklamayı ya da Berna’ya söylemeyi düşünüyorlardı. İnanamıyordu. Gerçekten çok öfkeliydi. Bir de onların evlilik yıl dönümü diye onca plan yapmıştı. Hediyeler yaptırmış, sürprizler hazırlanmıştı. Bir yandan arabayı sürüp bir yandan ağlamaya başladı. Sonra göz yaşları yüzünden yolu düzgün göremeyince arabayı kenara çekti sakinleşene kadar ağladı. Telefonu olmadığı için tam konumunu bilemiyordu ama Eskişehiri geçmişti ve İzmir’e doğru gidiyordu tabelalara göre. Yolda bulduğu bir motel veya pansiyonda bir gece kalıp kendini toparlamayı ve ne yapacağına karar vermeyi planladı. Arabayı çalıştırıp yola devam etti.

Geldiği ilk şehir merkezindeki otelleri sordu taksi durağına. Biraz ileride temiz bir aile oteli olduğunu söylediler. Hemen oraya gitti, bir gece kalacağı için bavulunu bile indirmedi arabadan bir oda ayarlayıp akşam yemeği saati gelene kadar odada uzanıp düşünmeye karar verdi. Turistik bir yer olmadığı için boş oda vardı. Ancak düşündüğü gibi akşam yemeği vermiyorlardı. Hemen otelin yanındaki binanın altında bir kebapçı vardı. Müşteriler tercih ederse otel müşterilerine uygun fiyatlı yemek veriyordu. Tek yapması gereken resepsiyondan bir kağıt alıp oradaki garsona göstermekti. Zaten bir gece kalacağı için kabul etti. Bilmediği bir şehirde çıkıp karnını doyuracak bir yer aramak istemiyordu.

Odaya çıkıp tek kişilik yatağa attı kendisini. Biraz rutubet kokuyor gibiydi ama temiz bir odaydı. Daha başını yastığa koyar koymaz göz yaşları hücum ettiler yeniden. Bir süre sarsıla sarsıla ağladıktan sonra karmakarışık rüyalar gördüğü bir uykuya daldı. Uyandığında hava kararmıştı. Odanın duvarında asılı saati görmeye çalıştı göremedi. Kalkıp ışığı yaktı sekize geliyordu. Karnından gelen gurultular yükselince aşağı inip yandaki kebapçıdan bir şeyler yemeye karar verdi. Bu onun aynı zamanda ilk tek başına uzun yol macerasıydı. Babasının arabasını daha önce de şehir içinde tek başına kullanmıştı ama böyle uzun yola hiç çıkmamıştı. Bu yüzden biraz tedirgin de oluyordu. Gece iyi uyuyup, dinlenmiş bir şekilde yola çıkmak istiyordu. Tabi uyuyabilirse.

Resepsiyona girip yemek için kağıt almak istediğini söyledi. Resepsiyondaki adam küçük bir saman kağıdının üzerine oda numarasını yazıp verdi.

“Ne saçma bu muymuş kağıt? Bunu kendim de yapabilirim!” diye düşünerek kepapçıya girdi.

Kebapçı elindeki kağıdı alıp ona bir masa gösterdi ve seçmesi için menüyü verdi. Bu  arada yan masada baba oğul olduklarını tahmin ettiği bir adamla küçük bir çocuk oturuyordu. Adamın bütün çabasına rağmen çocuk ağzındaki eti bir türlü yutmuyordu. Kendi çocukluğunu hatırladı. O da öyle yapardı. Eti ağzında o kadar çok bekletirdi ki sonunda sakız gibi iğrenç bir şeye dönüşür. Olduğundan da büyük bir hale gelir. Midesini bulandırdı. Biraz sonra çocuk öğürmeye başlayınca ona bakıp gülümsedi elinde olmadan. Çocukta ona baktı ve öğürmeyi bıraktı. Babası uzanıp peçeteyle ağzındaki gevşemiş et parçasını aldı ve sarıp tabağın yanına bıraktıktan sonra başka bir parçayı uzattı. Çocuk Berna’dan gözlerini ayırmıyordu şimdi. O ise gelen siparişini yemeye başlamıştı bile çocuğu unutup. Aklı o kadar meşguldi ki, kendisi de ne yaptığının fazla farkında değildi. O hesabı ödeyip kalkarken baba ve oğul hâlâ masada oturuyorlardı. Lokantanın kapısından çıkınca kapının önünde sigara içen garsonun havaya savurduğu duman doldu ciğerlerine.

Üniversiteye başladığı yıl arkadaşlarının sigaralarından alıp denemişti bir kaç kere. Sevmediği için içmemişti sonrasında. Dumanını da kokusunu da hiç sevmezdi ama şimdi nedense bu garsonun üflediği dumanın kokusu hoşuna gitmiş, canı bir sigara istemişti.

“Bir tane istesem ne olur?” dedi durup kendi kendine, sonra “Saçmalama Berna oldu olacak  alkole de başla!” diye homurdanarak yürüdü otele. O sırada baba ve oğul çıktılar lokantadan ve onun yanı sıra otele yürüdüler. Onlar asansöre ilerlerken Berna resepsiyona yaklaşıp sabah sekizde ayrılacağım dedi.

Çocuk asansöre binerken hâlâ ona bakıyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s