Minik bir yürek – Bölüm 1

Berna anne ve babasının üniversitede başlayıp hâlâ büyük bir tutkuyla devam eden aşklarına öylesine hayrandı ki, sırf bu yüzden onların okuduğu fakülteyi yazarak o duyguları kendisi de tatmak istemişti. Mahir bey ile Suna hanım üniversiteye başladıkları yıl tanışıp, birbirlerine aşık olmuşlar bir daha da hiç ayrılmamışlardı. Kızları Berna’dan başka çocuğu olmayan çift onu en iyi şekilde yetiştirmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Berna onlara, onlar da Berna’ya çok düşkünlerdi.

Mimarlık fakültesinden mezun olduktan sonra gelip Ankara’ya yerleşen çift, Berna’nın da onların okulunda okumak için ısrar etmesi üzerine kızlarını İstanbul’a göndermişlerdi. Tabi okulun yurdunda kalması şartıyla. Berna’yı kayıt ettirmeye gittiklerinde hep birlikte kampüsü dolaşıp anılarını tazelemişler, Berna hayranlıkla dinlemişti onların anlattıkalrını. Üniversiye hayatı  boyunca anne ve babasından dinlediği, onların buluştuğu, görüştüğü köşeleri de arkadaşlarına anlatmıştı.

Berna okulda hayatının aşkını bulamamıştı ama başarıyla mezun olmuştu. Mahir bey ve Suna hanım onun mezuniyet törenine geldikten sonra arkadaşları ile birlikte biraz daha İstanbul’da vakit geçirmek için onların iznini almış, en kısa zamanda döneceğine dair de ikisine de söz vermişti.

Aslında Mahir bey kızının İstanbul’da kalırsa daha iyi iş imkanlarına sahip olabileceğinin altını çizmişti mezuniyet kutlamasında ama Berna anne ve babasının yanından ayrılmayı aklına bile getirmiyordu.

Berna’nın arkadaşları ile vakit geçirmekle beraber İstanbul’da kalmak için başka bir bahanesi daha vardı aslında. Anne ve babasının yaklaşan evlilik yıl dönümleri için çok özel hediyeler seçmek.

Bir hafta boyunca arkadaşları ile gezip, yurttaki eşyalarını topladıktan sonra, son iki üç günü bu iş için ayırmıştı. Sonunda küçücük bir dükkanda gümüş işi yapan bir adam bulmuş anne ve babası için özel aksesuarlar yaptırmayı uygun bulmuştu. Aynı çeşitten babasına kol düğmeleri annesine de küpeler yaptıracaktı. Böylece ikisi her zaman takım olarak kullanabileceklerdi hediyelerini.

Adam siparişleri hazırlamak  iki üç günümü alır deyince, dönüş tarihi konusunda riske girmemek için anne ve babasına bir hafta sonra döneceğini söylemişti. Olur hediyeler yetişmezse onlardan vazgeçmek istemiyordu.

Zanaatkar adam söz verdiği tarihte Berna’nın siparişlerini tamamladığına dair telefon edince sevinçle dükkana gidip onları aldı. Böylece eve erken giderek anne ve babasına harika bir sürpriz yapabilirdi. Yurda uğrayıp zaten toparladığı eşyalarını aldıktan sonra hemen otogara gitti ve biletini bir saat sonraki otobüse alarak yola çıktı.

İşte dört yıl süren İstanbul macerası sona eriyor anayurdu bellediği şehrine, ailesine geri dönüyordu. İçi kıpır kıpırdı. Anne ve babasının anılarını takip etmişti okulunda dört yıl boyunca, onların yaşadığı aşkı yaşamak için hayaller kurmuştu. Bir kez aşık olur gibi olduğunu sanmıştı ama sonra çocuğu babasına benzettiği için onu sevmeye ve anne babasının yaşadıklarını yaşamaya kendini zorladığını farkedip hemen vazgeçti. Onların kopyası bir hayat yaşamak zorunda değildi elbette. O Berna’ydı. Sadece böyle bir çiftin çocuğu olmaktan çok mutluydu. Onlara anne-baba, aşık ve meslekleri bakımından hayrandı. İşte şimdi kendisi de mimar çıkmıştı. Henüz Ankara’da ne yapacağını bilmiyordu.

Babası İstanbul konusunda haklıydı aslında ama o şansını kendi şehrinde denemek istiyordu öncelikle. Belki aradığını bulamazsa çok sonra yeniden dönebilirdi İstanbul’a ama bu defa yanına anne ve babasını alarak dönerdi elbette. Onlardan bir kez daha ayrılıp gitmek istemiyordu.

Çoğu arkadaşı ailesinde böyle güçlü bağlar ve sevgi yaşamadığı için kıskanırdı onları. Hatta Ankara’daki arkadaşları onlara gelmeye can atarlardı. Anne ve babasının birbirlerine güzel ve söz ve davranışlarını hayranlıkla izlerlerdi onlar da.

Nihayet yol sona ermeye yakınken sürprizi bozulmasın diye anne ve babasını arayıp nerelerde olduklarını kontrol etmek istedi. Suna hanım kuafördeydi. Aylık pedikürünü yaptırıyordu. Söylediğine göre daha bir iki saat işi vardı orada. Sonrasında eve geçerim demişti.

Babası iş yerindeydi. Annesi ile birlikte kurdukları şirketi bir genel müdüre teslim ettikleri halde sürekli gidip denetliyordu. Annesi de çok sık gidiyordu zaten. İkisi de biraz keyif yapalım deseler de aslında işlerinden kopamıyorlardı bir türlü. Birbirlerine duydukları aşkı mesleklerine de duyuyorlardı. Berna’ya da. Aslında galiba hayata aşkla bağlı bir çiftti onlar. Her şeyi aynı coşkuyla yaşayıp, seviyorlardı. Harika insanlardı gerçekten.

İkisine de henüz İstanbul’da olduğunu ama yarın döneceğini söyledi. Böylece akşama plan yapmamalarını garantiye almak istiyordu. İkisi de o gelecek diye hazırlık yapmak isteyecekler ve bu akşamı evde geçirip kızları gelmeden neler yapacaklarını planlayacaklardı. Onların eve gelip onu görünce yaşayacakları heyecan ve mutluluğu hayal ederek arkasına yaslanıp yolu seyretmeye başladı.

Telefon görüşmesinin ardından bir saat sonra eve varmıştı. Yedek anahtar her zamanki yerinde duruyordu. Kapıyı yavaşça açıp içeride kimse var mı diye dinledi. Henüz ikisi de dönmemişlerdi. Gülümseyerek girdi içeri ve şöyle bir etrafa bakındı.

“Yaşasın artık evimdeyim!” dedi sevinçle. Bavulunu odasına götürdü hemen ve ayakkabılarını da sakladı. Onlar gelene kadar bavulunu açıp yerleşebilirdi. Bavulun hemen üzerine onlara adığı hediyeleri koymuştu. Özenle çıkardı onları ve bantlamadığı paketlerini açıp ikisini yan yana komodinin üzerine bıraktı. Sonra elini boynundaki kolyeye attı. Onlarla bir takım olmak için aynından kendine de bir kolye ucu yaptırmıştı. Böylece ailenin sembolü gibi hepsi aynı şeyi takacaklardı. Nedense çok hoşuna gitmişti bu fikir. Kolyesini çıkarıp, küpe ve kol düğmelerinin yanına koydu. Üçünün beraber bir fotoğrafını çekti. Hediyeleri verdikten sonra bunu sosyal medyada paylaşmak istiyordu “Ben döndüm” mesajıyla birlikte.

Sonra kolyesini boynuna, hediyeleri de paketlerine yerleştirip bu defa paketleri bantladı. Bavulundaki kıyafetleri çıkarıp dolabına yerleştirirken. Dört yıl önce giderken bu bavulu hazırlayışı geldi aklına. Dolabında giderken götürmedikleri hâlâ duruyordu. İstanbul çok başka bir yermiş gibi eski kıyafetlerinin çoğunu bırakıp bir sürü alışveriş yapmıştı giderken. Tabi yurt odasındaki dolabına hepsinin sığamayacağını düşünememişti o zamanlar. Aldıklarının çoğu bavulunda yatağın aldında durmuştu uzun süre. Sonra ilk gelişinde bir kısmını geri getirmiş. Bir dahaki gelişlerinde de bir kısmını götürüp, getirerek bir şekilde hepsini giymişti orada. Şimdi burada bıraktıkları kıyafetlerde güzel görünmüştü gözüne. Her şeyi özlemişti çünkü. Onlar bu şehrin kıyafetleri olarak kalmıştı hep zihninde. Bir kaçını çıkarıp denedi üzerine gülümseyerek. Onları giydiği günlerde olanları düşündü . Sonra saate baktı annesinin pedikür randevusu sona ermiş olmalıydı. Belki birazdan gelir diye düşünüp yatağına uzandı. Dışarıdan gelen araba sesi olursa diye de penceresini araladı. Onlar geldiklerinde kapıda karşılayıp yüz ifadelerinin resmini çekmek istiyordu. Mutlaka çok şaşıracaklardı Berna’yı gördüklerinde. Belki de o gelecek diye buluşup markete gitmiş olabileceklerini düşündü sonra. Ellerini başının altına yerleştirip tavanı seyrederek keyifle beklemeye koyuldu.

(devam edecek)

Reklamlar

Minik bir yürek – Bölüm 1’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s