Ya nasip – Bölüm 6

Mümtaz teknenin alabora olmasının ardından Selami’yi yakalayıp suyun üzerine çekmeyi başarmıştı. Yüzme bilmediği için fırtına  çıktığı andan itibaren can yeleklerinin birini zaten üzerine geçirdiğinden ikisini birden suyun üzerinde tutması mümkün oldu. Denizin durulması ertesi sabahı bulduğundan bütün gece inanılmaz bir mücadele verdi. Selami kendinde olmadığı için onu suyun içine kaydırıp kaybetmemek için insanüstü bir çaba sarfetmesi gerekmişti.  Fırtınanın gürültüsü içinde kaybolan sesiyle “Hüseyin!” diyede yüzlerce kez bağırmamasına rağmen ondan cevap alamayınca, yaşıyor olması için dua etmekten başka çare bulamadı. Onu en son gördüğünde düşmemek için kendini teknenin yanındaki demire bağlıyordu. İki gün boyunca denizde sürüklenip durdular. Mümtaz kendinden geçmek üzereydi artık. Selami’yi tutan kolu sürekli gevşiyordu. Onun nefes alıp almadığından bile emin değildi ama arkadaşını denizin karanlığına bırakmak gibi bir niyeti yoktu. Büyük bir çabayla Selami’nin gömleğini çıkardı ve onun koltuk altlarından geçirerek bir şekilde kendi can yeleğine bağladı. Kendinden geçse bile en azından ya birlikte batarlar ya da birlikte suyun üzerinde kalabilirlerdi. O gün güneşin tepede olduğu andan sonrasını hatırlamıyordu.

Bir hafta sonra deniz onları bir sahile atmıştı. İkisi de kendinde değildi, su kaybından ölmek üzereydiler. Karaya vurduklarından iki gün sonra civarda yaşayanlarca bulundukları için güneşin altında da ayrıca kavrulmuşlar ve ikinci derece yanık olmuştu vücutlarının açıkta kalan yerleri.

Orada yazlık kiralayanlardı onları bulanlar. Çocuklar sabah sahilde köpeklerini gezdirirken köpek gidip bulmuştu ikisini. Hemen koşup ailelerine haber vermişler. Onlarda apar topar gelip kendi arabaları ile hastaneye taşımışlardı Mümtaz ve Selami’yi. Üzerlerinde herangi bir kimlik olmadığından kim oldukları anlaşılamamıştı uzun süre. Onları doğrudan yoğun bakıma alan hastane personeli Ahmet ve Mehmet diye kod isim bulmuşlardı onlara.

Vücutlarındaki susuzluğun yol açtığı tahribat tesbit edildikten sonra, ciltlerindeki yanıklarla birlikte tedavileri başladı. Şuurları yerinde değildi. Mümtaz bir aya yakın şuursuz yattı. O gözlerini açtığında yanıkları iyleşmek üzereydi. Selami henüz kendine gelememişti. İkisininde nereden oldukları ve başlarına ne geldiği tesbit edilememdiği için kendine gelen Mümtaz’a bir çok sorular soruldu ama o hiç birine cevap veremedi. Hiç bir şey hatırlamıyordu. Hüseyin’i ve Selami’yi de hatırlamıyordu. Sadece rüyalarında bir teknenin sallanan direğini görüyordu ve dehşet içinde kalıyordu. Bunun geçmişten gelen bir korkusu yüzünden mi yaşanılan son olaya istinaden mi olduğunu anlamak ne yazık ki mümkün değildi. Ancak sahilde bulunduklarından bir deniz kazası geçirmiş oldukları ihtimali kuvvetliydi.

Mümtaz’dan bilgi almak mümkün olmayınca daha önce yakın çevre olarak yapılan deniz kazaları taraması genişletmeye karar verildi Mutlaka bu iki adamı arayan birileri olmalıydı. Ortada bir tekne olmadığı için onun kayıtlarından bir şey elde etmekte mümkün olamıyordu. Mümtaz’ın üzerindeki can yeleği her yerde rastlanabilecek türden standart bir yelekti.

Uyanmasından on gün sonra Mümtaz yavaş yavaş bir şeyler hatırlamaya başladı. Köyünü karısını, dedesini hatırlıyordu ama neresi olduğunu çıkaramıyordu bir türlü. Balığa gittiklerini de hatırlamıştı. Bu nedenle sahil kasabalarındaki kayıp bilgileri tarandı yeniden ama bir kayıda ulaşılamadı. Bir on gün sonra kendi adını ve arkadaşlarının adını hatırlayınca bu defa isimlerle yeniden  tarama yapıldı. Nihayet onların tekneyi kiraladıkalrı kasabanın sahil güvenliğinde kayıtlarına rastlandı. Üç kişi oldukları birinin cesedine ulaşıldığını ve diğer iki kişinin kayıp olduğu kaydedilmişti. Sahil güvenlik ile hemen bağlantıya geçilip, iki kişinin beldelerinde hastanede oldukları. Yakınlarının gelip kayıp kişiler olup olmadıklarını teşhis edilmesini istedi.

Tüm bu yazışmalarında tamamlanmasıyla tamı tamına kazanın üzerinde üç buçuk ay geçmişti. Ayşe hâlâ hastanedeydi. Kendini dünyaya kapatmıştı.

Jandarma yeniden Rasim beylerin kapısına geldiğinde, Rasim bey ve kızının neredeyse yürekleri duracaktı. Ayşe’den kötü haber geldi sandılar ilkin. Sonra Neredeyse iki yüz kilometre uzaklıkta bir sahil beldesi hastanesinde onların kayıplarına uygun kişiler olduğunu duyunca ne yapacaklarını bilemediler.

Jandarma bulunan kişilerin onların aradığı kişiler olmayabileceği konusunda onları uyarınca Ayşe’ye hiç söylemeden gidip kontrol etmeye karar verdiler. Asiye hanım sevinçten havalara uçmuştu. Rasim bey daha temkinliydi ama içinden sürekli “Allah’ım ne olur iyi haberlerle dönmek nasip eyle!”  diyerek dualar ediyordu.

Selaminin babası haber gelir gelmez bahçedeki mezar taşını söküp ahıra saklamıştı. Oğlu geri gelince bunu görüp morali bozulsun istemiyordu. Jandarma onun kendinde olmadığını söylemişti ama elbet açacaktı ana-babası gelince gözlerini.

Apar topar iki aile bir araba ayarladılar ve jandarma dönüp gittikten ortalama iki saat sonra söylenilen yere doğru yola çıktılar. Yol boyunca derin iç geçirmeler ve dua mırıltılarından başka bir ses duyulmuyordu. Araba hastanenin önünde durduğunda Asiye hanım kısa bir fenalık geçirince Rasim bey ve Selami’nin babası ; “Siz burada bekleyin, biz çıkıp bakalım. Sonra size haber veririz!” dediler.

Kadınlar arabanın içinde merak ve endişe ile beklerken onlar hastaneye girip ne için geldiklerini söylediler ve beldenin sahil güvenliğinden olan bir görevli ile yukarı çıktılar.

Mümtaz kapıdan giren dedesini görünce ağlamaya başladı. Rasim beyde az kalsın düşüp bayılacaktı. Ne kadar güçlü ve herkesi idare eder davranmak için uğraşsa da yaşlı yüreği artık çok yorulmuştu. Selami’nin babası yakaladı onu kolundan. İkisi birden odaya girdiler. Selami gözleri kapalı yatıyordu. Adamcağız oğlunun üzerine kapaklanıp ağladı uzun uzun. Rasim bey de Mümtaz’ın yatağının yanına bıraktı kendini elini tuttu, yüzünde ellerini gezdirip, gerçek olduğunu anlamaya çalıştı bir süre.

“Allah’ım şükürler olsun!” diye mırıldanıyordu sürekli.

Selami’nin anne ve babası o kendine gelene kadar beldede kaldılar. Bir ay daha sürdü onun da kendine gelip toparlanması. Sadece ayağında kaza yüzünden hafif bir aksaklık kalmıştı. Mümtaz dedesinin gelişiyle her şeyi hatırlamıştı. Onu hemen alıp gittiler köylerine. Ayşe’yi sordu hemen. Köye varmadan kasabaya gidip ilk Ayşe’yi gösterdiler ona. İki saat onun başında oturup uzun uzun konuşup ağladı Mümtaz. Ayşe gözlerini aralayıp karşısında Mümtaz’ı görünce rüya gördüğünü sandı ilkin. Sonunda onun gerçekten  yanında olduğunu anlayınca doğruldu sarıldı kocasına.

“Anam doğru söylemiş. Biliyordum döneceğini!” diye ağladı o da uzun uzun.

Mümtazı geldikten on gün sonra hızlıca toparlanıp çıktı hastaneden o da. Bu birleşmeyi kutlamak ve bekleyen Hasan’ı da artık evlendirmek için Rasim bey anlı şanlı bir düğün yaptı köyde. Bu  düğün hem Hasan’ın hem de Mümtaz ile Ayşe’nin ikinci düğünü gibi oldu. Hüseyin’in başına gidip dua ettiler hep birlikte. Ailesine destek olup sarıldılar.

Hem Hasan’ın hem Mümtaz’ın ikişer çocukarı oldu. Rasim bey gözlerini kapadığında torunlarının dört çocuğunuda görmüştü dünya gözüyle. Gözü ardından kalmadı. Asiye hanım dört çocuğa birlikte baktı gelinleriyle birlikte çok mutlu oldu. El üzerinde tutuldu.

Mutlulukla sonlandı bu hikaye de, yüzünüzdeki gülümseme bulaşıcı olsun ve tüm dünyaya barış, huzur ve mutluluk hakim olsun güzel dileklerinizle

SON

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s