Ya nasip – Bölüm 5

Ayşe daha önceki balığa gitmelerinden Mümtaz’ın o akşama dönmeyeceğini biliyordu. Evde herkes biliyordu. O yüzden dede, kayınvalidesi, Hasan ve o oturup yediler yemeklerini. Herkes odasına evine çekildi sonra.

Gece rüyasında annesini gördü Ayşe “Mutluluğuma eklendin anacığım!” diyerek koşup sarıldı boynuna. Annesi sıkıca sarıldı Ayşe’ye bir anlık ve kulağına şu sözleri fısıldadı : “Allah’tan umudunu hiç kesme kızım. Her karanlık gecenin ardından güneş mutlaka yükselir.”

Sabah anacağının kollarında olmanın mutluluğu ile gülümseyerek uyandı. Mümtaz’ın gelmesi akşamı bulurdu muhtemelen. Denizden dönecekler bir de iki saat karadan yol geleceklerdi. Balık olup olmadığını bilmediği için kalkıp erkenden koydu öğlenin ve akşamın yemeğini.  Hasan bu gün gelmeyeceğini söylemişti zaten. Müstakbel eşinin ailesi çağırmıştı onu.

Önce bazlamaları koydu pişirdi dede uyanmadan. Ne zamandır kayınvalideside namazdan sonra yatıp uyuyordu yeniden. Ayşe nasılsa her işi görüyor diye içi rahattı onunda. Yorulmuştu da artık.

Bazlamaların kokusuna uyanıp geldiler ikisi de.

“İçimde bir sıkıntıyla uyandım ama hayrolsun!” dedi kayınvalidesi yer sofrasına çökerken.

“Hayırdır inşallah!” dedi Ayşe, gece rüyasında annesini gördüğünü hatırladı ama bir şey söylemedi.

Öğleden sonraya kadar dede köy meydanında dutun dibindeki sohbete gitti. Kayınvalidesi Hasan için sipariş ettiği çeyizlikler için yukarı köydeki Fatma hanıma uğrayacaktı. Ayşe’de hazır onlar yokken evi temizledi topladı, yemekleri koydu. Kapının önünü süpürüp beklemeye başladı.

İlkin dede geldi Ayşe’nin daha önce hiç görmediği bir arabayla. Daha arabadan iner inmez bağırmaya başladı kapıdan ; “Ayşee kızım neredesin?”

Ayşe fırlayıp çıktı kapıya. Jandarmanın arabasıydı dedenin yanındaki. Yüzü de pek asılmıştı Rasim beyin.

“Asiye nerede?” dedi Ayşe’ye.

“Annem yukarı köye gitti şey için!”

“Kapat kapıyı gel çabuk, gidip onu da alalım!”

Ayşe ne olduğunu anlamadan telaşla döndü, ocağı söndürüp, kapıyı kilitledi. Tülbentinin üzerine bir şal sarıp çıktı dedenin yanına. Aceleyle yukarı köye gittiler aynı telaşla kayınvalidesini de aldılar ve kasabaya doğru yola çıktılar.

Ayşe meraktan ölse de soramamıştı bir şey ama kayınvalidesi arabaya biner binmez soru yağmuruna tuttu babasını.

“Mümtaz ile arkadaşları açıldıktan sonra açıkta fırtına patlamış. Tekneyi kiralayan adam o yöne gideceklerini bilmediğinden bir şey dememiş bizimkilere”

“E?” dedi Asiye hanım telaşla.

“Çocuklar dönemişler!”

Ayşe bayılacak gibi oldu konuşulanları duyunca. Asiye hanım ise avaz avaz bağırmaya başladı.

“Aslan gibi çocuklar! Mümtazım!”

“Dur kızım dur! Allah’tan ümit kesilmez. Bilmiyoruz daha ne olduğunu işte gidince öğreneceğiz!”

Yol boyu hıçkırıklar göz yaşları sürdü kasabaya kadar. Jandarma onları sahil güvenliğin önünde bırakıp gitti. Telaşla girdiler içeri.

Teknenin alabora olduğu haberi gelmişti. Balıkçılar fırtınanın az ilerisinde görmüşlerdi tekneyi. Yanında kimse yoktu. Sahil güvenlik teknesi oraya varmak üzereydi şimdi. Arama çalışmalarına hemen başlayacaklardı.

Oturmaları için bir bekleme salonu gösterdiler onlara. Üçü birden yıkılmış vaziyette oturdular. Dede sürekli dua etmeye başlamıştı dudaklarını kıpırdatarak. Asiye hanımla, Ayşe’de dua ediyorlardı göz yaşları sel olup gitmişti ikisininde.

O geceye kadar bir haber gelmedi giden ekipten. Tekneyi bulmuşlardı ama üç adamdan iz yoktu henüz.

Sahil güvenlik komutanı kasabada ki misafir evini açtırdı onlara. Geceyi orada uykusuz geçirdikten sonra erkenden geldiler yeniden merkeze.

Öğlene doğru Hüseyin’e ulaştıkları haberi geldi. Ne yazık ki sağ değildi. Onların aileleri de gelmişti dün geceden. Hüseyin’in ailesi ağıtlar yakmaya başlayınca herkesin sinirleri boşaldı iyice. Ertesi güb evlatlarının cenazesini alıp döndüler köylerine. Aradan üç gün geçmiş olmasına rağmen Mümtaz ve Selami’den hâlâ haber yoktu. Moraller iyice bozulmuştu. Ayşe “Yaşıyorlar biliyorum. Allah’tan ümit kesilmez!” deyip duruyordu sayıklar gibi. Annesi gelip rüyasına söylemişti. Umudunu kesmemesini söylemişti. O geçmişte olanlar kastediyor sanmıştı ama şimdi anlıyordu anacığının onu uyarmaya geldiğini. Mümtaz sağ salim geri gelecekti, hiç şüphesi yoktu. Hasan’da gelmişti kasabaya. Onun da kolu kanadı düşmüş ne yapacağını şaşırmıştı. Komutana arama çalışmalarına katılmak için yalvarıyordu ama komutan ;” Şimdi senin için başka tekne çıkaramam diyordu sürekli. Çocukların acemi bir dalgıçla uğraşacak vakitleri yok şimdi dakikalar önemli!” diyordu. Sonunda dedenin sabrı taşıp “Hasan! Otur, oturduğun yerde!” diye gürleyince delikanlı pısıp oturdu bir köşeye.

Rasim bey bu çıkışın yersiz olduğunun farkındaydı ama sinirleri yıpranmıştı iyice. Sürekli tesbihi elinde “Ya sabır!” çekiyor, torunun ve arkadaşının sağ salim dönmesi için dua ediyordu.

Bir haftanın sonunda sahil güvenlik arama çalışmalarına son verildiğini açıkladı. Mümkün olacak her yere defalarca bakmışlar. Helikopterle de arama yapmışlar ama Mümtas ve Selami’nin izine rastlayamamışlardı.

“Karayada ulaşmış olabilirler.” dedi komutan ama bunu umut vermek için söylemediğinin de altını çizdi.

“Karada arama yapmak bizim işimiz değil. Zaten öyle bir şey gerçekleştiyse yakında haberi size ulaşacaktır”

Hellalik dileyip Selami’nin ailesi ile birlikte ayrıldılar kasabadan. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Mümtaz ve Selami ölümü dirimi bilmiyorlardı. Bu da umut mu etseler, yas mı tutsalar bilememelerine yol açıyordu.

Sonunda devlet imkanları ile yapılan aramalardan başka yapılacak bir şey olmadığına karar verdiler. Onları ölmüş sayamazlardı. Bekleyeceklerdi iyi ya da kötü bir haber için.

Köyde derin bir yas hissediliyordu döndüklerinde Hüseyin’i toprağa vermişlerdi. Selami ve Mümtaz’ı bulamadıkları haberi iyice ağırlık çöktürmüştü herkesin üzerine. Kimsenin neşesi kalmamıştı.

Dede Hasan’ın sözlüsünün ailesi ile görüşüp altı ay ertelemek istediklerini, durumun malum olduğunu söyleyince aile hiç itiraz etmedi.

“Acı hepimizindir” dedi kızın babası, “Biz kızımızı Hasan’a vereceğiz. Sözümüzün arkasındayız. İçiniz rahat olsun!”

Ayşe yemeden içmeden kesildi ilkin.

“Mümtaz dönecek! Yaşıyor!” diyordu sürekli.

Sonra ateşi yükseldi. Günlerce düşüremediler. Kayınvalidesi köyün kadınları başına üşüşüp dualar ettiler. Hasan evinden çıkmaz oldu. Asiye hanım sürekli ağlayıp ağıt yakıyordu. Dedeninde ağzını bıçak açmıyordu. Zaman hızla akıp geçti. Üç ayın sonunda Ayşe kasabadaki hastanede yatıyordu. Serum ile besliyorlardı. Kendine pek gelebildiği söylenemezdi. Rasim bey bütün gün ibadete vermişti kendini. Köy meydanına a uğramaz olmuştu. Selami’nin ailesi de perişandı. Annesi ve babası bahçelerine oğulları için bir mezar taşı koymuşlar, üzerini çiçeklerle bezemişler. Sabah akşam gidip dua ediyorlardı.

Asiye hanımın içi bir tuhaf oluyordu o mezar taşının önünden her geçisinde ama bir şey diyemiyordu. Onlarında ciğeri yanıyordu kendisi gibi. O da Ayşe gibi düşünüyordu. Umudunu kaybetmek oğlunu altı boş bir mezar taşına hapsetmek istemiyordu. Bir gün döneceğini beklemek, umudunu kaybetmemek istiyordu. Ayşe’nin durumuna çok üzülüyordu. Kız umudunu değil ama kendini iyice kaybetmişti. Bir gün Mümtaz geri gelse bile bıraktığı Ayşe’yi bulamaycaktı muhtemelen.

“Allahım sen şu gençlerin yüreklerindeki kocaman sevdaya acı!” diye dua ediyordu ikisi için zavallı kadın.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s