Ya nasip – Bölüm 4

Mümtaz o kadar şaşkındı ki bir türlü lafı toplayıp konuşamıyordu. Ayşe kocasının yüzünü açık gördüğü için kızdığını sandığından hemen arkadan çözüp yüzünü kapatabileceği şekilde bağlamıştı tülbentini.

Mümtaz onun alnına elini koyan kızın yüzünden indirdi tülbenti.

“Sen O’sun!” dedi sayıklar gibi, “Bunca zaman nasıl farketmedim ah benim salak kafam!”

Ayşe kocasının düşünce başını bir yerlere vurduğunu sandı ve eliyle kontrol etmeye başladı bir yerinde şişlik var mı diye. Mümtaz yataktan doğrulup tuttu kızın ellerini, gözlerinin içine baktı derin derim.

“Sen benim aradığım o kızsın Ayşe!” dedi yeniden, “Hani sana daha ilk geceden sevdiğimi söylediğim. Bulup evleneceğim dediğim kız sensin!”

Ayşe’de inanamadı bu sözlere. Haftalardır yüzüne bile bakmadığı kocası şimdi onun hayallerinin kızı olduğunu mu söylüyordu. Gülmekle, ağlamak arasında garip bir ifadeye büründü yüzü. Düşmenin etkisiyle olduğunu düşünüyordu hâlâ bu sözlerin. Ayşe’yi o kız gibi görmeye başlamıştı muhtemelen. Bir süre sonra aklı yerine geldiğinde aynı şeyler olacaktı yeniden.

“İnanılmaz olduğunu biliyorum ama o kız sensin!” diye kendine çekip sıkıca sarıldı kıza Mümtaz. Kokladı, sırtını sıvazladı. Yeniden yüzüne baktı defalarca yanaklarını okşadı.

“Allahım ben ne talihli adamım da talihime sövüyorum kaç zamandır! Affet beni Ayşe ne olur! Sana söylediklerimi affet!”

“Affedecek bir şey yok!” dedi Ayşe yavaş yavaş o da heyecanlanmaya başlamıştı. Bu kadar aşık bir adamın hayalindeki kız mıydı yani o şimdi. Aylardır onu mu arıyordu da bulamıyordu Mümtaz? Bu nasıl mümkün olabilirdi ki?

Mümtaz bir anda aklına bir şey gelmiş gibi kalkıp fırladı ayağa, Ayşe’nin de elinden çeke çeke kapıya götürüp dedesinin yanına gitti. Ayşe’nin hem yüzü, hem başı açıktı şimdi. Kızcağız utancından kocasının ardına saklandı.

“Dedem ver elini öpeceğim!” diye atıldı dedesinin eline. Yaşlı adam kıza baktı merakla.  Kız iyice saklandı. O da tam olarak Ayşe gibi düşmenin sonucu sandı bu hareketi başlangıçta. Sonra Mümtaz karısının elini bırakmadan evlendikleri geceden ona söyledikleri dahil anlattı tek tek yeniden.

Dinledikçe sinirlendi Rasim bey!

“Sen düpedüz bu kızın haysiyeti ile oynamışsın oğul!” dedi gürleyerek, “Ne demek yüzünü gösterme, ben sevdiğimle evleneceğim! Biz bu kızı namusuyla aldık getirdik buraya! Benim çatımın altında bu ne cürret!”

Mümtaz sevdiği kadına kavuşmanın sevincini yaşarken dedesinin öfkesine anlam veremedi önce. Rasim bey ayağa kalkıp Mümtaz’a vuracak gibi yapınca. Ayşe çıktı kocasının ardından önüne durdu Rasim beyin.

“Affediyorum ben!” dedi, “Siz de affedin! Kocamdır!”

Kızın araya girmesiyle geri çekildi Rasim bey.

“Şu kıza dua et! Al git karını babasının evine şimdi. Bir kaç gün gözüm görmesin seni!”

“Tamam dede! Allah ne muradın varsa onu versin!” diyerek yine Ayşe’nin eli elinde döndü odaya Mümtaz. Artık ondan bir saniye olsun ayrılmak istemiyordu. Tam o sırada çaldı evin kapısını. Mümtaz’ın arkadaşları onu beklemişler gelmeyince hasta sanıp eve bakmaya gelmişlerdi. Bu gün hep beraber balığa gitmeye karar vermişlerdi erkenden.

“İşim var dediğin bu muydu?” diye bağırdı Rasim bey Mümtaz odadan çıkıp arkadaşlarını göndermeye çalışırken. Dedesini daha fazla sinirlendirmemek için yolladı kapıdaki adamları. Bir iki parça eşya da o hazırladı. Karısını aldığı gibi çıktı evden.

Yol boyunca özür diledi Ayşe’den. Onu ne kadar sevdiğini, hayallerini anlattı durdu.

Hamdi bey çok sevindi kızıyla damadını karşısında görünce. Hele ikisinide mutlu, gözlerinde ışıltılarla görünce daha da sevindi. Bir haftaya yakın kaldılar karı koca Ayşe’nin baba ocağında. Mümtaz Hamdi beyin işlerine yardım etti. Ayşe’de evini toparladı adamcağızın. Kızı gittikten sonra işleri zorlamıştı ama neyseki onların köyünde selden sonra herkesin eli birbiri üzerinde olduğu için genç kızlar sırayla çamaşırını yıkamış, yemeğini yapıp, evini temizlemiş. Kızının yokluğunu aratmamışlardı çok fazla. Yine de can yoldaşı kalmamıştı Hamdi beyin. Bu yüzden biraz zayıf düşmüş, neşesi kaçmıştı. Kızını görünce canlandı yeniden.

“Kızım seni böyle mutlu gördüm ya daha da gözüm ardımda kalmaz!” dedi ayrılırken. Mümtaz dedesinin  söylediklerini kendi gönlünden de tekrarladı kayınpederine.

“Baba istersen gel seni de alıp götürelim. Bizim evde herkese yer var!” dedi hatta adamcağızın elini öperken. Hamdi bey bu hürmete o kadar memnun oldu ki gözleri doldu.

“Evlatlarım mutlu olmuş ben daha ne isterim. Varın yolunuza sağlıcakla!” diyerek yolculadı onları mutlukla.

Ayşe hem kocasıyla hem babasıyla çok mutlu olmuştu köyünde. Yüzünde sahiden güller açmış yüzüne renk gelmişti. Eve varınca herkes farketti Ayşe’de sevginin yarattığı bu güzel değişikliği.

“E!” dedi Rasim bey kızına “Sevgi her şeyin ilacıdır! Gördün mü gelinimiz daha yeni gül oldu! Şöyle güzel torunlar nasip etsin Allah bize inşallah!”

“Amiin!” dedi kızı da ellerini açarak. Ayşe baba evinden oğluyla mutlu döndükten sonra da kızı gibi bağrına bastı o da Ayşe’yi. Bir daha da kayınvalidelik yapmadı. Bu arada değişenin ne olduğunu anlamayan Mümtaz’ın arkadaşları ayrılmadılar kapısından. Sonunda Mümtaz arkadaşları ile son bir kez balığa gitmek için izin istedi karısından. Onun yanından bir dakika olsun ayrılmak istemese de balığa ne yazık ki onsuz gitmek zorundaydı. Sözünü tutmazsa bu adamların peşinden ayrılmayacağının da bal gibi farkındaydı. Tüm arkdaşları onun aslında sevdiği kadını aradığını biliyordu. O yüzden bu balık bahanesi ile onlara gerçeği de söylemek için bir fırsat olacaktı.

Ayşe ile birlikte konuşup Rasim beyi de ikna ettiler.

“İyi git ama bu son olsun!” dedi dede otoriter sesiyle.

“Söz dede!” dedi Mümtaz.

“Senin ipinle pek kuyuya inilmez ama!”

Bu arada Rasim bey Hasan içinde bir gelin bulmuş, oğlan Ayşe’den umudu kesince itiraz etmeden kabul etmişti. Çok yakında onlarında nikahları olacak ailesinin evinde karısıyla oturacaklardı. İki oğlanı da o hayattayken baş göz etmeyi görev bilmişti Rasim bey. İkisinin de babası olmadığı için ondan başka bu görevi üstlenecek kimse yoktu. Bu yüzden çocukların evlerinde mutlu olduklarını görüp. Kızının yanında yaşlanmaktı bütün amacı. Tabi torunların çocuklarını da sevmek için can atıyordu. Allah çok şükür ki sağlıklı uzun bir ömür nasip etmişti ona. Gerçi çok kayıp verip, acı da çekmişti ama hayat böyle bir şeydi. Şuradan verir, şuradan alırdı aynı ölçüde.

Böylece balık için izni koparan Mümtaz arkadaşları ile ertesi sabah erkenden çıktı yola. Aslında bir balıkçı köyü değildiler. Deniz köye iki saat mesafedeydi. Ama delikanlıların çoğunda bir balık tutma hevesi olduğu için bir tekne kiralayıp arada bir balığa gidiyorlar. Sonra tuttukları balıklarla birlikte neşe içinde köye dönüyorlardı.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s