Ya nasip – Bölüm 2

Böylece ebe aracılığı ile Ayşe’yi torununa isteyen Rasim beye olumlu cevap gitti Hamdi beyden. Rasim bey çok sevindi bu  habere. Tez zamanda kızı köyünden alıp düğün dernek yapılması için planlara başladı. Gel gelelim Ayşe’yi istediği torunu Mümtaz düğünün birinde bir kız beğenmiş ondan başkası ile evlenmem diye tutturmuştu bundan yedi sekiz ay önce. Yedi sekiz aydır kızı sordurmadıkları yer kalmamış bir türlü Mümtaz’ın tarif ettiği kızın hangi köyden kimlerden olduğunu bulamamışlardı.  Babası hayatta olmayan Mümtaz’a söz vermişti Rasim bey, eğer kızı bulursa onunla evlendirecekti torununu. Ancak Mümtaz’ın verdiği tarife uyan yüzlerce kız vardı. Çoğunun oğlana göstermişler hiç birisi için “İşte bu!” dememişti.

“Oğlum niye gördüğün anda göstermedin ki?” diye paylamıştı anası delikanlıyı ama o sırada herkes ayrı bir taraftayken görmüştü Mümtaz kızı uzaktan. Sonra da bulamamıştı bir daha düğün sonuna kadar bakınıp.

“Ne yapalım evlat kısmet!” demiş kesip atmıştı Rasim bey. Seni evlendirmek için bak bekliyoruz kaç aydır. Ben çok iyi bir aile, çok da iyi bir kız buldum Dogmabaş köyünden. haberi de yolladım sen onunla evleneceksin!”

Mümtaz’ın itirazları kabul görmemiş, Rasim bey ve anası hazırlıklara devam etmişlerdi. Mümtaz o kızın hayali ile yatıp kalkmaktan neredeyse kara sevda olmuştu artık. Onu evlendirmek istedikleri kızı merak bile etmiyordu. Zaten de adetler yüzünden düğünden önce de kızın yüzünü görmesi kısmet olmadı.

Toprak zengini olan Rasim  bey torununa anlı şanlı bir düğün yaptı. Hamdi bey de kızını böyle bir yere gelin vermekten çok mutlu oturdu masasında. Bir yandan hüzünlense de ölmeden evladını doğru bir aileye emanet etmenin mutluluğunu yaşıyordu içinde.

Davul zurna çalmaya devam ederken Mümtaz arkadaşlarının zuladan getirdiği rakıdan içti durdu bütün gece.

“Ah ulan! Gönlümdekini alamadan başkasına yar ettin beni dedem! Yaktın beni var ya yaktın!”

Hazırlanan gerdek odasına zil zurna sarhoş girdiğinde Ayşe başında kırmızı örtüsü ile ellerini kavuşturmuş oturuyordu yatağın üzerinde.

Mümtaz ayakta zor durarak yürüdü yatağın önüne kadar. Sonra kızın önüne çömeldi kğt diye.

“Bak!” dedi “Çok sarhoşum ama ne dediğimi bilmediğimi sanma!”

Ayşe başını salladı.

“Ben başkasına aşığım, dedem hem seni hem beni yaktı! Sana ne bu gece, ne de başka bir gece elimi dahi sürmeyeceğim. Sevdiğim kızı bulup onunla evlenmeye ahdım var! Sen de örtünü yüzünden hiç düşürmeyeceksin. Benim nefsimi, aklımı bulandırmayacaksın. Bir çaresini bulacağım seni de koruyup kollayacağım.”

Ayşe çaresiz başını salladı yine. Bu geceden korkuyordu ama böyle bir şeyi de hiç beklemiyordu doğrusu. Başkasını seven bir adama almışlardı onu ve adam düpedüz yüzünü gösterme bana demişti.

“Kendini üzme!” dedi Mümtaz dili dolaşarak, “Bu senin ya da benim suçum değil! Seni hor görüyorsam Allah beni taş etsin. Sadece sevdiğime kavuşmak istiyorum. Sen de beni anla. Dünya ahiret bacımsın!” diyerek olduğu yerde sızdı uyudu.

Ayşe’de uzun bir süre öylece oturduktan sonra yatağın kenarına kıvrıldı içi geçti sabaha  doğru.  Horozların sesiyle gözlerini açtığında kocası yerde horlamaya devam ediyordu. Onu uyandırıp yatağa mı yatırsa, yoksa hiç ses etmeden uyanmasını mı beklese bilemedi. İçeriden kayınvalidesinin sesi gelince hızlıca üzerindeki gelinliği çıkarıp günlük elbiselerinden birini giydi. Bir yandan da gözünü açıyor mu diye Mümtaz’ı kontrol ediyordu. Sonra kocasının istediği gibi başına düz bir tülbent sarıp, sadece gözlerini açıkta bırakacak şekilde yüzüne sardı. Yerde yatan adamı hiç ellemeden çıktı odadan dışarı.

Kayınvalidesi anlamlı anlamlı baktı ona sonra “Günaydın!” dedi elindeki işi almasını beklediğini anladı Ayşe atıldı aldı hemen. Bir kaç saat sonra Rasim bey de kalkıp geldi oturdu hazırlanan yer sofrasına. Ayşe ve kayınvalidesi sıcak bazlama yapmışlardı. Ayşe babasını düşündü. Bu sabah tek başına kahvaltısını yapacak, tek başına tarlaya gidecekti. Tülbentin altını kaldırıp ağzına lokmaları attıkça geldi aklına evi babası.

“Kızım ne o yüzündeki peçe gibi, namahrem mi var burda indirsene!” dedi Rasim bey kızın yemek yerken çektiği çileyi görünce. Babasının evinde böyle yüzü kapalı dolaşmadığını biliyordu. Ne onların köyünde ne de civarda kadınlar sadece başını kapardı incecik tülbentle zaten. Böyle yüzünü kapatan olmazdı.

“Mümtaz istedi” dedi Ayşe başını önüne eğip.

“Fesüpanallah!” dedi kayınvalidesi, “Mümtaz istemez öyle şey!”

“Dün gece örtünü yüzünden indirmeyeceksin dedi” diye tekrarladı Ayşe yeniden.

Tam o sırada açıldı kapı Mümtaz çıkıp geldi odadan. Üzerinde hâlâ buruş buruş olmuş damatlık takım vardı.

“Kızım kocana  ayarlamadın mı bir kıyafet!” dedi kayınvalide yeniden. Ayşe fırladı yerinden.

“Ben hallederim!” dedi Mümtaz kıza eliyle dur işareti yapıp, “Yüzünü örtmesini ben istedim! Kimse karışmasın o benim karım!” dedi dedesiyle annesine dönüp.

Rasim bey ile kızı birbirlerine baktılar. Gelinin yanında şimdi başka şey demek olmazdı.

“Kıskanç demek bizim oğlan baba, karısının yüzünü bizden bile esirgediğine göre baksana!” dedi Mümtaz’ın anası, Ayşe yer sofrasını toplarken.

Rasim bey de pek anlam veremedi bu duruma.

Kahvaltının ardından “Ben köye iniyorum!” dedi Mümtaz, “Geç kalmadan gelirim!”

“Daha da niye iniyorsun oğlum?” dedi onun her gün sevdiği kızı bulmak için köy köy dolandığını bilen Rasim bey.  Gelinin yanında söyleyememişti ama o artık evli barklı bir adamdı. Yakışır mıydı gidip hâlâ sağa sola kız sormak. Kimse kimdi o kız. Evli adama bakmazdı da, vermezlerdi de zaten. Ayrıca şu evdeki kızın da bir haysiyeti vardı.

Mümtaz cevap vermeden çıkıp gitti evden. Ertesi gün, daha ertesi gün, daha ertesi gün devam etti bu gitmeler. Rasim bey en sonunda dayanamadı çekti oğlana kenara bir güzel haşladı.

“Yarın kuzenin gelecek askerden. Hiç bir yere gitmeyeceksin. Gözüm üzerinde!” dedi en son hırsla. Hasan’ın gelmesinin bir kaç gün uzayacağı haberi gelince, Mümtaz yine durmadı çekip gitti evden ama bu sefer nereye gittiğini söylemedi.

Hasan Rasim beyin kardeşinin torunuydu. Onlarda Mümtaz’ın babası ile birlilkte bir trafik kazasında hayatlarını kaybetmişlerdi. Hem Rasim beyin kardeşi, oğlu, gelini ve Mümtaz’ın babası. Bir düğünden dönerlerken traktör devrilmişti. Hasan’ı da kendi torunundan ayırt etmezdi Rasim bey o yüzden. Mümtaz’ın annesi de kendi oğlu gibi ilgilenir severdi delikanlıyı. Yaşı gelince kendi ailesinin evinde oturmak istemişti Hasan. Şimdi askerden gelince doğrudan kendi evine gidip yerleşecekti. Bu yüzden oğlanın ailesinden kalan evi temizletmişti rasim bey.  Etraftan da Mümtaz’a baktığı gibi bir kız bakıyordu şimdi. Tek başına köy yerinde er adamın oturması boştu. Askerliğini de yapıp geldiğine göre tez zamanda artık onu da baş göz etmek lazımdı.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s