Ya nasip – Bölüm 1

Ayşe, Dogmabaş köyünde babası ile birlikte yaşayan on yedi yaşında bir kızcağızdı. Annesi o küçükken köyü sel bastığında suya kapılıp gitmişti.  Ayşe küçük olduğundan seli hatırlamıyordu ama çok can kaybı olduğu hep konuşulurdu. Eski bir dereyatağına kurulan köy yakındaki barajın taşması ile bir anda sular altında kalmış. Köylü ve hayvanlar kaçacak yer bulamamışlardı. Ayşe’nin babası Hamdi bey sel olduğu sırada Ayşe’yi alıp yakın köydeki babaannesinin yanına götürmüştü. Karı koca bütüm mevsim tarlada çalışacaklarından Ayşe’yi yanlarında götürmeme kararı almışlardı. En iyisi babaannesinin yanında durması. İş bittikten sonra da gelip onu almaktı.

Ancak talihsizlik tam da Ayşe ve babası köyden ayrıldıkları gün vurmuştu köylüyü. Barajın suları gecenin bir yarısı yerle bir etmişti her şeyi. Hayvanların çığlıklarına uyanan köylü kaçacak yer bulamayıp selin önüne kattıkları arasında ölüp gitmişti.  Ayşe’nin annesi Satı’da o gece sele karışanların içindeydi. Rasim bey kızını bırakıp köye döndüğünde köyünü ve karısını bıraktığı gibi bulamamış. Hemen kurtarma çalışmalarına katılmıştı. Vefat edenlerin hepsine ulaşılıp cenazeler kaldırıldıktan sonra bir süre dönüp ailesinin köyünde yaşamış. Ayşe’yi hemen bu felaket yerine getirmemişti.

Bu felaketin ardından köy yamaca yukarı taşınmış. Selin vurduğu yere de ölenler için bir ayrı mezarlık yapılmıştı.

Ayşe okula başlama yaşına geldiğinde dönmüşlerdi baba-kız. Yamaca kurulan köyde bir hane de onlara yapılmıştı. Köylü yıkılan evlerini yeniden yaparken onlarınkini de unutmamıştı. Her evden cenaze çıkmıştı. Bu olay köylünün birbirine daha çok sarılıp kenetlenmesine yol açmıştı. Ortak acılar her zaman insanları yaklaştırıyordu. Nehir yatağına kurulan köyün başına gelenler de yıllarca anlatılıp durdu civar köylerde.

Üzerinden neredeyse on beş yıl geçen felaketin ardınan artık her şey eskisi gibi olmuştu. Dogmabaş köyünde evlilik çağına gelen kızlar cuma günü çeşme başına gider. Köyün ve yakın köylerin evlilik çağına gelen bekar delikanlıları da uzaktan izleyip kendilerine eş seçerlerdi. Yamaca geçildikten sonra da bu adet hiç bozulmadı. Hamdi bey de karısını böyle beğenip istetmişti.

Her cuma tekrarlanan bu neşeli güne Ayşe henüz hiç dahil olmamıştı. Arkadaşlarının ısrarına rağmen de dahil olmak istemiyordu. Kızı  gönüllü olmayınca Hamdi bey de zorlamıyordu onu. Eskiden annesi ile gittikleri tarlaya şimdi Ayşe ile gidiyorlar akşama varıncaya kadar beraber çalışıp baba-kız dönüyorlardı.

Sadece düğünlerde görüyordu insanlar Ayşe’yi böylece. Babası ayıp olur dediği için hepsine katılıyorlardı. Zaten bir avuç köyde birbirini tanımayan yoktu. Düğünlere ve cenazelere katılmamaya hoşgörü gösterilmezdi.

Köyün kadınları çamaşır için çeşmeden su taşıyıp evde leğende yıkarken, Ayşe tarlanın yanı başında akan Deliçay’da babasının öğrettiği gibi yıkardı. Tarladan geç döndükleri için çeşmeye gidip su almak için geç oluyordu. Bu yüzden kirlileri de toplayıp bir bohçaya sarıyor. Tarladaki işe ara verip Deliçay’da çamaşırı yıkayıp ağaç dallarına asıyor. İşleri bitince de çamaşırı toplayıp eve getiriyordu. Kurumayan olursa evde seriyordu yeniden.

Yine bir gün babası tarlada çalışmaya devam ederken Deliçay’ın kenarına inmiş çamaşırı yıkarken derenin karşısındaki yolda yaşlı bir adamın ayağının kayıp çamura düştüğünü gördü. Derenin karşı kıyısında balçık taşımıştı su. Yüzünü yıkamak için kıyıya inen adamında ayağı kaymış çamurun içine yuvarlanmıştı.

Yıllardır gelip gittiği derenin sığ yerlerini bilen Ayşe hemen taşlara basarak karşıya geçmiş bir sopa uzatarak adamın kalkmasına yardım etmişti.

“Allah senden razı olsun kızım!” diyerek üzerini başını temizlemeye çalışan adamın eli yüzü iyice çamura bulaşınca taşların üzerinden onu da dikkatlice karşıya geçirip babasının yanına götürmüştü.

Zavallı adamın başına gelenlerin gören Hamdi bey de o gün işleri paydos etmiş adamı da alıp eve dönmüşlerdi. Güzel bir banyonun ardından ona temiz kıyafetler vermişler. Ayşe’de Deliçay’a varıp yarım kalan çamaşırı ile adamın üzerini başını da bir güzel yıkamıştı.

Yaşlı adam o kadar mahçup olmuştu ki gösterilen bu iyi niyet ve yardım severliğe bir gece yatıp giderken dua üzerine dua etmişti baba kıza.

“Selametle! Görüşeceğiz inşallah!” demişti Hamdi bey de onu uğurlarken.

Babası misafirle ilgilendiği için sabahta tarlaya yanlız gitmişti Ayşe. Öğlen vakti eve dönmüş adamı yolcululadıktan sonra babasıyla geri dönmüşlerdi çalışmaya.

“Bu  sabah tarlada çalışıp dönerken başıma bir iş geldi baba!” demişti babasına yolda tarlaya dönerlerken.

“Hayırdır kızım tatsız bir iş değildir İnşallah!” demişti Hamdi bey de merakla.

“Yok babacım değil. Ardımdan bir ses adımı çağırınca durdum yolun berisinde”

“Kimmiş o ses?”

“Bilmiyorum bakmadın dönüpte ama şöyle söyledi ‘Cuma günü çeşmenin başına gelirsin diye bekledim ama gelmeyince seni takip etmek zorunda kaldım affet. Ben askere gidiyorum. Adım Hasan. Adımı gönlüne yaz. Döner dönmez dedemi gönderip  seni isteteceğim! Beni mutlaka bekle!'”

“Kimmiş bu delikanlı acaba, kimlerdenmiş? Söylemedi mi?”

“Yok baba bu kadar söyledi!”

“Hayırlısı olsun bakalım. Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır. Nasibinde ne varsa yaşarsın!”

“Haklısın baba” dedi Ayşe, delikanlının yüzünü görmemişti ama heyecanlanmıştı yaşadığı olaydan. Babasına bahsetmemişti elbette bu heyecandan kendine saklamıştı.

Aradan bir hafta geçtikten sonra bir akşam üzeri davetsiz bir misafir daha gelmişti kapılarına. Yakın köyün ebesiydi gelen. Civarın tek ebesi o olduğu için köy köy dolaşırdı ihtiyaç oldukça. Ayşe’nin babasına da özel uğrayıp bir mesaj iletip gitti kapıdan.

“Hayırdır?” dedi Ayşe. Ebenin neden onların kapılarına geldiğine akıl erdirememişti. Çok şükür ne hastaları vardı evde, ne de gebeleri.

“Hayır kızım hayır!” dedi Rasim bey divana yerleşirken, “Geçen gelen Tanrı misafiri yaşlı adam vardı ya! Rasim bey. İşte o yollamış ebeyi.”

“Ne diye yollamış ki ebeyi bize?”

“Bir tane torunu varmış. Seni ona isteyorlarmış. Kendisi de gelecekmiş ama o çamura düştüktan sonra biraz üşütmüş yatmış ondan gelememiş. O arada sana bir kısmet çıkrsa diye çekindiğinden haberci yollayayım demiş.”

Ayşe ocağa koyduğu çorbayı karıştırmaya devam etti. Hangi düğünde, kimdi ki gören. Hiç etrafına bakmazdı alıcı gözle. Zaten köy yerinde ayıptı öyle şeyler. Erkeklerin gözünün içine bakılmaz baş öne eğilirdi. O da öyle yapar babasının yanında dururdu. Yine başı önde eve gelirlerdi beraber. Şu ardından seslenen delikanlı mı acaba  diye düşündü ama o askere gideceğini söylemişti.

Ayşe kendi düşünceleri ile meşguken babası devam etti konuşmaya;  “Ben yarın bir kahveye gideyim. Neymiş ne değilmiş bu insanlar öğreneyim. Ebe yarına kadar burada olacakmış. Ona göre de cevabımızı bildiririz.”

Ertesi gün araştırıp soruşturan, ebeyede etraflıca sorup öğrenen Hamdi bey, yaşlı adamın civarın çok bilinen ve sevilen toprak sahiplerinden olduğunu öğrendi.

“Eğer kızına talip oldularsa aman kaçırma ver!” dedi herkes.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s