Masal – Bölüm 6

Keyifli bir pazar günü yaşanmıştı Ertan beylerin evlerinde Dilek’in ağabeyi ve babası Ömer’i gerçekten çok sevmişler ve çokta üzülmüşlerdi. Çocuğun Dilek’e sürekli anne demesi yüzünden Dilek biraz bahsetmek zorunda kalmıştı olanlardan.

“Bak bunlarda benim babam ve ağabeyim!” diye tanıştırmıştı Dilek.

Çocuk gün boyu Fatih dede demişti Dilek’in babasına. Fatih beyin bütün yağları erimişti bir anda. Evet oğlundan da bir kız torunu vardı ve onu da çok seviyordu ama Ömer’in dede demesi ayrı bir oturmuştu yüreğine. Bu çocukta gerçekten insana sevgi yükleyen bir yön vardı. Acımak değildi bu. Hiç biri annesiz bir çocuğa karşı acıma duygusuna benzer bir şey hissetmiyorlardı. Tam tersine seviyorlardı onu. Hem de çok seviyorlardı.

“Şu Türk filmlerdindeki Ömercik gibi bu çocuk gerçekten. Sanki adını bilmiş koymuşlar!”

Fatih beyin Ömer’i sevdiğini anlamıştı bu cümlelerden Dilek ve bu tanışmanın ardından içi iyice rahatlamıştı. Tam iki ay geçirdi Ertan beylerin evlerinde bu süre içerisinde önce Ömer’i anne yerine Dilek demeye ikna etti. İnsanlar annelerine de ismiyle hitap edebilirlerdi ayrıca. Anne izin verdikten sonra bunun bir sakıncası yoktu. Böylece en azından toplum içinde kimse onu Ömer’in gerçek annesi sanmayacaktı. Ömer’in Dilek’e anne dediğini duyan bir kaç komşu Ertan beyin yeniden evlendiğini sanmış tebrik etmişlerdi. Dilek öyle olmadığını açıklamaya çalışsa da durumun mantıklı bir açıklamasını da bulamamıştı.

“Ben sana Ömer, sen de bana Dilek diyeceksin anlaştık mı?” demişti Ömer’e bu olayın ardından. Çocuk onunla olduğu için o kadar mutluydu ki hiç itiraz etmemişti bu anlaşmaya.

Çocuğun kıza Dilek diye hitap etmesi Ertan beyi de mutlu etmişti. Bu da bir adım sayılırdı en azından. Dilek zaman zaman onunla kendi annesini kaybettiğinde hissettikleri hakkında konuşuyor, onu da konuşturuyordu. Ancak bu konuşmalar daima ikisinin arasında kalıyor ne Ertan beye ne de Gülçin hanıma bunları anlatmıyordu Dilek. Ömer’e gün geçtikte  o kadar çok bağlanmıştı ki, gelecekte onsuz nasıl yaşayacağını dert etmeye başlamıştı kendine. Çocuk aslında sadece konuşup dertleşmek istiyordu. İçinde hissettiği eksikliği nasıl ifade edeceğini çözememişti. Bu içinde büyük bir acı yaşamasına neden olduğu içinde annesinin ölümünü reddetme yoluna gitmişti.

“Belki de tüm kaybettiklerimizin uzak bir yerlerde olduğunu düşünmeliyiz hepimiz. Zaten öyle değiller mi gerçekten de!” demişti Fatih bey ile dertleşirken Dilek. Bu arada Coşkun’un durumunu öğrenen Ertan bey, evin üzerindeki haczi kaldırtmıştı. Coşkun bundan sonra Ertan bey için çalışacaktı. Ona da iyi bir maaşla kendi şirketinde iş vermişti.

Coşkun bu adamdan ummadıkları iyilikler karşısında o kadar minnetli hissediyordu ki Ömer sıkılmasın diye kızı Sena’yı ona arkadaş getirmeyi teklif etti. Dilek ve Ertan bey de çok sevindiler bu teklife böylece haftada iki gün Sena’da gelmeye başladı Ömer’lerin evine. Ömer ve evleri giderek neşeli ve şenlikli olmaya başlayınca Ertan bey o kadar mutlu oluyordu ki Dilek ve ailesini hoş tutumak için elinden geleni yapıyordu.

Dilek gerçekten çocuğun üzerinde olağanüstü bir etki bırakmaya başlamıştı. Gülçin hanımda bu etkiyi onaylıyordu. İlaçları tamamen kesmişlerdi. Şimdilik bunu doktora danışmadan yapmışlardı ama Ömer kendisi de reddetmişti devam etmeyi.

Bir akşam Dilek gittikten sonra babası ona yine masal anlatacağı zaman, “Onu seviyorsun değil mi?” diye sormuştu babasına.

“Kimi?” dedi Ertan bey şaşkınlıkla.

“Annemi!”

Kastettiğinin gerçek annesi mi yoksa Dilek mi olduğunu anlayamadığı için cevap vermekte tereddüt etti Ertan bey.

“Albümlerdeki annemi” dedi Ömer.

“Evet elbette onu seviyorum. Peki sence albümlerdeki annen ile Dilek aynı kişi değil mi?” diye sordu korka korka.

Cevap vermedi Ömer babasına.

“İkisini de seviyorum” dedi içinden.

Okullar açılmış olmasına rağmen Dilek hâlâ Ertan beyler için çalışmaya devam ediyordu. Ömer annesinin yüzerek geleceğinden Dilek’in onun annesi olduğundan bahsetmeyi bırakmıştı. Ertan bey bazen çocuğun ne düşündüğünü anlamak için sorular sorsa da akıllıca ve kaçamak cevaplar verip kurtuluyordu. Babasının onun üzerine gelemediğinin farkındaydı.

Ömer’in yakınlarda olmadığı bir gün Dilek’e sordu bu yüzden.

“Sence nasıl gidiyor. Senin annesi olmadığına ikna oldu mu?”

Dilek Ömer’in uzakta oynayışını takip etti gözleriyle.

“Bence başından beri biliyordu” dedi.

“Anlamadım. Senin annesi olduğunu söylediği için yapmadık mı tüm bunları?”

“Evet biliyorum ama o çok akıllı bir çocuk.”

Sustu Dilek. Gerçekten bir süredir Ömer’in en azından şimdi artık onu annesi sanmadığından emindi. Bir kaç kez Dilek yerine Dilek abla diye seslenmişti ona. Elbette bu bir kanıt değildi ama yine de hissediyordu bir şekilde.

“Belki  de onunla yeniden konuşmalıyız birlikte” dedi Ertan bey.

“Evet belki de benim buradaki görevim sona ermiştir artık” dedi Dilek’te boş bulunup ama kendi sözleri yaktı içini birden. Ömer’in gerçeği kabul etmesi bu evden ve ondan uzak durması anlamına gelecekti. Sadece o kadar da değildi üstelik. Ertan bey de çok iyi bir adamdı. Aylar içinde onunla da dost olduklarını hissediyordu. Söz konusu bir çocuk olunca patron çalışan ilişkisinin ötesine geçiyordu bazı şeyler.

“Dost” kelimesi içinden geçenleri tanımlamıyordu aslında tam şimdi farketmişti ki.

Ertan beyinde içinden bir sızı geçti. Dilek gittikten sonra nasıl bir yaşamları olacaktı?

“Biraz daha mı beklesek acaba?” dedi Ertan bey içindeki sızının etkisiyle.

“Belki daha iyi olur!” dedi Dilek’te için için sevinerek.

Böylece neredeyse üç ay daha geçti ve yaz bitene kadar yapılan anlaşma diğer yaz yaklaşırken hâlâ devam ediyordu.

Ömer’in okuldaki başarısı da etkilenmişti evde yaşananlardan. Öğretmenleri onun hakkında çok olumlu şeyler söylemeye başlamışlardı. Her ne yapıyorlarsa aynen devam etmeleri gerektiğini vurguladılar telefonda. Çocuğun psikolojisinde ve başarısında gözle görülür bir yükseliş söz konusuydu. Ertan bey çocuğun annesi sandığı bir kızı eve bakıcı aldıklarını söyleyemedi elbette okulda. Dilek bir bakıcı değildi onların evinin bir parçası olmuştu doğrudan. Hayatlarının bir parçası. Bunu söylemek istemiyordu ama kaybettiği karısının rollerini sürdüren bir dublör gibiydi. Dublör çok acımasız bir sözdü aslında. Çünkü Ertan bey de Ömer’de onu aslı kadar sevmeye başlamışlardı galiba.

Gülçin hanım bile bir kaç kez boş bulunup eşiniz diye bahsetmişti Dilek’ten. Sonra çok mahçup olarak özür dilemişti. Ömer’in hayallerini yıkmamak için hepsinin buna inanmış gibi yapmaları yüzünden olduğunu açıklamaya çalışmıştı kadıncağız.

Gerçek bu muydu sahiden. Sonunda Ömer’i ikna etmeye çalışırken hepsi onun hikayesini mi yaşamaya başlamışlardı bir anda. Onları mı ikna etmişti Ömer aslında?

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s