Masal – Bölüm 5

“Ömerciğim sence Dilek ablan annene gerçekten benziyor mu fotoğraflara yeterince dikkatli baktın mı?”

Ömer kızgınlıkla baktı babasına sonra dönüp Dilek’in yüzüne baktı. Dilek nefes almadan bekledi çocuğun tepkisini. Ertan beye yardımcı olması gerektiğini biliyordu.

“Biliyor musun istersen arkadaşın olabilirim. Dilek ablan olabilirim. Seninle dilediğin kadar görüşür hayaller kurar, oynayabilirim. Ancak anneler bir tane olur ve o fotoğraftaki güzel kadın senin gerçek annen!”

Ömer’in çenesi titredi ama ağlamadı. Küçük parmaklarını fotoğrafların üzerinde dolaştırdı. Yetişkinlerin dünyası ona göre değildi. Mutlaka acımasız bir hayat yaşamayı seçiyorlardı ve o bunu reddedecekti.

“Annem olarak kalmanı tercih ederim. Başkası olmana gerek yok!” dedi sadece.

Dilek cevap veremedi çocuğun direncine. Ertan bey doktoru aramaktan başka çaresi kalmadığın düşünmeye başlamıştı yine.

“İstersen albümü artık kaldıralım!” dedi Ömer’e çaresizce. Ömer’inde ağlamasını durdurmak için bir molaya ihtiyacı vardı. İkiletmeden kalktı ve albümü alıp çıktı yanlarından.

“Doktorunu arayacağım ve sanırım ilaçlarını değiştirecek” dedi mutsuzlukla Ertan bey.

“Bu durum yüzünden ilaç mı içiyor?”

“Evet ne yazık ki. Gerçekleri göremiyor ve böyle devam ederse sağlıklı bir zihinle büyüyemeyeceğinden korkuyorum!”

“Yanılıyorsunuz o çok duygusal bir çocuk sadece. İlaçların anne özlemine çare olabildiğine kesinlikle inanmıyorum!” dedi bir hışımla ayağa kalkarak ama sonra kendisi de bu davranışı neden yaptığını açıklayamadı kendine. Bir gece önce  hayatlarına dahil olduğu bir adama kalkmış akıl öğretiyordu şimdi kendi evinde.

“Çok üzgünüm!” diyerek oturdu yerine, “Ben sadece onu anlayabildiğimi düşünüyorum.”

Ertan sessizce düşündü bir süre. Ömer henüz gelmemişti yanlarına.

“Belki yani eğer kabul edersen, ona yardım edebilirsin. Yani belki sen haklısın onun doktordan çok onu anlayan birine ihtiyacı var.  Belki de ben doğru kişi değilim bu yüzden. Yani onu anlayamadığım için.”

Dilek adamın yüzüne baktı merakla.

“Bir süre söylediğin gibi onunla arkadaşlık edebilirsin. Bizimle vakit geçir. Okul açılana kadar en azından. Onun bir günde ikna olmasını beklemek haksızlık olur. Zamanla sen onunla konuşarak çözebilirsin diye düşündüm. Eğer yine olmazsa bu defa doktor ile konuşurum.”

“Evet ama ben çalışıyorum. Yani gece ve gündüz çalışıyorum. Babama bakmak zorundayım.”

“Aylık kazancından fazlasını veririm sana. Hatta toplu ödeme de yaparım. Oğlumla vakit geçireceksin sadece. Onun bakımı ve ev işleri ile Gülçin hanım ilgilenecek yine. Sen arkadaşlık etsen yeter. Tabi onu annesinin gelmeyeceğine ikna edeceksin.”

Olayın böyle bir noktaya geleceğini beklemeyen Dilek bir şey diyemedi. O sırada Ömer yeniden geldi odaya.

“Bir süre arkadaş olarak birbirimizi yeniden tanıyabiliriz belki. Aradan uzun zaman geçtiği için seninde hislerinin yeniden canlanmamasını anlayabiliyorum.” dedi büyük bir ciddiyetle. Burnundaki ve gözlerindeki kırmızılık az önce ne kadar ağladığını gösteriyordu. Dilek’in içi ezildi iyice. Hele ki böyle güçlü durmaya çalışan bu küçük yaralı yüreğin yerine kendini koydukça, bütün yaraları açıldı yeniden.

“Biliyor musun benim de annem ben çok küçükken gitti cennete!” dedi elinde olmadan. Ömer şaşkınlıkla baktı onun yüzüne. Çok şaşırmıştı gerçekten. Gelip oturdu Dilek’in yanına. Dilek’in gözlerinden iki damla yaş süzüldü istemeden. Küçük oğlan elini tuttu gelip onun.

“Bu yüzden seni anlıyorum inan bana! İkimizin de sarılması gereken yaraları var ve bunu ancak zaman çözebilecek sanırım. Senin arkadaşın olmaktan çok büyük mutluluk duyarım” diyen Dilek’in sözü biter bitmez Ömer sevgiyle sımsıkı sarıldı boynuna ve ikisi bir süre konuşmadan kaldılar öyle. Ertan bey bu tabloya daha fazla bakamayacağını anlayınca sessizce çıktı yanlarından. Biraz sonra ikisinin mırıl mırıl sohbete başladıklarını duydu içeriden.

“İnşallah sarabilirsiniz o yaraları” dedi hüzünle.

Dilek evdekilere lobi ve gece işinden daha düzenli ve iyi maaşlı bir bakıcılık işi bulduğunu söyledi. Bir deneme süresi olacaktı başlangıçta. Böylece Ömer okula başlayınca karşılıklı memnun kalmadık ayrıldım diyebilirdi evdekilere. Ertan beyden br referans mektubu alarak belki başka çocuklara da bakabilirdi. Bu iş gerçekten de yaptığı diğer işlerden çok daha  iyi bir işti. Çocukları çok severdi. Onlarla vakit geçirmek ve üzerine para almaktan daha güzel iş mi olurdu.

Sonra Ömer’in yanında olmayı para için mi seçtiğini sordu kendine. Kazandığı paranın fazlasını ağabeyine verecekti. Onun ailesine ve kızına dönmesini istiyordu. Ömer’i daha ilk gördüğü gece çok sevmişti. İfade edemediği bir şekilde ona sarılmak ve korumak ihtiyacı hissediyordu. Her şeyden, herkesten. Hayatın ondan esirgediği her şeyi bu minicik ve güçlü kalmaya çalışan yüreğe sunmak istiyordu. O annesiz olmanın nasıl bir duygu olduğunu biliyordu. Annesi olmadığına ikna edecek ve onunla birlikte kendi yaralarını da saracaktı.

Havuz temizlemeye geldiği bir evde tanıştığı bu çocuk karşısına boşuna çıkmış olamazdı. hayat ikisine de bir şeyler öğretecekti bu deneyimin sonunda. Bundan hiç şüphesi yoktu.

Fatih bey kızının düzenli ve güvenli bir işe gideceğine memnun oldu. Sadece aileyi iyi araştırmasını istiyordu. Evde çalışan kadınların başına da türlü şey gelebiliyordu. Tacizden, hırsızlık suçlamalarına kadar.

“Merak etme baba, Salih beyin tanıdığı o aile bu. Hani havuzlarını temizlemeye gittiğim. Çocuklarıyla iyi anlaşınca adamcağız böyle bir iş teklif etti baba. Annesi ölmüş zavallı çocuğun.”

“Bekar bir adamın evine mi gideceksin?” dedi Coşkun araya girerek.

“Çocuğa bakacağım, adama değil! Üstelik evde çalışan bir kadın daha var!” diye tersledi ağabeyini Dilek.

Coşkun kendini sığıntı gibi hissetti bir kez daha sustu. Fasulyeler için de bir teşekkür etmemişti Dilek. Gülhayat telefonlarını açmıyordu. Kızı Sena’yı çok özlemişti.

Ağabeyinin kalbini kırdığını anlayan Dilek sesini yumuşattı hemen, “Yüksek bir maaş ödeyecekler bana. Evine dönmen için sana yardım edeceğim.”

Coşkun iyice ezildi bu cümlelerin altında. Başını eğdi önüne, “Çıkayım ben işlerim var!” dedi yürüdü kapıya doğru.

“Patrondan avans isteyeceğim!” dedi Fatih bey. Dilek o zaman farketti babasının yanında ağabeyinin durumunu açık ettiğini.

“Biliyor muydun?” dedi babasına.

“Gülhayat ile konuştum” dedi Fatih bey, “Kız haklı! Bir an önce evine dönmeli bu oğlan! Yoksa yuvaları yıkılacak!”

Dilek onayladı başıyla, “Bir gün ağabeyin ve ben geleceğiz o eve!” dedi sonra Dilek’e. Seninde gözüm üzerinde der gibi.

“Tamam!” dedi Dilek, “Elbette! Ömer’i çok seveceksin.”

Ertan beye babasının söylediklerini aktardı Dilek. Oteldeki işinden ayrılması için Salih bey ile Ertan bey görüştü. Daha sonra yeniden işine dönebileceğine dair söz aldı kızın yerine.

“Baban ve ağabeyini pazar günü alıp gelebilirsin. Hep birlikte bahçede mangal yaparız. Ömer’de çok sevinir eminim. Pazar günü de işe gelmenin bir sakıncası yoktur umarım. Konuşmamıştık ama?”

“Hayır kesinlike yok!” dedi Dilek adamın onun için yaptıklarından sonra yirmi dört saate bile itirazı olmadı. Hele ki Ömer için olduktan sonra.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s