Masal – Bölüm 4

Ertan bey aradığı sırada Dilek oteldeki işindeydi. Adamın sesini hemen tanımıştı açar açmaz. Eve geldiğinden beri onunda aklı orada kalmıştı. Çocuğun nasıl olduğunu merak ediyordu. Tabi hikayeyi de merak ediyordu aslında ama sonradan uğramayı falan düşünse de bunun çok yersiz olacağına karar verip vazgeçmişti. Bir gece yaşanılan talihsiz bir durumun ardından, ailenin dostuymuş gibi yeniden evlerine gitmek patronunu da mahçup edecek bir davranış olurdu. Patronuna da soramazdı zaten böyle bir şeyi. Bu yüzden adını bile bilmediği Ertan beyin sesini duyar duymaz;

“Ömer nasıl?” diye sordu.

Kendini tanıtmak zorunda kalmadan kızın anladığına sevinen Ertan bey; “O da ilk iş sizi sordu ve hâlâ annesi olduğunuzu haykırarak, geri gelmenizi istiyor. İnanın çok uğraştım ama ikna edemedim. Ona annesinin fotoğraflarını gösterip size hiç benzemediğini de söylemeyi denedim. Rica etsem bu gün uygun olduğunuz bir ara uğrasanız da birlikte konuşmayı denesek! Sizden çok şey mi istemiş oluruz?”

Zaten merak eden Dilek atıldı hemen ; “Hayır hiç ayıp olmaz! Ben saat beş gibi çıkıyorum işten, sonra hemen gelirim olur mu?”

“Tamam!” dedi Ertan derin bir oh çekerek, “Bekliyoruz!”

Telefonu kapattıktan sonra oğlunun yanına döndü yeniden. Kızın kabul etmeme ihtimaline karşılık içeriden görüşmüştü.

“Saat altıdan sonra gelecek. Oldu mu?” dedi çocuğa.

Çocuk alkışlayarak cevap verdi bu söze, “Hemen gidip duş alayım ve giyineyim! Anneme çok iyi görünmek istiyorum!” diyerek merdivenlere koştu sonra. Gülçin hanım onların dönüşü ile gelmişti eve. Oğlanın peşinden o da çıktı yukarı.

“Allah razı olsun şu kızdan!” dedi Ertan kendi kendine, “Gelmeyi kabul etmese ne yapardım acaba?”

Dilek biraz çekinerek ve bolca merak içinde geldi sözleştikleri saatte. Ömer tertemiz giyinmiş, saçlarını özenle taramış. Gülçin teyzesine kurabiye ve çay ile bir masa hazırlatmış. Aynı özenle babasını da giydirtmiş kalbi yerinden çıkacak gibi bekliyordu. Dilek’i görür görmez bu defa bir gece önceki gibi üzerine doğru koşmadan terbiyeli bir şekilde onun yanına gelmesini bekledi.

Dilek ilk ona doğru yürüdü ve elini uzatarak “Merhaba ben Dilek. Dün gece tanışmaya fırsatımız olmadı” dedi yumuşak bir sesle.

Annesinin adından farklı bir isim duymak yüzünden bir gölgenin geçmesine neden olsa da bozuntuya vermedi Ömer “Seni yıllardır görmüyorum ama yeniden tanıştırılmaya ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum anne!”

Dilek refleks olarak Ertan beye baktı ne söyleyeceğini bilemediği için. Ertan bey gülümsedi sadece. Bir şey söylemene gerek yok der gibi geldi Dilek’e. O da gülümsedi.

“Gülçin teyzem benim en sevdiğim kurabiyeleri yaptı. Senin oğlun olduğuma göre seninde en çok bunları sevdiğini tahmin ettik. Gülçin teyzem benim bakıcım bu arada. Sen yokken bana o baktı. Şimdiden sonra yine bizimle yaşamasının sence de bir sakıncası yoktur umarım. Çünkü o çok iyi biri.”

Ömer büyük bir adammış gibi bu konuşmayı yaparken. Masada yer ayrılmış olan Gülçin hanımım da gözleri doldu. Ertan beyinde. Bu duygusallaşma Dilek’in de gözlerinin nemlenmesine neden oldu. O da gülümseyerek Gülçin hanıma bakıp başını salladı. Ömer’in annesi olsaydı gerçekten çocuğa bu kadar iyi bakıp, sevgisini bu kadar kazandığı için eminim teşekkür eder. Biraz da kıskanırdı belki, çocuğunun büyümesine onun yerine şahit olduğu için.

Sonra Ertan beyin sesiyle kendine geldi. Çocuğun kafasındaki oyuna dahil olmuştu birden duygusal olarak.

“Çayımızı içip kurabiyelerimizi yedikten sonra içeri geçip konuşabiliriz sanırım!”  diyerek Gülçin hanıma çayları servis etmesi için işaret yaptı başıyla. Bir an önce bu faslı geçip Ömer’i gerçeklerle yüzleştirmek istediği açıktı. Onun içinde çok zor bir durum olmalıydı gerçekten. Oğlu yabancı bir kadını annesi sanıyordu ve onu ikna etmek için toplanmışlardı hepsi beraber. Çocuğun tavırları hiçte ikna olacağa benzemiyordu ama Dilek’te bu oyunu sonsuza kadar götüremezdi muhtemelen.

Göründüğünden daha heyecanlı olan Ömer elleri titreyip çayı üzerine dökünce, Gülçin hanım hemen kalkıp üzerini değiştirmek için içeri götürdü onu. Çocuk annem yapsın der gibi Dilek’in gözünün içine baksa da Dilek başını önüne eğdi. Bu çocuğu tasvip etmeye devam etmek olurdu düpedüz. Yine de Ömer’in yalvaran bakışlarındaki o ifade ciğerine işledi doğrudan.

Ömer’in içeri gitmesini fırsat bilen Ertan bey yeniden özür dileyerek tüm hikayeyi kısaca özetledi Dilek’e. Dilek çocuğun neden aşağı inip ona annesi gibi sarıldığını ve diğer davranışlarını daha iyi anladı o zaman.

“Ben de annemi çok küçük yaşta kaybettim. Keşke Ömer kadar zengin bir hayal gücüm olsaydı da, her gün yas tutmak yerine, onun geleceğini hayal etseydim!” dedi elinde olmadan.

Ertan bey cevap veremedi bu söz üzerine. Ondan istediği oğlunu ikna etmeye yardım etmesiydi. Onu onaylaması değil. Yine de bakışlarındaki öfke değildi adamın. Karmaşık tuhaf bir şeydi. Çözemedi Dilek.

Ömer yeniden odaya döndü Gülçin hanımla birlikte ve masadaki yerlerini aldılar.

“Özür dilerim. Sanırım biraz heyecanlyım!” dedi çocuk yine büyük bir adam gibi.

Dilek şimdi onun nasıl kendini kontrol ettiğini daha iyi görebiliyordu. Elini uzatıp “Seni anlıyorum!” demek istedi ama bu burada bulunma amacına hiç uygun değildi.

Garip bir şekilde onu ikna etmek yerine hayalini gerçeğe yakın bir hale getirmek için istek duyuyordu içinde. Hatta onunla birlikte kendi annesinin geleceğini hayal etmek istiyordu. Bunu düşünmenin bile insanı ne kadar hafifleten bri düşünce olduğunu farketmişti. Bilinçsizde olsa kendine böyle bir savunma geliştiren çocuğa hayranlıkla baktı. Gözlerinin en derinlerinde o karanlık kuyularda hüzün saklanıyordu ama yine de ışıltılarında umut saklıydı.

Ertan bey içeri geçmenin zamanı geldiğini söyleyerek kalktı masadan. Ömer üzerini değiştirip geldikten sonra fazla bir şey konuşmamıştı. Sadece ilgiyle Dilek’e bakıyor ama hiç bir şey sormuyordu.

“Haydi Ömer istersen birlikte baktığımız albümü getir yeniden bakalım!” dedi Ertan bey. Çocuğun bu sözden ne demek istediğini anlayacak kadar akıllı olduğunu biliyordu. Gülçin hanım içeride masayı topladığı için yanlarında değildi. Ömer kalkıp albümü getirdi ve Dilek’in yanına oturdu.

Daha önce defalarca bakıp her kare hakkında bilgi edindiğini belli ederek fotoğrafları ve ilgili günlere dair bildiklerini tek tek anlattı. Tüm resimlerde üç yaşından küçüktü, bunları hatırlaması mümkün olmasa da o hatırlıyormuş gibi anlatıyordu.

“Bak bu resimde sen ve ben bahçede güneşleniyoruz. O günü hatırlıyorsun değil mi? Bu üzerimdeki mavi yeleği sen örmüştün. Bak burada da bir restorandayız hep birlikte. Babamla evlilik yıldönümünüz. Bu yeşil elbise sana çok yakışıyordu. Onu yeniden giyersin belki..”

Dilek’in boğazı düğüm düğüm olmuştu. Ağlamamak için kendini o kadar zor tutuyordu ki Ertan bey durumu farkederek girdi araya.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s