Masal – Bölüm 3

Dilek iyice serinledikten sonra zıplayarak çıktı havuzun kenarına. Eşyalarını çoktan toplayıp kenara yığmıştı. Üzerindeki ıslaklığın kuruması için havuzun kenarında durdu biraz. Bu arada temizlenmemiş bir yer kalmış mı diye de kontrol ediyordu.

Karanlıktan gelen “Anne!” sesiyle irkilerek döndü arkasını. Küçücük bir oğlan çocuğu neredeyse ağzı bir karış açık bir şekilde şaşkınlıkla ona bakıyordu.

“Anne! Geleceğini biliyordum!” diyerek koşarak ona geldi çocuk ve ıslaklığına aldırmadan o kadar kuvvetli sarıldı ki, Dilek dengesini kaybedince ikisi birden suya düştüler. Panikle suyun içinde çocuğu tutmaya çalışan Dilek onu kıyıya çıkardıktan sonra çırpınışlarını kontrol etmek için sıkıca sarıldı bu minik bedene.

“Anne! İmdaaat!” diye bağırıyordu şimdi de.

Bir anda oğlunun çığlıklarını duyan Ertan bey panik halinde inmişti havuzun yanına. Ömer ve havuzu temizleyen kızı sırılsıklam bulunca şaşırmıştı iyice.

“Ömer oğlum iyi misin?” diyerek koşup gelmişti yanlarına.

Ömer babasını görünce hem ona hem de kıza sımsıkı sarılıp bırakmıştı çırpınmayı ve yığılıp kalmıştı bir anda. Ertan bey hemen çocuğu kucaklayıp soktu içeri. Olanlardan bir şey anlamayan ve çocuğa ne olduğunu merak eden Dilek’ye yürüyüp girdi peşlerinden. Birlikte Ömer’i banyo küvetine yatırıp üzerini çıkardılar. Sonra ılık suya tüm vücudunu yıkadıktan sonra kurulayıp giydirdiler ve sessizce yatağına yatırdılar.

Dilek hiç tanımadığı bir evde, tanımadığı bir adamla, tanımadığı bir çocuğu neden yıkıyor olduğunu sordu bir kaç kez kendine ama yine de hiç sesini çıkarmadan yardım etti adama.

Ömer tam başını yastığa koyduğu anda açtı gözlerini yeniden.

“Baba sana söylemiştim! Gördün değil mi? Geldi işte! Annem geri geldi!”

Ertan bey hemen koşup oturdu oğlunun başucuna. Şimdi ona bu kızın annesi değil havuz temizleyicisi olduğunu söylemenin bir faydası olmayacağını biliyordu.

“Sen şimdi gözlerini kapat, bunları sabah konuşuruz!” dedi sakince. Sonra çekmeceden bir hap çıkarıp içirdi çocuğa. Nöbet geldiğinde bu haptan içmesini istemişti doktoru. Onu sakinleştirecekti.

“Anne sen de yanıma gel. İkiniz yanımdayken uyumak istiyorum!” dedi Ömer. Ertan kırk beş dakikadır bir şekilde hayatlarının en mahrem alanına girmiş olan kıza baktı yalvararak. Biraz daha idare etmesi gerekiyordu. Şu an ikisinede bir şey açıklayamazdı.

Dilek adamın çaresiz bakışlarından anladı ne demek istediğini, üzerinin ıslaklığından yatak ıslanmasın diye sakınarak oturdu yatağın yanına.

“İstersen annen üzerine kuru bir şeyler giysin. Sonra gelelim yanına ne dersin? Yoksa hasta olacak!” dedi Ertan bey.

“Annemin hasta olmasına izin veremeyiz. O daha yeni geldi!” dedi Ömer sevinçle.

Ertan bey yatağın yanından kalkıp içerideki odaya girdi ve Dilek’in üzerine uyabileceğini düşündüğü bir kaç kıyafetle geldi geri.

“Banyoda giyebilirsin!” dedi sonra.

“Teşekkür ederim. Çantamda kıyafetlerim var benim!” diyerek aşağı indi koşarak Dilek ve kendi kuru kıyafetlerini giyip hızla geldi yeniden.

Ömer o gelene kadar bir dakika bile kırpmamıştı gözünü. Bir elinden babası bir elinden Dilek tutunca kapattı mutlulukla.

“Yarın annem ve babamla birlikte olacağım!” diye mırıldanarak uykuya daldı.

Onun uyuduğundan emin olduktan sonra sessizce kalktı Ertan bey ve Dilek yanından ve aynı sessizlikle çıktılar odadan.

“Kusura bakmayın!” dedi Ertan bey fısıldayarak, “Ömer’in aşağı indiğini duymadım. Onu bıraktığımda odasında uyuyordu.”

“Ben özür dilerim sanırım onu korkuttum ya da ben bilmiyorum pek anlayamadım açıkçası!” dedi Dilek’te mahçup bir sesle.

Ertan Ömer’i yeniden uyandırmamak için Dilek’e aşağı inmeleri için işaret yaptı eliyle.

“Size sıcak bir çay yapayım, bizim yüzümüzden gerildiniz bu gece!” dedi Ertan.

Dilek saatine baktı hemen. Şimdiye kadar çoktan çıkmış olması gerekiyordu bu evden. Üstelik Coşkun’da onlardaydı. Cep telefonunda iki cevapsız araması vardı ağabeyinin daha şimdiden.

“Benim artık gitmem gerek! Geç kaldım! ” dedi Dilek çay istemediğini belirtmek için. Ömer’i ve onun başına gelenleri merak ediyordu ama şimdi kendini düşünüp eve gitmesi gerekiyordu.

“Sizi bırakmak isterdim ama malum Ömer işte!” dedi Ertan mahcup bir edayla, “Ne olur affedin bizi!”

“Affedecek bir şey yok, o bir çocuk!” dedi Dilek gülümseyerek, “Umarım iyi olur! Arabam da var ayrıca! İyi geceler!” dileyerek çıkıp gitti evden. Daha önce hiç bir evde başına böyle şeyler gelmemişti. Yol boyunca düşünüp durdu akşam yaşadıklarını. O kadar endişe bildiriminin ardından ağabeyine bahsetmeyecekti bu gece olanlardan. Daha sonra babasına anlatırdı belki.

“Zavallı çocuk!” dedi uyumadan önce. Kendisi gibi annesini kaybetmişti belli ki ve o kadar küçüktü ki nasıl anlamlandıracağını bilemiyordu muhtemelen. Dilek’te yaşamıştı benzer şeyleri ama neden onu görünce “Anne!” diyerek üzerine atıldığını bilmiyordu. Belki de uyur gezerdi ya da belki de rüya gördüğünü düşünmüştü kim bilir?

Ertesi sabah Ömer gözünü açtığı andan itibaren sormaya başladı annesini. Ertan sabaha hepsinin bir rüya olacağını sanmasını ummuştu ama çocuk uykuya daldığı ana kadar olan bütün olayları detaylarıyla hatırlıyordu. Uykusu kaçtığı için kalkmıştı yatağından. yeniden uykusu gelsin diye yıldızlara bakmaya karar vermişti. Masa üstü teleskobunu komodinin üzerine kurup perdeleri açınca görmüştü annesini aşağıda.

Onu kaçırmamak için hiç sesini çıkarmamış, sessizce odasının kapısını açıp aşağı inmişti. Gerçektende karşısında duruyordu. Islaktı çünkü denizden gelmişti. Ömer için gelmişti hem de. Zaten o da aksini iddia etmemişti bunun.

“Ömerciğim bak bu bir yanlış anlama inan bana! Annenin denizden geleceğine inandığını biliyorum ama o annen değildi!”

“Oydu diyorum sana! Resimlerine bak istersen!” diyerek çekmeceden annesinin fotoğrafları ile dolu albümü çıkarıp savurdu babasına.

Ertan bey sakince aldı albümü çocuğun elinden ve açtı.

“Bak!” dedi resimlerden birini göstererek. Annen bu senin ve  o dün akşamki kadın buna hiç benzemiyor.

“Benziyor! Yalan söylüyorsun!”

“Oğlum inan o annen değildi! Annen olsa sana neden yalan söyleyeyim? Anneni senden niye esirgeyeyim?” diye ağlamaklı bir açıklama yaptı Ertan bey oğluna. Gerçekten de çocuk “Annemdi!” dedikçe ciğeri acımaya başlamıştı artık. Oğlunun normal çocuklar gibi olmasını istiyordu.

Ömer’i ikna edemeyeceğini anlayınca “Tamam!” dedi, “Sana onun annen olmadığını ispatlayacağım!”

Hemen Hamza beyi aradı. Ondan dün gece havuzlarını temizleyen kızı acil olarak bulmasını ya da telefon numarasını kendisine göndermesini istedi.

“Ertan bey bir kusur mu işlemiş, havuza bir zararı mı var? Söyleyin ben hemen görüşeyim siz rahatsız olmayın!” dedi Hamza bey olanları tahmin etmesi mümkün olmadığı için.

“Hayır! Hayır, öyle bir şey değil! Siz bana numarasını bulun lütfen! Kendim konuşurum!” diyerek kapattı telefonu.

Ömer’in gözleri parlamıştı, “O gelecek değil mi?” dedi sıçrayarak, “Aslan babam!”

Ertan bey bir şey demedi artık. Çocukla daha fazla iddialaşarak bir yere varamayacakları ortadaydı. Kız gelirse fotoğraflarla kızın yardımıyla onun annesi olmadığına ikna edebilirlerdi belki. Aksi durumda doktoru arayacaktı.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s