Masal – Bölüm 2

Fatih bey sabaha karşı eve gelip, evlendirdiği oğlunu kanepede yatar bulunca “Vay hayta kim bilir ne yaptı da karısı attı bunu evden!” diye homurdandı. Yine de onu uyandırmadan geçip uyudu yatağında. Genellikle öğlen olmadan kalkardı zaten. Coşkun çıksa bile Dilek’ten öğrenirdi neler olduğunu. Yine de kafasına takıldığı için bir sağa bir sola döndü durdu.

“Ne yapmıştı acaba bu oğlan?”

İçeriden Dilek ve Coşkun’un uyandıklarına dair tıkırtılar gelince kalktı hemen. İkisi de işe gitmeden soracaktı neler olduğunu. Sonra  çocuklar çıkınca yatar uyurdu nasılsa yine.

“A baba! Çok mu ses yaptık niye kalktın sen?” dedi Dilek onu mutfak kapısında görünce.

“Günaydın!” dedi Fatih bey, kızına uyarı gibi.

“Pardon, Günaydın babacığım!”

“Günaydın baba!” dedi Coşkun da, gözlerini kaçırmaya çalışıyordu babasından ama Fatih bey gözlerini dikmiş bakıyordu doğrudan “Senin ne işin var burada?” diye merak ettiği her halinden belliydi. Sonra geçip oturdu oğlunun yanındaki tabureye.

“Dilek kızım bana da ver bir çay! Madem iki çocuğum da burada bu sabah, ben de kahvaltı edeyim sizinle!”

“Et valla baba!” dedi Coşkun sahte bir gülümsemeyle, masaya yaydığı gazeteyi topladı hemen.

“Herhalde niye geldiğimi merak ediyorsundur?” dedi Coşkun yine yüzüne sahte bir gülücük yerleştirmeye çalışarak.

“Anlatırsın herhalde?” dedi Fatih bey de kızının doldurduğu çaydan bir yudum alarak.

“Gülhayat köye gitti annesigille. Sena istedi bu sefer. Kuzenleri hep gidince o da gidip oynamak istedi! Çocuk işte heves edince gidin dedim bende!”

“Ben de ağabeyimin yanlız kalıdğını duyunca gel bizde kal dedim baba! Yazık garip gibi kalmasın öyle. Bizim evde nasılsa kaynıyor tencere, bir tabakta ona!”

İki çocuğunun yangından mal kaçırır gibi paslaşarak anlattıkları hikayeye pek inanmasa da sesini çıkarmadı Fatih bey. Ters bir durum varsa çıkardı nasılsa ortaya.

Dilek ve Coşkun babalarını öpüp gittiler işlerine. Fatih bey de uykusuna döndü yeniden.

“Hayırlısı olsun bakalım neler görüp, duyacağız!” dedi içinden uykuya dalmadan.

Dilek o gün öğrendi Ertan beylerin evinin havuzunun temizlenmesi gerektiğini. Bir kaç gün içinde dönecekleri tatilden. Onlar gelmeden havuzun temizlenmesini istemişlerdi. Evdekilere bir şey söylemediği için yarın akşam için gelebileceğini söyledi. Zaten bu akşam için bir hazırlığı da yoktu.

Kızının geceleri çalışmasına alışık olan Fatih bey hiç bir yorum yapmadan gitti işe. Coşkun “İstersen ben de geleyim, elalemin evine gece gece nasıl gideceksin?” diyerek ağabeylik taslamaya kalkınca güldü Dilek.

“Ay ilahi ağabey ya! Seni duyanda ilk kez gideceğim sanacak. Bu müşteriler patronum Salih beyin iyi tanıdıkları aileler. Yoksa o da yollamaz beni birinicisi, ikincisi adamlar zaten tatildeler evde kimse yok!”

“E kimse yoksa sen nasıl gireceksin eve?”

“Eve girmeyeceğim ki! Havuzlar bahçede oluyor! Güvenlikten bahçe anahtarını alıp gireceğim. İşimi yapıp çıkacağım!”

“İyi ya işte geleyim ben de, babam da yok ne yapacağım evde tek başıma?”

“Olmaz, kendi evinde ne  yapıyorduysan onu yap! Bak dolapta fasulye var pazardan aldım. Kış için ayıklanması gerek. Çok sıkılırsan onu ayıklarsın!”

Coşkun kardeşinin onunla dalga geçmesine bozulmuştu biraz ama bir şey demedi. Fasulye de ayıklardı, yemekte yapardı. Konu o değildi ki bir kere. Evlenip gittiğinden beri bu evde olan bitenin ne olduğunu hiç düşünmediğini farketti. Öyle ya nasıl dönüyordu bu ev. Kız kardeşi ve babası nasıl yaşıyorlardı o gittikten sonra hiç haberi olmamıştı. Demek bu kız geceleri gidiyordu bu havuz işine, söylemişti ama gece gidiyorum dediğine hiç dikkat etmemişti Coşkun. Babası da bir şey demiyordu üstelik. Şimdi babasının sustuğu yerde Coşkun yükselse dağdan gelip bağdaki düzeni bozmak olacaktı. Sıkıntıyla gidip buz dolabını açtı Dilek çıkınca. Fasulyeleri boşaltacak bir leğen aradı. Sonra televizyonu açıp başladı hepsini hırsla ayıklamaya. Çok gecikir miydi ki bu kız?

Gittikleri sahil evinde yaşıtı çocuk olmadığı için daha  ikinci günden sıkılmaya başladı Ömer. Ertan bey ne kadar onu oyalamaya gayret etse de başladıkları her oyunu on dakika sonra sıkıldım diye bırakıyordu. Arabayla çevredeki yerleri gezdiler, yüzdüler, eğlendiler oynadılar ama ne yazık ki bir haftayı doldurmaya yetmedi.

“Nasılsa iznin devam ediyor, evimizde daha güzel vakit geçirebiliriz birlikte!” dedi sonunda çocuk. Ertan bey de itiraz etmedi. Karısı öldüğünden beri bir türlü travmayı atlatamayan oğlunun mutlu etmeyi başaramamıştı. Doktoru “Olacak! Ama sizin sabırlı olmanız gerek! O daha çok  küçük bir çocuk, ölümü bile anlayacak yaşta değil! Şimdi siz hem annesinin hem de kendinizin rolünü birleştirip birlikte götürmek zorundasınız!”

Neyse ki asi bir çocuk değildi Ömer. Sadece kendini daha güvende hissediyordu. Doktoru da söylemişti bunu. Annesi evin dışında bir yerde kaza geçirip öldüğünden beri o da en güvenli yerin ev olduğu algısını geliştirmişti. Bu yüzden başka yerlere gittiklerinde tedirgin oluyordu. Kısa tatillerle bu tedirginliği yenmeye çalışıyordu babası ama onun artık noktayı koyduğu yerden sonrasını da uzatarak çocuğu zorlamak istemiyordu. Doktor da bunu yapmamasını söylemişti zaten.

Bu yüzden itiraz etmeden tuttukları evin parasını ödedi ve eşyalarını toplayıp, kararlaştırdıkları tarih dolmadan eve döndüler. Ömer dönüş yolunda son derece mutluydu. Onun mutlu olması da Ertan bey için en önemli şeydi zaten. Baba-oğul bu kez tatilin kalan kısmında evde neler yapcaklarını planlamaya başladılar yol boyunca. Yol uzun sürdüğü için Ömer daha varamadan uyuyup kaldı. Ertan bey onu kucaklayıp yatağına yatırdıktan sonra bir süre seyretti oğlunu ve alnına bir öpücük kondurarak perdeleri kapatmak için pencereye yaklaştı.

Önce yanlış gördüğünü sandı ama sonra daha dikkatli bakınca havuzda birinin yüzdüğünü gördü. Bir kadın. Perdeleri kapatıp, merdivenlerden indi yavaşça ve hemen güvenliği aradı. Güvenlik bir kaç saat önce  havuzu temizlemek için bir kadının geldiğini söyleyince derin bir nefes aldı ve tekrar yukarı çıktı. Odasındaki televizyonu açıp izlemeye başladı ve bir süre sonra yolun da verdiği yorgunlukla uyuyup kaldı.

Dilek evin ışıklarının çoğaldığını farketmeden işini tamamlamıştı. Zaten temizlik için mayo benzeri bir tulum giydiğinden bir kaç kez boylu boyunca yüzdü havuzda. Kendi evlerinin bir havuzu yoktu ya da tatile gidecek durumları yoktu ama o da böyle kendini serinletebiliyordu.

Yüzmeyi çocukluğundan beri çok severdi. Küçükken okul tatil olduğunda babası onları köye babaannesinin yanında gönderirdi. Babaannesinin köyünün yakınındaki dere çocukların en sevdiği eğlence alanıydı. Hepsi birden kıyafetleri ile suya atlar oynarlardı. Biraz aşağıda derenin gölet olduğu bir başka yer daha vardı. Orayı tüm çocuklar bilmezdi. Babaannesi ot toplamaya oraya gideceği zaman Dilek ve Coşkun’u da yanına katar gölete giderlerdi. Otları topladıktan sonra da hep birlikte gölete girip yüzerlerdi. Dilek’te Coşkun’da yüzmeyi bu gölette babaannelerinden öğrenmişlerdi.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s