Masal – Bölüm 1

biri varmış, ünü yaşamış çalmış.
biri yokmuş, dünü yaşamış kalmış..
vermek diye bir şey dururken, saklı;
biri gelmiş, günü yaşamış almış.

Özdemir Asaf

“Haydi baba anlatsana masalı!”

“Ama bu defa gözlerini kapatacaksın yoksa anlatmam!”

“Tamam!” diyerek gözlerini sımsıkı kapattı Ömer.

Akşamları babasının ona anlattığı masallarla uyumak en büyük zevkiydi. Yedi yaşına gelmişti artık ama yine de uyumadan önce babası yanında olsun istiyordu. Annesi olsun isterdi aslında ama ne yazık ki bu mümkün değildi artık.

Babası Ertan bey, Ömer’in gözlerini kontrol ettikten sonra başladı anlatmaya.

“Sadece rüyalarımızda gördüğümüz bir yerde çok güzel bir kız, bir prenses, güneşin doğduğu yerden, yani denizin ortasından gelmiş, altının ne olduğunu bilmese bile, altın rengi kumları üstünde gezer, denizden gelen dalgaların köpüklerini izlermiş, tabii onların köpük olduklarını bilmeden…”

Ömer gözlerini açmadan mırıldandı, “Annem!”

Ertan bey beklemediği bu yorum karşısında yutkundu ama bir yorumda bulunmadı. Ömer’in gözlerini açmaması için devam etti masala.

“Günün birinde çocukla karşılasmış. güneşin battıgı yerden gelen, ağacların arasından. sessizlik ve gölgeden, dökülen ve kuruyan yaprakların içinden.
Bir gün kumsala rastlamış yolu çünkü çocuğun. hiçliği ve hiç bir zamanı düşünürken, ağaç köklerini izlerken görmüş denizin mavisiyle güneşin parıltısını.
Gözlerine inanmış, uyanıkken gördüğü rüyalarında gördüğü şeylerin yanında o kadarda şaşırtıcı gelmemiş gördükleri. Yıllar önce kaybettiği bir şeyleri arıyor gibiymiş.”

Bu defa açtı gözlerini Ömer “Benim değil mi baba! Annemi aramaya geldim o kumsala. Bir gün o kumsaldan bana geleceğini biliyorum çünkü. Annem iyi bir yüzücü çünkü ve o hâlâ yaşıyor. Bize gelmek için yüzüyor!”

“Ömer! Ömer lütfen oğlum bunu defalarca konuştuk seninle. Annen geri gelmeyecek biliyorsun!”

Ömer’in gözlerine derin bir hüzün yerleşti yeniden.

“Gelecek ama sen inanmak istemiyorsun!”

Sırtını babasına dönüp girdi yorganın altına, “Başka masal istemiyorum bu gece!” diye homurdandı yorganın altından.

Ertan bey de çok üzülmüştü seçtiği masalın böyle bir noktaya gelmelerine neden olmasına.

“Bundan sonra daha dikkatli olmalıyım masal seçerken!” diye mırıldandı kendi kendine ve sonra sesine olabildiğince şefkat katıp seslendi oğluna.

“İyi geceler Ömer! Seni seviyorum oğlum!”

Cevap vermedi Ömer. Gözlerinden bir damla yaş düştü yastığa sadece. O annesinin bir gün yüzerek geleceğine  inanıyordu. Arkadaşı öyle söylemişti. Anneler çocuklarını öyle severdi ki nerede olurlarsa olsunlar, hatta cennette bile. Bir yolunu bulup gelirlerdi. Annesi o deniz kazasından beri yüzüyordu mutlaka. Yüzüyordu çünkü Ömer’e gelecekti bir gün. O da sabırla bekleyecekti o günü.

Babasını ve on  beş günde bir gittikleri o psikiyatrist denilen kadını anlamıyordu bir türlü. Bir masala ya da annesinin bir gün geri geleceğine inanmasının ne sakıncası vardı sanki. Neden kötüsünü düşünmek zorundaydı. O inanıyordu ve bu inanç onu mutlu ediyordu. İnsanların çocuklarından alıkonulup bir daha dönemeyecekleri yerlere hapsedilip adına da cennet denmesi çok mu iyi bir fikirdi sanki? Bu güne kadar kimse yapamamış olsa da onun annesi yapabilirdi. Amerika’da eğitim görmüştü, çok ama çok akıllı bir kadındı. Babası her zaman öyle demiyor muydu. O kadar akıllı bir kadının cennetten kaçıp, oğluna gelmesini kim engelleyebilirdi ki!

Bir gün geldiğinde en çok babası şaşıracaktı bu yüzden! İnanmadığı için çok şaşıracaktı. Ömer hiç şaşırmayacak, koşarak gidip sarılacaktı annesine.

“Biliyordum!” diyecekti, “Ben biliyordum ama kimse bana inanmak istemedi. Hoşgeldin anneciğim!”

Sonra annesinin geri geldiği rüyalara daldı yavaşça.

Ertan bey ertesi gün çıkacakları tatil için hazırlıkları yapıyordu. Oğluyla biraz zaman geçirmek için işlerini ancak bir haftalığına ayarlayabilmişti. Sakin bir sahilde baba oğul bir ev tutmuşlardı. Birlikte yüzecekler, kumlarda oyunlar oynuyacaklardı. Karısının o gemi kazasında vefat etmesinden beri ikisi de denizin üzerinde yüzen hiç bir şeye binmiyorlardı.

Onlar yokken evin ve havuzun temizlenmesini istiyordu. Yaz henüz başlamıştı. Şimdilik başka tatil imkanları varmış gibi gözükmediğine göre, hiç değilse havuzdan faydalanabilirlerdi. Ömer’in bakıcısı Gülçin hanıma da izin verdiği için Hamza beye mesaj attı. Hamza bey yıllardır onların yanında çalışırdı. Ömer doğmadan önce başlamıştı hatta. Eşinin vefatından beri de aileden biri gibi olmuştu. Her şeyi ona emanet ederdi Ertan bey.

“Evin ve havuzun temizlenme işini ayarladın değil mi? Biz Ömer ile yarın sabah çıkıyoruz. Bir hafta sonra geldiğimizde, Gülçin hanım, ev ve havuz hazır olsun. Güvenliğe bahçenin anahtarını bırakırım”

“Tamam efendim. İyi tatiller!” diye mesaj geldi beş dakika sonra Hamza’dan.

Ertan bey oğluna anlatmak  için seçtiği masal yüzünden hâlâ pişmanlık duyuyordu. Sınıfta hayalperest bir arkadaşının anlattıkları yüzünden annesinin geri geleceğine inanırken bir de tam onunla ilgili bir masal seçip anlatmıştı. Aslında aklında yarın gidecekleri tatil olduğu için içinde deniz geçen bir masal seçmek istemişti sadece. Ömer’in arkadaşının söylediği “Annen bir gün yüzerek gelecek sana!” sözünü çağrıştıracağını hesaba katması gerekirdi.

Ömer’in doktorunu arayabilirdi belki şimdi ama çok geç olmuştu. Bunu onunla başbaşayken kendi halledecekti. Oğlu ile doğru iletişim kurmak zorundaydılar. Çocukla hayatı boyu doktorlar aracılığı ile anlaşamazlardı.

Ertan beylerin evinde bunlar yaşanırken. Çok çok uzak ve daha fakir bir mahalledeki iki oda bir salon evin salonunda Dilek, ağabeyi Coşkun sohbet ediyorlardı.

“Nasıl böyle bir şey yapabilirsin ağabey? Gülhayat seni terketmekte sonuna kadar haklı!”

“Ya biliyorum Dilek bir de sen üzerime gelme. Yaptım bir eşeklik işte. Ender oynayalım dedi. Biliyorsun yıllardır ikimizin birlikte bir kahve açma hayali var. Bende şeytana uydum o an!”

“Gördün şeytana uymanın sonunu. Evinize haciz geldi!”

“Geldiği yetmezmiş gibi Gülhayat, Sena’yı da alıp giderken ; ‘ Evi geri almadan gelme sakın!’ diye bağırdı yüzüme!”

“Haksız mı?”

“Ya kim haksız diyor kızım, sende gelme üzerime işte! Babama ne diyeceğiz şimdi sen onu düşün!”

Annelerini çocukken kaybeden Dilek ve Coşkun’un babaları gece bekçisiydi. Bu  iki oda bir salon gecekondu tek malvarlığıydı adamcağızın. Gündüz çocuklarına bakıp, geceleri çalışarak büyütmüştü ikisini de. Dilek liseyi bitirebilse de, Coşun ortaokuldan terkti. Okumamıştı ve erkenden evlenmişti. Gülhayat adında bir karısı ve Sena adında da bir kızı vardı.

Dilek babasına borçlarını ödemeleri gerektiğini düşünüyordu. Adamcağız artık iyice yaşlanmıştı. O yüzden elinden geldiğince çok işte çalışıp onu rahat ettirmek istese de hayat herşeyi kolayca çözmeye izin vermiyordu. Gündüzleri iki yıldızlı bir otelin lobisinde duruyor akşamları da otel sahibin tanıdığı insanların evlerine bahçe ve havuz temizliğine gidiyordu.  Genelde sitelerin ve evlerin bahçevanları olduğundan bahçeleler temiz ve bakımlı oluyordu ama onlar havuzlara bakmadıkları için onları temizlemek için ekstra birine ihtiyaçları oluyordu. Özellikle de şehir dışına gittiklerinde ve kıştan çıktıkları mevsim.

(devam edecek)

 

 

 

 


Not : Kullanılan Masal Ekşi Sözlük adlı sitenin aşağıdaki adresinden alıntılanmıştır.

https://eksisozluk.com/masal–58052?p=4
 )

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s