Yalan dünya – Bölüm 12

Serpil akşamın karanlığında iki adamı kapıda görünce endişelendi hemen ; “Hoşgeldiniz! Bir sorun mu oldu? Nurten hanım iyi mi?” dedi merakla.

“Nurten iyi selamları var. Seninle konuşmaya geldik kızım müsaitsen!” dedi Sunullah bey soğukkanlılıkla.

Bir şeylerin yolunda gitmediğini anlayan Serpil kapıdan geri çekilip buyur etti onları küçücük evine. Evin öyle çok eşyası, lüksü yoktu. Yine de şirin, yaşanabilir bir düzen sağlanmıştı. İki adam konuşmadan kanepeye yerleştiler. Serpil de bir sandalye çekip oturdu karşılarına.

“Bir çay demleyeyim ister misiniz?” dedi nazikçe.

“Gerek yok kızım. Zahmet etme!” dedi Sunullah bey.

Ekrem dili tutulmuş gibi hiç konuşmuyordu. Başını önüne eğmiş devamlı parmakları ile oynuyordu. Gerçeklerle yüzleşmeye hazır olmadığını hissediyordu ama bu aşamdan sonra her şeyi öğrenmesi gerekiyordu artık. Asuman’a saygısından en azından bunu yapmak zorundaydı. Bir kaç dakikaklık huzursuz bir sessizlikten sonra başını kaldırıp baktı Serpil’e. Sunullah bey oğlunun kişisel mevzusu olduğu için karışmak istememişti başından sözü ona bırakmıştı.

“Bu gün eski nişanlın ile tanıştım!” dedi kızın gözlerinin içine bakarak Ekrem. Yalan söyleyip söylemeyeceğini merak ediyordu.

“Anlamadım?” dedi Serpil kaşlarını çatarak, “Eski nişanlım da kimmiş?”

“Bana seni eski mahallenden tanıdığını söyledi, adını bilmiyorum. Anneni de tanıyormuş!”

Son cümleyi öyle bir vurguyla söyledi ki, Serpil sorunun annesi olduğunu anladı hemen. Demek annesinin bir katil olduğunu öğrenmişler, işten çıkaracaklardı onu.

“Size ne söyledi?” dedi Serpil başını dik tutarak. O annesinin suçsuz olduğunu biliyordu. Bundan utanacak da değildi. Artık bıkmıştı bu hikayeden kaçmaktan. Annesinin hapisteki arkadaşının söyledikleri geldi aklına. Annesinden utanmaya mecbur bırakmaya çalışıyordu insanlar onu ama o annesinin suçsuzluğuna inanıyordu ve sonuna kadar arkasında duracaktı.

“Annenin hayin bir katil olduğunu, karnında çocuğu ile genç bir kadını öldürdüğünü söyledi!” dedi Ekrem’de diklenerek. Sunullah bey elini oğlunun bacağına koydu sakin olması için.

“Annem bir katil değildi, ona iftira atıldı!” dedi Serpil ayağa kalkarak.

“Ama mahkeme de kadını öldürdüğünü kendisi itiraf etti!” dedi Ekrem’de ayağa kalkarak.

“Yalan söylüyordu! O bir katil olamayacak kadar iyi bir kadındı. Ayrıca küçük güçsüz bir kadındı. Tek başına birini öldürmesi değil, düşürmesi bile mümkün değildi!”

“Ama kasıtlı yaptığını söyledi mahkemede öyle değil mi? Hem de altı yüz lira için!”

Serpil oturdu sandalyeye çaresizce, “Baya şey anlatmış size bu eski nişanı kimse!” dedi kendi kendine. Sonra “Yusuf!” dedi hınçla, “Ama neden?”

“Demek  kabul ediyorsun eski nişanlın olduğunu!” dedi Ekrem bu kez hâlâ ayaktaydı.

“İnanamıyorum bunu  yaptığına!” dedi Serpil kendi kendine, “Yaptıkları yetmezmiş gibi, bunca yıl sonra ne istiyor hâlâ benden? Ben sadece ekmeğimin peşindeyim!” diyerek ağlamaya başladı Serpil.

Sunullah bey oğlunu kolundan çekerek oturttu yerine.

“Kızım kim bu adam anlat biz de bilelim.” dedi sonra Serpil’e bakıp.

Serpil Yusuf’ların mahalleye taşınmasından itibaren olanları özetle anlattı yaşlı adama. Ekrem’in yüzüne hiç bakmıyordu bu sırada. Bakamıyordu daha da doğrusu. Annesi katil bilinen bir kızı istemezdi tabi artık.

“Söylediklerine bakılırsa hâlâ senden umudunu kesmemiş! Kendine dikkat etsen iyi olur!” dedi Sunullah bey olanları dinledikten sonra, “Gelelim annene! Annenin hamile bir kadını öldürdüğü ve hapiste öldüğünü doğru mu?”

Ağlayarak başını salladı Serpil.

“O bir katil değildi. O kamera görüntülerinde annem olduğu ispatlanamadı. Dört kişi geçmişti o sokaktan. Annem sonradan ne olduysa ben yaptım diye tutturdu. Sonra hapishanedeki arkadaşına anlatmış gerçeği. O öldükten sonra öğrendim bende.”

“Neymiş o gerçek?” dedi Ekrem bu defa bağırmadan.

“Ben kimseyi öldürmedim, kızımı korumak için üstlendim demiş”

Ellerini yüzüne kapatarak ağlıyordu Serpil sarsılarak hâlâ.

“Annem o gece gerçekten dükkandan geç dönmüştü ama son anda çorba içmeye gelen iki adam olduğunu söyledi. Eve geldiğinde her şey çok normal gözüküyordu. Kendinden daha iri bir kadınla boğuşmuş olsa üzerinden başından belli olmaz mıydı? Ayrıca para da pulda gözü olan bir kadın değildi ki o!”

“O kadınla konuştuktan sonra neden davayı yeniden açmadın onu aklamak için” dedi Sunullah bey yeniden.

“Bu neyi değiştirirdi ki kimse inanmazdı artık. Ölmüştü o. O kadına itiraf ettiğini kimse bilmiyordu, kaldı ki kadın da bir mahkumdu zaten. Ona da kimse inanmazdı. Ayrıca o kadının ailesini de düşündüm. Sonuç alamayacağım bir girişim için o ailenin yeniden cannı yakmaya değmezdi. Karısını kaybeden o adamın yerine koysanıza kendinizi…” derken dehşetle başını kaldırıp baktı Ekrem’in yüzüne. Halime hanım onun karısını üç yıl önce kaybettiğini söylemişti. Gecenin bir yarısı Serpil’in annesi katil diye babasını alıp bu eve gelmesine ne gerek vardı. İstese ertesi gün onu şirketten kovdurabilirdi.

“Ne olur bana o kadıncağızı tanımadığınızı söyleyin!” dedi yalvararak, “Ne olur!”

Ekrem başını önüne eğdi. Sunullah beyin gözleri ıslanmıştı, “Gelinimdi” dedi sadece.

Serpil o an yer yarılsa içine girebilecek kadar kötü hissediyordu kendini. Bu nasıl mümkün olabilirdi. Nasıl olmuşta tam da o kadının kocasının yanında işe girmişti. Yüksek sesle kendi kendine bunları sorarken Sunullah bey girdi araya.

“Dahası eski nişanlın bunları nereden biliyordu?”

Serpil acıyla kıpırdandı yeniden.

“Allahım bu nasıl bir kabus!” diyerek ağlamaya devam etti, “İnanın size ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Bilmiyordum ben sizin o aile olduğunuzu bilmiyordum! Benim annem bir katil değil!” diyerek bir yanan çırğınıp bir yandan ağlıyordu artık. Sinir krizine girmişti.

Sunullah bey hemen kızın kollarını tutarak sakinleştirmeye çalıştı. Masanın üzerinde duran kolonyaya uzanıp sildi yüzünü. Ekrem şaşkın bakışlarla izliyordu olanları. Ne yapacağını bilemiyordu artık. Yardım etmek ona sarılıp sakinleştirmek istiyordu bir tarafı, bir tarafı engel oluyordu ona.

“Onu böyle bırakıp gidemeyiz. Bir hastaneye götürelim!” dedi Sunullah bey şaşkın şaşkın bakan oğluna.

Ekrem başını sallayıp dışarı çıktı arabanın yanına, Sunullah bey Serpil’i kucaklayıp bindirdi arabanın arka koltuğuna. Annesi gibi ufak tefek bir kadındı o da. Sunullah beyin göğsünde kendinden geçti Serpil arabada.

“Bu kız yalan söylemiyor!” dedi Sunullah bey emin bir sesle, “Senin kim olduğunu gerçekten bilmiyordu”

Ekrem cevap vermedi, “Asuman bunu neden yaptın? Bir işaret ver ne olur! Sende mi kızgınsın bana yoksa! Bu bir intikam mı?” diyordu sürekli içinden.

Nurten hanım bir türlü haber çıkmayan oğlu ve kocasınına ardından endişe ve merak içinde beklerken sonunda dayanamayıp aramıştı kocasını. Sunullah bey karısına kısaca olanları anlattıktan sonra hastanede olduklarını söyledi. Doktor kızın şok geçirdiğini söylemişti. Bir sakinleşici yapılmış ve derin bir uykuya dalmıştı.

“Burada bırakıp çıkmak olmaz şimdi! O yüzden ayılana kadar bekleyeceğiz Ekrem’le! demişti kapatırken. Bu son cümleyi kendisine değil Ekrem’e söylediğini anlamıştı Nurten hanım kocasının ses tonundan.

Ne diyeceğini bilemez durumda kapattı telefonu.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s