Yalan dünya – Bölüm 11

Dalgın dalgın eve yürüyen Ekrem’e yanaştı Yusuf, “Pardon bakar mısınız?” dedi Ekrem elini bahçe kapısına attığında.

“Buyurun?” dedi Ekrem dönerek. Şirketin müşterilerinden birine benzetmişti adamı.

“Siz beni tanımazsınız” diye söze başladı Yusuf, “ama ben kız arkadaşınızı çok eskiden beri tanıyorum.”

“Ne kız arkadaşı?” dedi Ekrem şaşkınlıkla, “Benim kız arkadaşım falan yok!”

Akşam akşam çattık herhalde dedi içinden.

“Tabi bir şirket müdürü olarak, şirketin çaycısı ile kırıştırdığınızının bilinmesini istemezsiniz. Anlıyorum. Niyetiniz ciddi olsaydı durum böyle olmazdı elbette!”

Adamın bu cürretkar konuşması ve doğrudan Serpil’den aralarında bir şey varmış gibi bahsetmesi canını sıkmıştı Ekrem’in.

“Siz de kimsiniz gelip hayatım hakkında ahkam kesiyorsunuz. Bizim şirket çaycımızla aramızda bir ilişki falan da yok! Olsa da sizi hiç ilgilendirmez.”

“Evet eski sözlüsü olarak belki ilgilendirmez ama sizin onun hakkında bilmeniz gerekenler bende olunca belki sizi ilgilendirir!” dedi Yusuf arsız arsız konuşmasına devam ederek. Hastalarından biri görse onu bu haliyle kesinlikle inanamazdı aynı doktor Yusuf ile konuştuğuna.

“Beyefendi öyle çulsuz birine benzemiyorsunuz derdiniz nedir sorabilir miyim?”

“Sizi uyarmak için geldim!”

“Ne için uyarmak?”

“Karınızın katilinin kızı ile kırıştırdığınız hakkında uyarmak!”

Ekrem beyninden vurulmuşa döndü Asuman’ın adı geçinde, sinirine hakim olamayım iki yakasına yapıştı Yusuf’un.

“Sen ne diyorsun be adam?”

“Ne dediğimi duymadın mı? Karını öldüren kadın Serpil’in annesiydi! Ona sor istersen, bana da bir dost de!” diyerek yakalarını kurtardı şaşkınlaşan Ekrem’in elinden ve pis pis gülerek uzaklaştı yanından.

Bu aşamdan sonra müdürün Serpil ile birlikte olmayacağından adı gibi emindi. Serpil’e ondan bahsetse bile Yusuf olabileceği aklına bile gelemezdi kızın. Tam bu esnada yıllardır hasretle arıyor gibi ortaya çıkacak ve onun yaralı kalbine merhem olacaktı yeniden.

Ekrem ne söyleyeceğini, ne düşüneceğini bilemez halde bakakalmıştı Yusuf’un arkasından. Asuman’ı  öldüren kadının adını hatırlamaya çalıştı. Neriman ya da o da benzer bir şeydi. Peki ya soyadı neydi?

Koşarak eve girdi ve dava dosyalarını koydukları dolaba uzandı. Hiç bir davaya katılmamıştı. Bu nedenle katilin yüzünü görmemişti. Görmekte istememişti zaten. O yaşta bir kadının neden gece yarısı karısına saldırdığına bir anlam verememişti sadece. Kadının akli dengesinin yerinde olmadığını düşünürdü eğer kadın “Kasıtlı olarak ben yaptım!” diye itirafta bulunmasaydı.

Dosyaları karıştırıp “Nermin Taştan” diye okudu adı yüksek sesle, “Serpil Taştan!” dedi sonra hayretle ve oturup kaldı dolabın önündeki koltuğa. Asuman o kahve ile Serpil’i işaret ederken onun katilinin kızı olduğunu mu söylemeye çalışıyordu yani. Ondan uzak dur demek istese neden en sevdiği kahve ile yapsındı bunu. Kafası karmakarışık olmuştu. Serpil onun kim olduğunu biliyor muydu acaba? Ondan intikam almak için mi gelip girmişti şirkete?

“Yok canım saçmalama!” dedi yine yüksek sesle.

O sırada Ekrem’in kendi kendine konuştuğunu duyan annesi girdi odaya. Oğlunun yüzünün kağıt gibi bembeyaz olduğunu görünce telaşlandı.

“Ekrem ne oldu oğlum?” diyerek geldi yanına ve kucağında Asuman’ın dava dosyalarını görünce şaşırdı yeniden ve elini tutup gözlerine baktı Ekrem’in.

“Anne! Serpil Asuman’ın katilinin kızıymış!” dedi Ekrem sayıklar gibi.

Ekremin ne söylediğini başlangıçta anlayamayan kadıncağız bir süre sonra toparladı zihnini.

“Serpil? Şu çaycı kız mı?” dedi öfke ve şaşkınlık arası bir sesle.

“Evet!”

“Kendi mi söyledi?”

“Hayır, az önce eski nişanlısı ile konuştum!”

Nurten hanım hiç bir şey anlamamıştı olanlardan. Son günlerde her şey yoluna girdi diye sevinirken şimdi sanki başa dönmüş gibiydiler.

“Ekrem, anneciğim bir sakin ol önce! Kendine gel! Kızın nişanlısı nereden gelip bulmuş seni? Doğru söylediği ne belli? Bir  yanlış anlaşılma da olabilir”

“İşte o yüzden açtım dosyayı anne, soyadları aynı baksana! Adam her şeyi biliyordu!”

“Tüh! Tüh! Görüyor musun başımıza geleni!” diye oturuverdi halının üzerine Nurten hanım.

Karısı ve oğlunun heyecanlı seslerini duyan Sunullah bey de geldi odaya sonra. Nurten hanım dura dura anlattı kocasına olanları.

“Tamam diyelim öyle! Neyiniz var sizin böyle! Kız bir zarar mı verdi ki hayıflanıp duruyorsunuz ikiniz birden!” dedi Sunullah bey gayet sakin bir sesle. Her zaman olayların bütününü görüp soğukkanlı davranan o olurdu ailede.

Nurten hanım kocasının söylediği cümleyi dinleyince toparlandı biraz.

“Doğru diyorsun Sunullah! Oğlum sen bu kızla bir şey yaşadın, paylaştın mı? Ya da ondan öyle bir talep geldi mi?”

“Hayır anne! Hatta ben istedim o kabul etmedi!”

“Gördün mü zarar vermeye niyeti olan yapar mı öyle? Baban doğru diyor.”

“Oğlum git kızla konuş doğrudan belki  bir hata var, belki acı da olsa bir tesadüf bu yaşanılanlar. Kadının öldüğünü söylememiş miydin zaten sen?”

“Evet!” dedi Ekrem düşünceli bir sesle.

“Yok Sunullah konuşmasa mı ki?” dedi Nurten hanım yine kafası karışarak.

“Yahu kızı ikimizde görmedik mi Nurten? Rol yapıyorduysa bravo derim ama kız gayet munis az konuşan kendi halinde bir gariban. Belli ki eski nişanlısının da bir garezi var gelip bizim oğlana yumurtlamış. Yoksa kimsenin ruhu duymayacaktı zaten.”

“İyi ya işte! Belki oyununun ortaya çıkacağını hiç düşünmemişti! Allah bizi koruyor!”

“Yahu Allahaşkına senaryo yazmayı bırakın! Oğlan gitsin doğrudan konuşsun. Zaten oyunsa bozuldu işte. Değilse de kızın da haberi olsun bu nişanlının geldiğinden. Ekrem’de ayağını denk alsın bundan sonra! Ne diyeyim başka?”

“Haklısın baba! En iyisi yüzleşmek!” dedi Ekrem ayağa kalkıp ve doğruca dışarı çıkıp bindi arabasına.

“Sunullah sen de mi gitseydin?” dedi Nurten hanım Ekrem kapıya yürüken. Sunullah bey de karısının korku dolu yüzünü göründe “Tamam!” dedi yürüdü oğlunun peşinden.

Yol boyunca konuşmadı baba oğul. Ekrem’in içi ikilemlerle doluydu. Serpil’e öyle ısınmış ve alışmıştı ki, şimdi birden bire ortaya çıkan bu durum karşısında ne yapacağını bilemiyordu. Karısının katili olan kadının kızı ile birlikte olması Asuman’a yapılacak en büyük ihanet sayılırdı herhalde! Kızsa mı, üzülse mi bilmiyordu!

“Ekrem sakin sakin düşün oğlum. Kızı bir dinle önce. Kafanda kurgu yapma!”

“Asuman’ı düşünüyorum baba! Ona ihanet etmişim gibi hissediyorum!”

“Saçmalama yahu! İhanet neymiş. Senin karın öleli üç yıl oldu. Bekar bir erkeksin. Nereden bileceksin böyle durumlar olacağını? Müneccim misin? Ayrıca bir şey de yaşamadım diyorsun! Aklını başına topla. Kıza da saldırma sakın! Bir dinleyelim bakalım. Oyun mu değil mi anlarız! Hem oyun olsa neyin oyunu olacak. Anası itirafçı oldu zaten sen iftira atıp hapse attırmadın ki. Davalara gidip görmedin bile kadını! Niye intikam istesin senden?”

Babasının sözleriyle iyice karıştı Ekrem’in aklı. Gece kondunun ışıkları yanıyordu. İki adam sessizce arabadan inip çaldılar kapıyı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s