Yalan dünya – Bölüm 8

Ekrem bir süredir yakından görmek istediği çaycı kız ile biraz konuşmak için bunu bir fırsat olarak düşündü ve bardakları makinaya dizen Serpil’e çay ocağının kapısından eğilerek onu eve bırakacağını söyledi.

Koskoca birim müdürünün bu teklifinden mahcup olan Serpil, “Zahmet etmeyin, giderim ben!” dedi hemen.

“Olur mu bu saate kadar hizmet verdiğinize göre şirketin de sizi düşünmesi gerek. İşiniz bitince lütfen bilgi verin çıkalım!” diyerek ofisine geçti Ekrem.

Serpil yarım saat sonra işini tamamlayıp tıkladı adamın kapısını, “Geliyorum!” dedi Ekrem’in sesi içeriden. Birlikte garaja indiler. Bu saatte kimseler kalmamıştı şirkette. Serpil bir kez daha “Zahmet etmeyin giderim ben!” dediyse de Ekrem bey ısrar edince uzatmadı ve söyledi adresini.

Ekrem yol boyunca Serpil hakkında bir şeyler öğrenmeye çalıştıysa da Serpil ketum davrandı ve pek bir şey söylemedi. Artık geçmişle ilgili konuşmak veya olanlarla yüzleşmek istemiyordu zaten. Ekrem beyin yol boyu sessizlik olmasın diye sorduğunu biliyordu.

Oysa Ekrem Serpil’in düşüncesinin aksine merak etmeye başlamıştı bu gizemli kızı. Hele ki Asuman’ın onu gönderdiğine kendini inandırdıkça iyice artmıştı merakı. Kızı bırakıp eve döndükten sonra Asuman’ın fotoğrafına bakıp konuştu uzun uzun.

“Biliyorum artık hayata bağlanmam gerektiğini düşünüyorsun ve muhtemelen yaşamın tadını bana hatırlatmak için o kahveyi gönderdin. İnan öyle özlemişim ki ama seninle tattığım bu yalan dünya, sensiz eskisi gibi asla olmuyor ki. Baksana şu halime, çaycı bir kızdan meden umuyorum belki de anlamsızca. Senin gibi aslında o da belki, az konuşuyor ama sanki çok yaşatıyor gibi. Bilmiyorum Asuman, bir şeyler hissettiğimi sanıyorum belki de. Bir sütlü kahve bu kadar etkiler mi bir insanı sahiden?”

Sonraki günlerde kendini Serpil’i düşünmekten alıkoyamadığını fareketti, aslında her sabah masasındaki kahve neden oluyordu buna elbette. Önce Asuman, ardından Serpil. Nurten hanım oğlunda bir şeylerin değiştiğini farkediyordu aslında ama Ekrem hiç bir şey söylemediği için anlamlandıramıyordu.  Ekrem’in babası Sunullah  beye “Bu oğlanın hayatına biri mi girdi acaba Sunullah? Sana da biraz farklı, biraz daha keyifli gibi gözükmüyor mu son zamanlarda? Baksana kahve içmeye bile başlamış!”

“Sus Nurten sus! Nazar etme! Ben de diyecektim sana ama korkumdan diyemedim yanılıyorsam diye. Asuman  çok iyi bir kızdı, evladımızdan farklı değildi bizim için ama o da istemezdi bu oğlanın ömrünün sonuna kadar yas tutmasını. Keşke yüce Rabbim izin verseydi birlikte yaşlansalardı seninle ben gibi ama işte elden ne gelir! Takdiri ilahi!”

Nurten hanımın da gözleri doldu kocasının sözlerine. Bir de gelinin ailesi ile kötü olmuşlardı bu yüzden. Asuman’ı gecenin kör vakti sokakta bir başına bırakıp toplantılara katıldığı için affetmemişlerdi Ekrem’i. Oysa Ekrem karısını almak için gelecekti ama toplantı uzayınca arayıp beklemesini söylemişti. Asuman dinlememiş “Dönerim ben!” demişti.

“Saat henüz erken Ekremciğim sen çalışmana bak, eve gidince ararım!” demişti en son ama arayamamıştı zavallı kadın. Durakta hayin bir saldırıya uğramıştı cüzdanındaki altı yüz lira yüzünden. Doğacak bebeklerinin mobilyaları için babası vermişti Asuman’a o gün parayı. Eski mahalleye gelmişken annesinin evinden çıkıp çocukluk arkadaşı Semiha’ya uğramıştı. Arada bir gelir buluşurdu onunla buralarda zaten. Laf lafı açınca saatin ilerlediğini farketmemişler geçe kalmıştı. Kocasının işinin uzun süreceğini bildiği , Semiha’da ertesi gün işe gideceği için saati farkedince aceleyle kalkmış. Otobüsle gitmeye karar vermişti. İşte ne olduysa o durakta olmuş bebeğiyle birlikte can vermişti başını demirlere çarpıp.

Nurten hanımın ciğerinden bir parça koptu yeniden olanları hatırlayınca. Ekrem’in vicdan azabından kurtulması da uzun zaman almıştı. Daha yeni yeni affediyordu kendini olanlar yüzünden. Asuman’ın ölümünden sonra iyice içine kapanmış işinden başka bir şey düşünmez olmuştu. Aklında ailesi ve işinden başka hiç bir şey olmuyordu. En azından dışarıya öyle gösteriyordu. Karısını çok severek evlenmişti, hele bir de çocukları olacağını duyunca sevinçten deliye dönmüştü karı koca. Daha doğmadan onun geleceği için daha çok çalışmak ve ona güzel şeyler bırakmak için planlar yapmaya başlamıştı Ekrem. Başlarına gelenlere inanamıştı uzun süre. Hangi yaratık hamile bir kadına saldırırdı gecenin bir yarısı. Sadece parayı alıp gitmek yeterliyken bir de cana kıymaya ne gerek vardı. Hırsızlığı bile mazur görebilirdi eğer karısı ve doğmamış çocuğunu ona bırakabilselerdi. En az bir yıl bunları söylerek ağladı Ekrem. Nurten hanım ve Sunullah bey evlatlarını teselli edecek kelimeleri bulamaz oldular bir süre sonra. Sonunda sustu Ekrem. Öyle bir sustu ki bir daha hiç bahsetmedi karısı ve doğmamış çocuğundan. İşte o zamandan beri ilk kez sesinde bir cıvıltı farketmişti Nurten hanım oğlunun. İnsan evladını tanımaz mıydı.

“İnşallah yeni bir aşk, yeni bir hayattır oğlum için Allah’ım” diye dua etmişti içinden. Sunullah bey ile paylaşıp onunda farkettiğini anlayınca çok sevinmişti.

Öte tarafta Yusuf evlenmiş bir çocuk sahibi bile olmuştu. Ancak Serpil’i asla unutamıyordu. Nermin hanım gece rüyalarına giriyor “Hayin katil!” diye bağırıyor kan ter içinde fırlıyordu yataktan. Ne ailesine, ne de avukat eşine anlatamadığı bu vicdan azabı, bir zamanlar deli gibi aşık olduğu Serpil’in hasretine karışıyor iyice şaşırıyordu ne yapacağını. Herkesten gizli onun  izini sürmeyi denemiş ama henüz bir bilgiye ulaşamamıştı. Ne yaptığını, ne halde olduğunu merak ediyordu. Onu hâlâ seviyordu ayrıca. Evlenmişti annesinin zoruyla evet. Karısı kötü biri de değildi üstelik. Kalbini ona veremiyordu sadece. İki yaşına yaklaşan bir kızları olmuştu ve ikinci çocukları da yoldaydı. İkisinin de annesi iki kardeş büyürler biz bakarız diye ısrar etmişlerdi. Herkes çok mutluydu Yusuf hariç. Ne olursa olsun, Serpil’i bulup en azından konuşmak istiyordu. Her gece uyumadan Nermin teyzenin yüzünü rüyalarında görmemek için dua ediyordu Allah’a. Çok büyük hatalar yapmıştı ama bunu anne ve babasını ve Serpil’i korumak için yapmıştı. Şimdi doktordu ailesine hiç bir şey olmamıştı. Serpil’e eş olamamıştı ama en azından onun iyi olduğunu umuyordu. Nermin teyze için çok üzülmüştü ama bunca insanın hayatını kurtardığına inanıyordu hâlâ. Ölmeden önce Serpil’e itiraf ederdi belki yaptıklarını. Ya da edemezdi bilmiyordu ama tek bildiği onu yeniden görmek ve içindeki bu sıkıntıdan kurtulmak için çok şeyi feda edebilirdi. Bir süredir ara verdiği arama çalışmalarına yeniden başlamaya karar verdi ve bir arkadaşının önerdiği bir adamla anlaştı kimseye söylemeden.

Adamın işi kayıp kişileri arayıp bulmaktı. Serpil’i bulsun, ne halde olduğunu söylesin. Yusuf ondan sonra karar verecekti ne yapacağına.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s